![]() |
| 16 OCAK 1997 PERSEMBE |
![]() |
Yıllarca hayatımızı karartan terör kâbusunun devlet içinde oluşmuş bir çete tarafından yaratıldığını söyleyen birine, üç ay önce "tımarhanelik" diye bakardık. Şimdi "olur mu olur" diye dinliyoruz. ANAP Genel Başkan Yardımcısı Eyüp Aşık, sağdaki ve soldaki terör örgütlerini "çete"nin yönettiğini iddia etti: "Herkesi sağcı adama vurduramazsınız.. PKK'lıyı, ASALA militanını vurdurabilirsiniz ama Sabancı'yı, Cem Ersever'i vurduramazsın. İşte, adı anılan sol örgütler de bu noktada kullanılıyor. Bunların hepsini çete idare ediyor.pBunlar çetenin tetikçisi!" İddialar, perde arkasında oturup şunun bunun hakkında ölüm emirleri veren ve bu işler için sağ ve sol terör örgütleri ile polis içinden tetikçiler kullanan bir çetenin yıllardan beri ülkeyi yönettiği şüphesini doğuruyor. Bu iddiaların araştırılması lazım. Türkiye ya temizlenip kurtulacak veya her gölgede susturucu takılmış bir namlu bulunduğunu vehmeden ruh hastası insanlarla dolu bir ülke olup yıllarca yalpalayacak.. Ama gelişmeler, kurtuluş umudunun daha güçlü olduğunu düşündürüyor. DGM'nin çete oluşturmakla suçlayarak tutukladığı özel timcilerin MİT tarafından uzun zamandır izlendiği anlaşılıyor. Demek ki devletin savunma mekanizmaları da boş durmamış.. Topal cinayetinden sonra "Tamam, iş bitti" diye Çatlı'yı haberdar eden telefon konuşmasının banda alınmış olması önemlidir. Öğrenildiğine göre sorguda konuşmayan özel timciler bu bantların ortaya konulması üzerine direnmekten vazgeçip çözülmüştür. Bu noktada belki "Susurluk'taki kaza olmasaydı bu bantlar ne olacaktı?" sorusunu sormak gerekiyor. Ama şu anda daha heyecan verici bir gelişme ile karşı karşıyayız: Tutuklanan özel timcilerden birinin Uğur Mumcu suikastinin çok önemli tanığı olduğu açıklandı. Uğur Mumcu'nun avukat olan ağabeyi "Uğur'un öldürülmesiyle Susurluk çakışıyor. Yakında bunlar ortaya çıkacak" dedi.. Artık hiç bir şey bizi şaşırtmayacak. Hıyanetin her cinsi ile yüzleşmeye hazırız!
Tansu Çiller "Yasalara ve genel ahlâka aykırı şekilde mal edindiği" iddiasıyla Yüce Divan'a gönderilme tehdidini dün savuşturdu. Refah'lıların verdiği önerge ile kurulan komisyon, yine Refahlıların verdiği oylarla Çiller'i kurtardı. Günler süren toplantılar, incelemeler hiç bir işe yaramadı. Sonuçta koalisyon ortağı partilere mensup 8 üye Çiller lehinde, muhalefet partilerinden 7 üye Çiller aleyhinde oy verdi. Tabii ki kimse bu kararla Çiller'in aklandığını iddia edemez. Komisyonun Refahlı başkanı bile "Bu durumda Çiller hakkında söyledikleriniz nedeniyle ondan özür dileyecek misiniz?" diye soran gazeteciye "evet" cevabını veremedi. Çünkü yaptıkları şey, vicdanla, ahlâkla ilgili bir iş değildi, yalnızca "iş"ti. İktidarı kaybetmemek için Refahlılar, vaktiyle suçladıkları Çiller'i şimdi aklamışlardı. Pardon, lâfın gelişi "aklamışlardı" dedim. Yaptıkları şey beyaza boyamaktır. Kireç badana gibi.. Bir yıl dayanıyor. Çiller'e bir yıl mal-mülk sorulamayacak!
Okurların Başbakanlıktaki meşhur iftarla ilgili soruları ve tepkileri bitmiyor. Sorular iğneli geliyor: "İftara son model Mercedes'lerle geldiler.. Tarikat ve cemaat liderleri zenginlerden mi seçiliyor, yoksa bunlar seçildikten sonra mı zengin oluyor?." "Refah, büyük tepki doğacağını bile bile konuklarının sarık ve cübbelerle gelmesine niçin razı oldu?." İkincinin cevabı belli: Refah din istismarına iktidarda da devam etmekte kararlı.. Ama hata yapıyorlar.. Çünkü lâik demokrasi ile "revanş maçı" yapmaya kalkmak çılgınlıktır. Öbür soruya gelince.. Kimse "bir lokma-bir hırka"ya kanaat getiren dervişler beklemiyor ama halkın inançlarını sömürerek zengin olan din merkezli organizasyonların kamu adına denetlenmesi gerektiğini de görüyor. Halkın parasını kullanan her kuruluşu (şirket, dernek, vakıf) denetleyen devlet, eğer devrim yasalarını uygulayıp kapatamıyorsa bari bunları denetlesin! |
|