kapat

05 OCAK 1997 PAZAR

Can Ataklı


Aczmendi şefi nasıl yakalandı?

Önemli olan kanunen aranan Aczmendi şefi Müslüm Gündüz'ün yakalanması mı yoksa yakalandığı sırada tesadüfen içinde bulunduğu durum mu? Basın Gündüz'ü o evde çıplak yakalamak için olay yerine gitmedi. Bir operasyonu izlemeye gitti. "Kadını yok sayan" Aczmendi şefinin düştüğü durum kendi ayıbıdır.

***

Günlerdir gazete sayfalarını ve TV ekranlarını yine Aczmendiler süslüyor. Hele olayın kahramanlarından Fadime Şahin'in ekrana çıkmasından sonra tam bir şenlik yaşanmaya başlandı.

Şimdi olayın gelişimine bir bakalım: Müslüm Gündüz, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı nedeniyle uzun süredir aranıyordu. Sonunda Gündüz'ın kaldığı ev saptandı ve polisler bu eve baskın yaptı.

Ancak baskın belki normaldi de, Gündüz'ün yakalanma anı pek hoş değildi.

Bunun üzerine çeşitli kesimlerde bir tartışma başladı. Şeriatçı kesim Gündüz'ün bir komploya kurban edildiğini öncelikle öne sürerken, "özel hayatın gizliliği" kavramını da ortaya atıyor ve Gündüz'e yönelik davranışı demokratik hak ve özgürlüklere darbe olarak niteliyordu.

Demokrat kesim ise, Gündüz'ün yakalanması ile ilgili yorum yapmıyor, ancak yakalanış biçimi ve bunun basına yansıtılışını eleşiriyordu.

İnsanların özel yaşamlarına müdahale edilmesine, bunun teşhir unsuru olarak kullanılmasına bir ilke olarak hep karşı çıktım. Nitekim Gündüz olayında da canımı sıkan taraflar çok var.

Ancak olay sadece bu değil.

Aslında 200 kişi

Türkiye onları hiç tanımıyordu. Gördüğü gün de "dehşet" içinde irkildi.

Çünkü Türkiye yobaza karşıydı, bir şeriat devleti istemiyordu, hatta bazı çevreler kadınların başlarının kapalı olmasına bile tahammül edemiyordu.

Oysa bu adamlar ortaya çıktıklarında bazı değerlerle birlikte bakış açıları da değişiverdi.

Onlar Aczmendiler'di. Kendilerine özgü garip kılıkları vardı. Ellerinde taşıdıkları asalarla bugünün dünyalısı olmaktan çok zaman makinasına binip Ortaçağ'dan gelmiş gibi görünüyorlardı.

Aczmendiler bir anlamda herkese çok "fantastik" geldi. Bu da medyanın da ilgisini çekti ister istemez. Gazete sayfaları bol bol fotoğraflarla, ekranlar da filmlerle doluverdi bir anda.

Araştırmacı olanlar "kimdir bunlar?" sorusuna cevap aramak için çabaladı. Sonuçta ortaya çıktı ki Aczmendiler Elazığ'da kendilerine bir yer bulmuş, sayıları 200'ü geçmeyen katı şeriatçı, çağdaş olan herşeye karşı bir dini gruptu.

Ancak bir anda gündeme gelmek ve ilgi çekmek Aczmendiler'in çok hoşuna gitmiş olmalı ki, dergâhlarını da İstanbul'a taşıdılar. Böylelikle "fantastik" ve "medyatik" olmanın avantajlarını daha iyi kullanabileceklerdi.

Büyük! baskın

Şimdi gelelim "büyük" baskına. Müslüm Gündüz aranıyor, çünkü hakkında kesinleşmiş bir hüküm var. Mahkum olma nedeni tartışılır bir konu, ancak madem yasalar var buna uymak zorundayız.

Müslüm Gündüz'ün kaldığı evin saptanması Emniyet'in başarısı. Ancak baskına giden polisler basına da haber veriyorlar. Gündüz'ün evine baskın yapılacağı sırada tüm basın orada, müthiş bir kalabalık var.

Burada bilinmeyen ve anlaşılmayan şu: Polisler belki de Gündüz'ün yanında genç bir kadın olduğunu biliyordu ama, onların çırılçıplak yatakta olacağı da biliniyor muydu?

İşte ip de orada kopuyor zaten. Herkes Müslüm Gündüz'ün yakalanma anını çekebilmek için içeri doluşuyor. Oysa Gündüz ve yanındaki kız çırılçıplak. Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun böyle bir manzara karşısında gazeteci "Bu olmaz, ben bunu çekmem" diyemez.

Peki gazeteci bunu çeker de, yayınlanır mı?

Bana göre hayır. Yayınlamamalı. Ama işin bir de "ama"sı var.

Kadın düşmanları

Aczmendilerin kamuoyuna yansıyan "fikir ve görüşleri!" sadece kıyafetle ya da çağdışı yaşam arzusuyla sınırlı değil. Aczmendiler kadınları adeta "yok" sayıyorlar.

Örneğin Mayıs 1995'te Milliyet Gazetesi'nden Aynur Gürsoy'un sorularını yanıtlayan Müslüm Gündüz kadınlarla ilgili şöyle demiş: "Bir kadının başbakan olması haysiyet sahibi herkesi üzecek bir durumdur.

....Medeni kanuna göre, baba öldüğünde mallar erkek ve kız çocuklar arasında eşit paylaşılıyor. Oysa İslam'da kız üçte bir, erkek üçte iki alır. Bunun uygulanmaması zulümdür."

Yine Ali Öz'ün Tempo dergisinde yayınlanan bir röportajında, Aczmendi tarikatı üyesi bir genç evlilik konusunda şunları söylüyor: "Biz davamızla evliyiz. Vakti, imkanı olan evlenir, öyle ihtiyacımız da yok, o işlere ayıracak vaktimiz de yok. Karıdan, çoluktan çocuktan daha büyük hasretlerimiz var. Ne vakit o hasretlerimiz diner, demokrasi, laiklik, Kemalizm ortadan kalkar, bizim de hasretimiz biter."

Aczmendiler'le ilgili yayınlanan TV programlarından Aczmendilerin'in kadınlara diğer bakış açılarını da öğreniyoruz. Örneğin Aczmendiler kadınları ikinci sınıf gördüklerini açık açık söylüyorlar. Cinsellik konusunda da oldukça tutucular. Zevk için cinselliği tanımıyorlar, onlar için cinsellik üremek için kullanılan bir "zorunluluk" olarak kabul ediliyor.

Gündüz ne yapıyor?

Oysa yakalandığı anda Müslüm Gündüz'e bakmak gerek. Yaşı 60'ı geçmiş bir adam. Kaçak yaşıyor. Bırakın kızı, zorlasa torunu olacak yaşta bir genç kadını kaçak olarak yaşadığı eve götürüyor. Gün ortasında da "seks" yapıyor. Bunun "üremek" için yapılmadığı kesin. Çünkü odada prezervatif de bulunuyor. Prezervatifle "üremek" mümkün değil.

Sahtekarlık ve iki yüzlülük toplumun bazı kesimlerini sarmış durumda. İnsanlar oldukları ya da düşündükleri gibi davranmıyor.

Bir tarafta kadınları aşağılayacak, onları sadece üreme aracı olarak göreceksiniz, öte tarafta da gün ortasında genç bir kadınla yatağa gireceksiniz.

İşte bana göre asıl dikkat edilmesi gereken burada budur. Aczmendiler'in şefi, belki de müritlerine "zinhar" diye yasakladığı bir şeyi yaparken yakalanmıştır.

Müslüm Gündüz'e yapılan baskın bir zina baskını değil, bir kaçağın yakalanması için yapılan normal bir baskındır. Ne tuhaftır ki, Gündüz, imajına çok ters bir durumda yakalanmıştır.

Bu yazının sonu

Şimdi Türkiye'nin gündemine "gariplikler" yaparak oturan, kendileri güçlü olmayan, ancak aynı kamptaki başka çevreleri "legalleştirerek" güç kazanmalarını sağlayan bir küçük grubun, niteliğini bir kenara bırakıp, anlık bir olayı sömürmek bana yanlış geliyor.

Çok önemli yazarların, Aczmendi olayına gülümseyerek bakması ve ülke insanının geleceği adına getireceği zararı bir kenara bırakarak, "ayıp oldu" tartışmasına girmesi ancak duyguları ve fikirleri okşayabilir.

Basın, Müslüm Gündüz'ü yatakta yakalamak için özel bir çaba harcamamıştır. Normal bir baskın, Gündüz'ün nefsini köreltme heyecanı yüzünden, yüz kızartıcı bir duruma dönmüştür. Nasıl Susurluk kazasında "kamyon terörü" gerçeğini ortaya çıkan "pislik" kapattıysa, burada da "kişilik haklarına yapılan saldırı" ortaya çıkan bir başka "pislikle" örtülmüştür.

Mesele bundan ibarettir. Kendi kendimizi suçlamamızın alemi yoktur.


İstanbul'a Mozart çıkartması

Avusturya Liseliler Vakfı, geleneksel yılbaşı konserleri çerçevesinde bu yıl müzikseverlere 16 ve 17 Ocak günleri Lütfi Kırdar'da Salzburg Filarmoni Oda Orkestrası'nı sunuyor.

Adını Wolfgang Amadeus Mozart'ın doğduğu kentten alan Salzburg Filarmoni Oda Orkestrası'nın konserinde Avusturyalı piyanist Paul-Badura Skoda ve Mozart yapıtlarını yorumlamaktaki başarısıyla tanınan Amerikalı mezzosoprano Kathrine Goldner de yer alacak.

Avusturya Liseliler Vakfı'nın Avusturya Kültür Ofisi ile ortak çalışmasının bir ürünü olan iki gecelik organizasyonunun ikinci gecesinin sponsorluğunu İstanbul Barosu üstlendi.

1994 yılında kurulan ve kültür etkinliklerinden elde ettiği gelirlerle orta, lise ve yüksek öğrenim bursları veren Avusturya Liseliler Vakfı geçtiğimiz yıl da Viyana Senfoni Orkestrası'nı İstanbul'a getirmişti.

Salzburg Oda Orkestrası'nın konserlerinin biletleri, İstiklal Caddesi, Orhan Adil Apaydın Sokak, Baro Han, Kat 2'den edinilebilir.


© COPYRIGHT 1997 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır) YÖRE Elektronik Yayimcilik A.S.