Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
2 Mayıs 2009, Cumartesi
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Yazarlar Çizerler
Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Emlak Buzz
 
24 Saat
24 Saat
Hayat Var seyri kolay bir film değil. Ancak sonunda sabrınız ödüllendiriliyor.

Hayat da var, sinema da!

ATİLLA DORSAY
ATİLLA DORSAY
27.03.2009
Yeni Türk sineması eski Yeşilçam'dan ne denli farklı! Birçok gerçekçi çabayı unutmasak bile, Yeşilçam temelde bir yapaylık sinemasıydı. O yapaylıktan, o konfeksiyon dünyalardan belli bir estetiğe, bir tür 'yapaylığın güzelliğine' ulaşıp ulaşmadığı tartışılabilir. Ama o yapaylığın içinde 'hayat var' demek de mümkün değildi.
Oysa şimdi 'hayat var'. Bir yönetmen geliyor, filmiyle kimi kapıları aralıyor. Ve bir hikâyeye, bir döneme, bir dünyaya dalıveriyor ve onu sanki tüm gerçekliğiyle kavrıyoruz. Kimi çok farklı çıkışlara karşın, yeni ustalar temelde sinemanın gerçekçilik yönünü seviyor ve seçiyorlar.
Reha Erdem de öyle. Birçok ögesiyle Beş Vakit'in devamı olan, ama şaşılacak biçimde son dönemin, Üç Maymun'dan Sonbahar'a, Pandora'nın Kutusu'ndan Gitmek'e en önemli filmleriyle de akrabalık bağları bulunan bu film, bizlere yine şunu dedirtiyor: Evet, hayat var, bu filmler hayatın adeta bire bir yansıması. Ama, aynı zamanda ne kadar da sinemasal filmler bunlar...
Daha açılışta bu duygu gelip yerleşiyor: Sabaha karşı Boğaz'ı yarıp eski kente doğru yaklaşan sandalın görüntüsü, inanılmaz bir güzellik içeriyor. Bir kartpostal güzelliği değil, şafak vaktini bir ışık-gölge mahşerine ve estetik bir şölene çeviren bir sinema duygusu bu. Bu duygu bir daha filmi (ve de sizi) bırakmıyor.
Böylece, Göksu kıyısındaki izbe bir evde görünürde balıkçı olan, ama aslında gelip geçen dev gemilerle her türden şüpheli işler çeviren babası ve oksijen tüpüne bağlı yatalak dedesiyle yaşayan, zaman zaman başka bir erkeğe kaçıp bir oğlan doğurmuş anasını ya da delişmen komşu kadını ziyaret eden, okulda ne öğretmeni, ne de diğer çocuklarla geçinebilen, semtin yeni-yetme gençlerinin peşinden ayrılmadığı 13-14 yaşlarındaki Hayat'ın öyküsünü izliyoruz. Çok az konuşmayla, olup biten her şeyi tümüyle sinemanın özgün diliyle anlatmayı seçmiş ve belalı bir çevrede, bir kız çocuğun ergenliğe geçişini mercek altına almış bir filmle.
Hemen söylemeli: Hayat Var, seyri kolay bir film değil. Erdem'in diğer filmlerinden daha çetin ceviz. Hayat'ın tüm yaşadıklarını bir belgesel dakikliğiyle gösteriyor ve birçok şeyi neredeyse sonsuza dek yineliyor.
Ancak kimilerini sıkıntıya boğabilecek bu yöntem, sonunda kadir-kıymet bilenler için büyüleyici bir çekicilik kazanıyor. Hayat'la birlikte yaşam da önünüzde yaprak yaprak açılıyor. Bu çağdaş Vadideki Zambak öyküsünde kesişen hüzünlü kaderler, bu doyumsuz arayışlar, bu hepsi de kayıp ve kaybeden insanlar, beyazperdeye gerçekliklerini yayıyor. Bu hüznün içinden yaşamın tüm sevinci fışkırıyor. Ve filmin ustalıkla yaratılmış birçok sahnesi -hangi birini anmalı?- belleğimizde silinmemecesine yer ediyor.
Erdem, filminin ses bandını da bizzat bir kuyumcu özeniyle hazırlamış. Çevrenin/hayatın tüm seslerini kaydetmiş. Bu durumda, artık bir dış müziğe yer yok. Ancak, çoğu Orhan Gencebay'a ait arabesk şarkılar yer yer gelip filmin dokusuna katılıyor ve bütüne beklenmedik ölçüde uyuyor.
Demek ki bu zor film, sonunda sabrınızı ödüllendiriyor ve karşınıza, büyümenin belalı serüveni üzerine dünya çapında bir zirveyi getirip koyuyor. İsteyenler bunu Hal ve Gidiş Sıfır'dan 400 Darbe'ye, If'den Billy Elliott'a, bizden Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'tan Beş Vakit'e ilk elde hatıra gelen diğer başyapıtların yanı başına yerleştirebilirler.

HAYAT VAR * * * *
Yönetim, senaryo, kurgu: Reha Erdem/ Görüntü: Florent Herry/ Oyuncular: Elit İşcan, Erdal Beşikçioğlu, Levend Yılmaz, Banu Fotocan, Handan Karaadam, Nebil Sayın, Erhan Tekin/ Atlantik Film (Türk-Yunan-Bulgar ortak yapımı).
Haberin fotoğrafları