kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
20 Aralık 2008, Cumartesi
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Emlak Çocuk Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Buzz
 
24 Saat
24 Saat
MELİHA OKUR

Doğu ve Güneydoğu'ya özel ihracat modeli!

Adı Irak. Kendisi ırak değil! Ekonomi ve güvenlik konusunda geleceğimizi belirleyen ülke olma özelliğini taşıyor. Bu yönüyle 2009'da gündemimizde çok daha fazla yer kaplayacağı kesin. İşte Irak'ın Kuzey'i dediğimiz bölgede Kürt Kongresi hazırlığı sürerken, diğer tarafta İsrail ile Kürt Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani arasındaki ilişkiler aşama aşama gelişiyor.
Türkiye, bu iki gelişmeyi yakından izliyor.
Çünkü sınır komşumuz Irak, sırtımıza çok ciddi "komşu ülke" sorumluluğunu bindiriyor. Ayrıca bulunduğumuz coğrafyanın lider ülkesi olarak anılıyoruz. Bölgesel gücü temsil ettiğimiz için sorumluluğumuz bir kat daha artıyor. Böylesine sorumluluğu yüksek bir ülke olarak Irak'a
ABD' nin, Brezilya' nın ya da Hindistan'ın yaklaştığı gibi yaklaşmamız mümkün değil!
Olaylara uzaktan bakamayız!
Elbette Irak ile sosyolojik, kültürel, tarihsel bir beraberliğimiz var... Türkiye olarak bütün bu verileri harmanlarsak, Irak'ta diğer ülkelerin üç adım önünde ve ne kadar avantajlı olduğumuz bir çırpıda ortaya çıkar.
Amma velakin tablo farklı.
Durum iç açıcı değil...
Türkiye, Irak'ta sıkıntılı mı sıkıntılı!
Her zaman olduğu yine treni kaçırmayı başardık. Irak'ta sahip olduğumuz avantajları kullanamadık. Irak ile Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesleri için hayati derecede önemli olan işsizlik sorununu çözecek, bölgeye özel, "İhracat Modeli" ni yaratamadık!...
Irak'a sadece ve sadece "terör" odaklı baktık. Ekonomik ilişkilerimizi geliştirmeye, projeler üzerinde çalışmaya fırsat bulamadık. Brezilya, binlerce mil uzaktan tavuk eti ihraç etti. Bizden daha ucuza sattı, biz bu ihracatı sadece seyrettik. Brezilya kadar olamadık.
Haksızlık etmeyelim.
Elbette handikaplarımız vardı. Ama tarafsızlık adına doğru ve tutarlı bir politika izlemeyi sürdüremedik.
Tarafsızlığı "sessizlik" olarak algıladık.
Bu yüzden yanlış üzerine yanlış yaptık.
Örnek verelim mi?
Irak'taki genel seçimlerde yaşanan ihtilafları göz ardı ettik. İnsan hakları ihlallerini görmezden geldik. Zaman zaman tarihi bağları reddeden dış politika izledik.
Bu hataların bedeli karşımıza, azalan ihracat, bölgede askeri açıdan güç yitirmek ve Irak'ın doğal kaynakları olan petrol ve doğalgaz projelerinden dışlanma olarak çıktı. Açıkçası durumu yönetemedik. Irak pazarını kaybettik. Hâlâ belirsizlikler sürüyor. Öyle ya, Irak bölünürse nasıl tavır alacağız?
Olay bu.