kapat
Anasayfa
|
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
8 Aralık 2008, Pazartesi
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Buzz
 
24 Saat
24 Saat
ERDAL ŞAFAK

Krizde bayram

Kurban Bayramı' na işsiz, ücretsiz izinde ve çalışarak ama ücretlerini alamadan girenlerle ilgili haberlerle, belleğimizin derinliklerindeki cezaevine kilitlediğimizi sandığımız hortlaklar birer birer hücrelerinden çıktılar ve bizi 7 yıl öncesine götürdüler.
Krizde bayramın ne demek olduğunu en iyi biz SABAH çalışanları biliriz. Çünkü biz iç içe girmiş kriz çemberlerinden geçerek bugünlere ulaştık.
Madem hortlaklarımız zincirlerinden boşaldılar, bize de o günleri ziyaret etmek düşüyor.
27 Ekim 2000 Cuma akşamı Etibank, TMSF'ye devredildi. Bu, sermayesinin çoğunluğu Etibank ile onun hâkim ortağı Bilgin ailesinde olan SABAH'ın da TMSF'ye devri anlamına geliyordu.
Gazetemiz TMSF'ye geçmişti ama yönetim kadroları aynen duruyordu. Değişen bir şey olmayacağını sanmıştık. Yanıldığımızı kısa sürede anladık.
Birkaç gün geçince nakit akışı önce aksadı, sonra da kesildi. İlan ve satış gelirlerinin aktarıldığı bankalar, alacaklarına mahsuben hepsine el koyuyorlardı. Devir sonrası ilk ay başına ilk kez parasız girdik; "Mücbir sebeplerden dolayı" maaşların ödenmesinin gecikeceği tebliğ edildi.
SABAH çalışanlarının zorunlu ödemelerini (Kira, elektrik-su-telefon faturaları, kredi kartı taksitleri gibi) yerine getirebilmek için eşdostakraba kaynaklarını zorladıkları o günlerde, 22 Kasım 2000'de Türkiye ekonomik kriz girdabına sürüklenmesin mi? Hani şu "Likidite darboğazı"nın yol açtığı söylenen krize.
27-29 Aralık 2000 arasındaki Ramazan Bayramı'na işte bu çifte kıskaçta sıkışmış olarak adım attık.
Kasım maaşına mahsuben avans dağıtılmıştı bayram arefesinde ama koşullar giderek ağırlaşıyordu. Bir gün gazetenin telefonları kesiliyordu. Bir başka gün ajanslar servisi durduruyordu. Bir gün kaloriferler yanmıyordu.

2001'in Kurban Bayramı
2000'i 2001'e bağlayan geceyi asla unutamayız. Herkes eve dönüşünü mümkün olduğunca geciktirmeye çalışıyordu. Elleri ve cebi boş gideceği için. Gözyaşlarını çolukçocuğundan gizlemek için.
Artık sadece öğle yemeği için dağıtılan "Ticket"lerle idare etmeye çalışıyorduk. O "Ticket"lerin para işlevi de gördüğünü keşfettik. Semtteki bakkallar vitrinlerine "Ticket ile alışveriş kabul edilir" uyarıları yapıştırmaya başladılar. Evin ekmeği, makarnası, bakliyatı, sütü bir süre o şekilde karşılanabildi.
Ve sonra 19 Şubat 2001 "Kara Pazartesi". Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizinin Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla zembereğinden boşaldığı gün.
Bu, iki krizle boğuşan biz SABAH çalışanları için üçüncü gayya kuyusu oldu. Artık avans bile ödenemiyordu. Kadronun neredeyse yarısı yol parası bile bulamadığı için işe gelemiyordu.
5-8 Mart 2001 tarihleri arasındaki Kurban Bayramı'nı işte böyle idrak ettik. "Ticket"ler için yeni bir kullanım alanı bulan, onları yol parası karşılığı taksi şoförlerine kabul ettirmeyi başaran bir avuç arkadaşımızın özverisiyle bayram gazetelerini hazırladık. Liderlerin, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Başbakan Bülent Ecevit'in, Başbakan Yardımcıları Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz'ın bayram mesajlarını kimimiz öfkeyle, kimimiz siyaset kurumuna sınırsız güvensizliğin neden olduğu tarifi imkansız duygularla sayfalara yerleştirdik. Hepsi de dişimizi sıkmamızdan, sıkıntıların gelip geçici olduğundan dem vuruyorlardı.
O bayramdan sonra en az 1-1.5 yıl daha sürdü çilemiz. Çok ağır bedeller ödedik. Aile düzenimizde, sosyal hayatımızda, ruh sağlığımızda onulmaz yaralar açıldı.
Ama bir gün bile bayrağı düşürmedik. Bir gün bile sıkıntılarımızı, acılarımızı gazetemizin sayfalarına yansıtmadık. O günleri birlikte yaşadığımız, SABAH' ı birlikte ayakta tuttuğumuz tüm çalışma arkadaşlarımızla yaşamımızın sonuna kadar gurur duyacağız.
Evet, Türkiye de, SABAH da o krizleri aştı.
Evet, bitmek bilmeyen o günler, aylar, yıllar boyunca bayrağı yere düşürmedik ama kustuğumuz kanın pıhtıları bugün de boğazımızın veya dudaklarımızın bir yerlerinde duruyor. Ve o pıhtılar her bayramda çözülüp damarlarımızda dolaşmaya başlıyor.
Tanrı kimseyi krizle terbiye etmesin...