kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
21 Kasım 2008, Cuma
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Buzz
 
24 Saat
24 Saat
MEHMET BARLAS
BAŞYAZI

Krizi dövemeyen önce bankaları sonra da dizini döver...

Okullar olmasa eğitim, ekonomi olmasa siyaset, savaş olmasa askerlik kolaydır. Sırtında yumurta küfesi olmayanlar için siyaset etmenin kolaylığını son olarak CHP'nin çarşaf yaklaşımında gördük.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal şimdi "Bu çarşaflıların içleri farklı" dese de, bu açkapat oyununun son dönem CHP'si için her alanda geçerli olduğu biliniyor.
Bunu en fazla herhalde bir dönem Baykal'ın hep yanında tuttuğu eski CHP milletvekili ilahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk biliyordur.
Ekonominin siyaset üzerinde ne tür bir ağır yük olduğunu da Başbakan Erdoğan anlamak durumunda şimdi.
Global ekonomi de yerel ekonomi de iyi gider ve aralıksız büyüme herkesi mutlu ederken, siyaset de, iktidar olmak da kolaydı.
Örneğin CHP siyaseti bir rejim kavgası zeminine çekerken ve hukuk darbeleri ile iş bitirilmek istenirken olay AK Parti iktidarı için çocuk oyunu kadar kolaylaşıyordu.
Ama şimdi durum değişik.
Bunu özellikle AK Parti sözcülerinin ve Başbakan Erdoğan'ın hızlı biçimde kavramaları şart.
Şimdi ne laiklik üzerinde çeşitlemelerin, ne de başörtüsü tartışmalarının kıymeti harbiyesi var siyasette.

Baykal ihrama bürünse
Daha açık söyleyelim.
Deniz Baykal çarşaflı kadınları partisine almakla yetinmese ve CHP'nin grup toplantısında kürsüye ihrama sarınıp çıksa, yine fazla etki yaratmaz bu.
Çünkü şimdi toplumun zihninde "işsizlik" ve "iflas" gibi dünyevi endişeler var.
Ekonomik krizin global ölçekte herkesi sarstığı ve bundan etkilenmemenin imkansız olduğu dönemlerde, siyaseti ve iktidar olmayı normal zamanların üslubu içinde sürdüremezsiniz.
Başbakan Erdoğan'ın bankacılık sektörüne BDDK sopasını gösterdiği YASED konuşması, buna bir örnekti.
Bu konuşmanın söz konusu bölümünden bazı satır başlarını hatırlayalım:
- Hükümetten sihirli reçete beklemek ya da süreci tribünden izlemek doğru olmaz. Finans sektöründe geçen yıl kriz yok, ama geçen yılın karı 11.7 milyar dolardı, toplamı söylüyorum. Bu yıl nedir şu anda? 11 milyar dolar... Bu yıl kriz var, 11 milyar dolar finans sektörü karda.

Kriz çağırıyorlar
- Peki finans sektörü niçin kriz çağırmaya başladı? Neden buraya gidiyor? Niçin faiz oranlarıyla oynamaya başladılar? Peki bu adil mi, bu dürüstlük mü? Böyle bir uluslararası krizi acaba kendisi için ranta, fırsata dönüştürmek değil mi?
- Ben de diyorum ki, eğer elimde bir imkan, fırsat varsa ben onu değerlendiririm. Kim için? Halkım, KOBİ'lerim, girişimci, bilişimci için. Aynı şekilde inanıyorum ki Türkiye'nin denetleme ve düzenleme kurulu da bunu yakın takibe alacak ve bunu yapacaktır. Çünkü BDDK bunun için kuruldu. Ülkemizi kalkındıracaksak hep beraber kalkındıracağız. Hep beraber güçlü olacağız.
- Sen finans kuruluşusun. Senden kredi alanlar olduğu sürece sen varsın. Senin reel sektöre ihtiyacın var, reel sektörün de sana ihtiyacı var. Etle tırnak gibisiniz. Kalkıp da sen reel sektörü yok farz edemezsin. Tabii o da seni yok farz edemez, ama sen onu burada görüyorsun ki kıvranıyor, bir tekme de sen atıyorsun. Yok böyle bir şey. Buna da müsaade edemeyiz, etmemeliyiz. Bu rakamlar bile finans sektörümüzün ne kadar güçlü bir yapıya ulaştığını göstermektedir.
Açıkçası Başbakan Erdoğan gerek finans sektörü gerekse reel sektör için Hükümet tarafından hazırlanan güven artırıcı paketleri hatırlatsa, bankacıları tedbirli davrandıkları için "Bu dürüstlük mü" diye suçlayacak yerde, onlara ufuk açsa, herhalde daha doğru yapmış olurdu.
Ama bazen saat ayarları karışır ve normal zamanların üslubu ile kriz dönemleri de geçiştirilebilir zannedilir.