kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
20 Kasım 2008, Perşembe
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar Buzz
 
24 Saat
24 Saat
ERGUN BABAHAN

Çarşaflı zihni okuma makinesi

CHP lideri Deniz Baykal ile İstanbul'daki son törenden beri tatlı bir atışma içindeyiz.
Sayın Baykal dün sanırım manşetimizden yola çıkarak benim liberalliğime atıfta bulunmuş ve "Senin gibi liberal olacağına, vatanını, milletini seven onun gibi mutaassıp olsun" demiş.
Aslında liberalliğim daha çok fikir özgürlüğü düzeyinde geçerlidir, piyasa kurallarının düzenlenmesinde devletin rolü olmasına inanırım.
Mutaassıplığa gelince, onunla hiç işim olmaz.
Mutaassıp, bağnaz anlamına geliyor, dünyaya ve olaylara dogmatik açıdan bakan insanlara mutaassıp deniliyor.
CHP'nin İstanbul'da törenle partiye aldığı bu insanlar da kendilerini "mutaassıp" olarak tanımladı.
Onlar konuşmasaydı, benim tanımım "muhafazakâr bir aile" şeklinde olurdu.
CHP'nin mutaassıp bir aileyi parti saflarına katması önemli bir gelişmedir.
Gerçi kimileri CHP'nin kendisinin de "mutaassıp bir parti" olduğunu, dogmalarla hareket ettiğini söyleyebilir.
Son dönemdeki duruşlarına bakınca da, bu değerlendirmesinde haksız olmaz.
CHP, AB ilişkilerinden demokrasinin güçlenmesine kadar birçok alanda açıkçası "mutaassıp" bir tavır içinde.
Aslında bu değişim alanında her konuda böyle. Mesela CHP 301'e sahip çıkıyor, Ermenistan açılımından rahatsız oluyor, azınlıkların haklarının iadesinde bile çok katı bir tutum alıyor.
O nedenle İstanbul'daki toplantı, giyim-kuşam farklılığından öteye zihinsel bir beraberlik sayesinde gerçekleşmiş olabilir.
Vatanını, milletini seven "mutaassıpların" bir çeşit birlikteliği yani.
Dediğim gibi, CHP'nin saflarını farklı kesimlere açması önemli bir gelişme ama bunu sosyaldemokrat ilke açısından yapması daha önemli.
Sayın Baykal dün arkadaşımız Şenol Ateş'le çarşaf mevzusunu konuştu.
Birinci anladığım Baykal, çarşaflıları ikiye ayırıyor: Bizim çarşaflılar ve öteki çarşaflılar.
Kendisinin deyimiyle "O (CHP'ye katılan) çarşaflılar farklı. Onlar kızlarını çarşafa sokmak istemiyor."
O kanıya nasıl vardığını anlamak kolay değil, belki çarşaflı hanımlarla sohbet etmiştir, onlar da "Bu çarşaf çok kötü bir şey, biz girdik bir kere ama kızlarımız girsin istemiyoruz. CHP'ye katılıp aydınlanma sürecine katkıda bulunsunlar" demiş olabilirler.
İkinci olarak, CHP'ye katılan kadınların "masumane" bir şekilde örtündüğünü söylüyor Baykal.
Sanırım elinde bir çarşaf-ölçer makine var, hangi çarşaflının masumane, hangisinin şeytani olduğunu gösteriyor bu makine.
Makineden geçenler CHP'ye giriyor, takılanlar dışarıda kalıyor.
Ama iki tip örtünenin bir ortak yanı var, ikisi de üniversiteye kesinlikle giremiyor.
Çünkü orası CHP'nin hassasiyeti.
"Girelim" derlerse, o zaman CHP hassaslaşıyor, "Orada dur" diyor.
Masumane bir şekilde çarşafını giyer, türbanını takarsa, çarşıya pazara gidebilir ama üniversiteye giremez, girmek isterse Baykal, "Hassasiyetimle oynama, orada dur" der.
Belki çarşaflı hanımlara da Baykal'ınki gibi bir ölçme aleti gerekebilir, CHP'nin hassasiyetini ölçme aleti.
Karşılıklı hassasiyetleri ölçerek mutaassıp bir şekilde geçinip giderler.
Türkiye gerçekten komik bir ülke.
İnsan krizin göbeğinde bile gülebiliyor.