kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
2 Kasım 2008, Pazar
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar
 
24 Saat
24 Saat
ERDAL ŞAFAK

Orman refleksi

Sıralayacağımız rakamlar dünyanın 17'nci büyük ekonomisine yakışmıyor ama ne yazık ki ülkemizdeki "reel hayat"tan aynaya yansıyan görüntüler böyle.
* Bugün Türkiye'de 9.4 milyon kişi "yeşil kart"a sahip. Bu, her 8 kişiden birinin aylık gelirinin 150 YTL civarında olduğu anlamına geliyor. Çünkü yasaya göre "yeşil kart" alabilmek için aylık gelirin asgari ücretin (Brüt 638, net 503 YTL) altında olması gerekiyor.
* Bugün Türkiye'de "Sosyal riski azaltma" projesi çerçevesinde uygulanan "Şartlı nakit transferi"nden 1.7 milyon çocuk yararlanıyor . Yani 1.7 milyon çocuğun annesi her yeni eğitim yılının başında dağıtılan 40-50 lira maddi yardımın yolunu gözlüyor.
* Bugün Türkiye'de yılda ortalama 2.4 milyon aileye kömür yardımı yapılıyor . Bir o kadar aile kömür, makarna, un, giyecek desteğiyle ayakta duruyor. Önümüzdeki yıl başından itibaren yardımın kapsamına akşam yemeği dağıtımı da eklenecek. Düşünün; en gelişmiş iller arasında sayılan İzmir'de en az 100 bin ailenin akşam yemeğine muhtaç olduğu belirlendi.
* Bugün Türkiye'de açık işsizlik yüzde 10.3'e ulaştı. Mevsimlik çalışanları, aramaktan vazgeçenleri de eklersek bu oran yüzde 20'yi aşıyor . Hele gençler, hele gençler... Dünya Bankası'nın birkaç gün önce yayınladığı rapora göre, gençlerin yüzde 30'u istihdam edilebiliyor. Yüzde 40'ı ne okula gidiyor, ne de çalışıyor. Raporda bu verilerin "Endişe kaynağı" olduğu vurgulanıyor. Yani "Sosyal huzur" için potansiyel tehlike oluşturdukları ima ediliyor.
* Bugün Türkiye'de neredeyse her 2 kişiden biri kayıtdışı istihdam ediliyor . Bu, 9.5 milyon kişinin hiçbir güvenceden yararlanmadan çalıştıkları, sadece yarınlarının değil, bugünlerinin de pamuk ipliğine bağlı olduğu anlamına geliyor.
* Bugün Türkiye'de "Yoksul olmayan ama geliri yoksulluk sınırının hemen üstünde olan" 6.3 milyon kişilik "Kırılgan nüfus" var. Yani, her an yoksulluk sınırının altına düşebilecek 6.3 milyon kişi. (Devlet Planlama Teşkilatı uzmanı Sırma Demir Şeker'in "Türkiye'de sosyal transferlerin yoksulluk üzerinde etkileri" adlı raporu)
* Bugün Türkiye'de ailelerin borçları 80 milyon YTL'yi aşmış durumda .
* Ve bugün Türkiye'nin toplumsal belleğinde 2001 krizinin travmaları olanca canlılığını koruyor . Nasıl durmasın; birkaç ayda 500 bin kişi işini yitirmişti, binlerce esnaf kapıya kilit vurmuştu, ekonomi bir yılda yüzde 9 küçülerek dünya sıralamasında 30'unculuğa inmişti...

İstihdam koruyucu önlemler
İşte Türkiye "Yükselen ekonomiler"de etkisinin 2009 başında görüleceği söylenen yüzyılın krizini bu tabloyla ve bu travmayla göğüslemeye hazırlanıyor. Ve her kesimden öneriler/tavsiyeler/uyarılar yağıyor.
Kimi "İşsizlik Sigortası Fonu"nda biriken 36 milyar YTL'nin bir bölümünün bankalar aracılığıyla reel sektöre aktarılmasını istiyor.
Kimi tam tersine "İşsizlik Sigortası Fonu"ndaki paranın işsizlik yardımlarının artırılmasında değerlendirilmesi görüşünü savunuyor.
Kimi özel sektörün faiz yükünü devletin üstlenmesi görüşünü ortaya atıyor.
Kimi vergi indiriminden, sosyal güvenlik priminin düşürülmesinden söz ediyor.
Ama hiç kimse işten çıkarmaları önleyecek ya da en azda tutacak öneriler geliştirmiyor.
Krizlerde istihdam daralması iki yoldan olur: KOBİ'ler dayanma gücünü sıfırlamamak için kadrolarını küçültür. Büyükler ise "orman refleksi"ne kapılır.
Orman refleksi şu: Ormanlar bazen gençleşmek için köklü çözüme başvurup kendini yakar. Bir başka deyişle, orman yangınlarının bir bölümü orman tarafından çıkarılır. İşte kriz dönemlerinde de büyük işletmeler toplam giderlerde istihdamın payını azaltmak için durumu kötü olmasa da kıdemli, dolayısıyla yüksek ücretli elemanlarını çıkarıp düşük ücretle yeni işçiler alır. Böylece kadrosunu "Gençleştirir"!
O nedenle düşünülen veya hazırlanan önlem paketlerinde bu gerçekler göz ardı edilmemeli.
Örneğin KOBİ'lere destek, kayıtlıkayıt dışı olduğuna bakmaksızın istihdamını koruyabilmesi kriterine bağlanmalı. Büyüklere ise en azından bir koşul getirilmeli: "İşçi çıkarmayı son çare olarak düşüneceksin. Ayrıca krizden sonra kadronu genişletirken çıkardığın işçilere öncelik tanıyacaksın."
Yoksa onların "Orman refleksi" ile başlatacakları yangın bir kontrolden çıkarsa, hepimiz yanabiliriz.