kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
29 Ekim 2008, Çarşamba
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar
 
24 Saat
24 Saat
ERDAL ŞAFAK

Yaşasın Cumhuriyet!

Türkiye bugün en azından son 10 yılın en coşkulu Cumhuriyet yıldönümü kutlamalarına hem sahne, hem de tanık olacak.
Çünkü hepimiz geçen yılın başından bu yana yaşadığımız siyasi badireler sonucunda -veya sayesinde- Cumhuriyet'in erdemini daha iyi anladık.
Toplumsal dayanışmamızın payandasının Cumhuriyet'in değerleri olduğunu kavradık.
O değerlerin sadece rejimin değil, devletin de temel direkleri olduğunu gördük..
Anayasa'nın -değiştirilemez- 2'nci maddesinde 8 sözcükle, "Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal hukuk devletidir" cümlesiyle ifade edilen o değerlerin hayati önemini iliklerimize kadar hissettik. Demokratik Cumhuriyet'in hukukun üstünlüğü, eşit oy hakkı, düşünce ve ifadeden örgütlenmeye, toplantı ve gösteriye kadar özgürlükler rejimi olduğunu belledik.
Sosyal Cumhuriyet'in eşit yurttaşlık temelinde dayanışma, Cumhuriyet okulları sayesinde fırsat eşitliği, en temel insan haklarının kalkanı olduğunu gördük.
Ve Laik Cumhuriyet'in sadece din ve devlet işlerinin ayrılması anlamıyla sınırlandırılmadığını , ondan da önemlisi tüm dinler ve tüm felsefi inançlar için biricik güvence yi oluşturduğunu, toplumsal barış ve huzurun anahtarı olduğunu nihayet anladık.
Uzun sözün kısası son iki yılda toplumca daha olgunlaştık.
O sayede bugün Başbakan Erdoğan yayınladığı mesajda "Cumhuriyet değerleri etrafında her zamankinden daha güçlü bir şekilde kenetlenme" çağrısı yapıyor.
O sayede bugün CHP lideri Baykal, "Türkiye Cumhuriyeti laiklikle İslamiyet'i barış içinde yaşatan, toplumsal hayatta uygulayan tek örnektir" diyor. Uzun sözün kısası son iki yılda toplum olarak dogmaların gücünü epeyce ama epeyce kırdık, Yüce Atatürk'ün vasiyetini hatırladık:
"Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman hızla ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişmesini inkar etmek olur. Bundan sonra beni benimsemek isteyenler bir temel eksen üzerinde, akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."
Uzun sözün kısası Atatürk'ün mirasçısı olmayı haketmeye yaklaştık. Yaşasın Cumhuriyet!