kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
25 Ekim 2008, Cumartesi
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar
 
24 Saat
24 Saat
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Frankfurt'ta acı çekmek

İçinde birçok doğru barındırsa da protesto edenlerin görüşlerine katılmadım ve geçen hafta sonu Türkiye'nin onur konuğu olarak katıldığı Frankfurt Kitap Fuarı'na gittim. Bu ziyaret benim için diğer konuklardan daha farklı bir anlam taşıyordu. Çünkü 1990'lı yılların başında dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar'la birlikte bu fuara onur konuğu olmak için müracaat etmiştik. Küçücük bir odada görüştüğümüz yetkililer bizi dinlemiş sonra da Alman terbiyesinin gerektirdiği katılık ve açıklıkla Türkiye için bu talebin erken olduğunu belirtmişti. Nedeni Türkiye'nin henüz yeterince demokratik bir ülke olarak görülmemesiydi.
Aradan geçen zamanda Türkiye AB ile ilişkilerinde sorunlu da olsa başka bir konuma geldi, Orhan Pamuk bana göre bir mucizeden daha zor olan şeyi başarıp Nobel'i kazandı ve nihayet biz belki 15 yıl sonra fuara onur konuğu olarak katıldık. Bilmiyorum bir abartı mıdır ama fuara gitmek benim için uzun ve yürünmesinde iyi kötü emeğimin geçtiği bir yolun sonunda varılan noktanın tadını çıkarmaktı.

Beklemek ve bulmak
Frankfurt kitap fuarı bizim ilk kez bu ölçüde katıldığımız bir fuardı. Orada ortaya koyduğumuz görüntü de izleyebildiğim kadarıyla mükemmel değildi, eksikleri vardı, bunlar hemen göze çarpıyordu ama çok olumlu yanlar da içeriyordu. Ben Türkiye reyonunun düzenlenişini yeterince gösterişli ve Türkiye'nin onur konuğu olduğunu vurgular bir mahiyette bulmadım. Daha iyisi yapılabilirdi ama işin içinde düzenleyicilerin imkan ve iyi niyetini aşan iki önemli nokta vardı.
Birincisi kitapçılık bizde sanayi değil. Henüz bir el emeği ve tezgah üretimi. Gezdiğim Batı Avrupa ve Amerika reyonlarında ise kitap işinin bir sanayi olduğu görülüyordu. Sanayi zenginliktir. Avrupa kitapçıları da kiraladıkları reyonlarda bu zenginliği, bu şatafatı yansıtıyordu. Bizim yayınevleri ise bütçe kısıtlamaları nedeniyle son derecede mütevazı yerlerde kitaplarını sergilemekteydi.
İkincisi kitap Türkiye'de henüz çarpıcı bir nesne olarak üretilmiyor. Oysa Avrupa ve Amerika kitapçılığının en önemli hususiyetlerinden birisi budur. Kitap kendisini size ulaştırır. Baskısı, cildi, kapağı ile gözden kaçması olanaksız bir nesnedir. Biz ise hala eciş bücüş, üçüncü hamur kağıda, uydurma karton kapaklı kitaplar yapıyoruz.
Orhan Pamuk'un son romanına bakın. Nesne olarak bir Nobel'li yazara yakışır kitap mıdır o? Gerçek bu olunca haliyle sergilenen kitapların toplamından da bir cazibe yansımıyordu. Eğer kitap çevirteceksek ne yapıp yapıp işin bu kısmını dönüştürmemiz şart. Ben hiç değilse büyük kitapçıların para kazanmadığı kanısında değilim. Artık onların da eli keseye atıp bu kısıtlamayı aşması şart ki, basılacak iyi kitabın parasını da gene okur ödeyecek değil midir?
Onun dışında çok daha çağdaş yapıtların ve çağdaş bir sanat/performans anlayışının sergilenmesini isterdim. Oysa o sergilerin önemli bir bölümü farklı yerlerdeydi. İzleyici oralara ya ulaşamıyor ya da onun bir Türk sergisi olduğunu ayrımsayamıyordu.

Ama başarılı
Gene de bu fuar bir başarıdır. Kültür Bakanlığı'nın bütün süreci sivil inisiyatiflere bırakması, kitabın ve düşüncenin kim ne derse desin bugün hala yasak olduğu bir toplumda bu fuar bir başarıdır. Gereksiz yere hırslı olmanın bir anlamı yok. Şairlerini, yazarlarını hapislerde süründürmüş bir toplumun edebiyatı yabancı dillere hemen çevrilmiyor. Ama kitap kavramının/teknolojisinin hızla değiştiği bir dünyada bizim metinlerimiz de artık hızla çevrilecektir. Şimdiden kaç kitap çevrildi diye sorup, sayıyı az bulup moral bozmaya gerek yok. Buluşmak, görüşmek bir başarıdır. Bundan sonra Fransa var. Bu deneyimin katkısı orada görülecektir.
Frankfurt fuarı gene de bana acı verdi: o kadar çok kitabın, okumak için bu kadar az zamanın olduğunu görüp yoksa sevinecek miydim?