kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
8 Ekim 2008, Çarşamba
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar
 
24 Saat
24 Saat
MEHMET BARLAS
BAŞYAZI

Aynı klişeleri defalarca tekrar etmek siyaset olabilir mi?

Konfiçyus'un özdeyişini belki duymuşsunuzdur. Çinli bilge "İnsan ne kadar dönerse dönsün arkasını göremez" demiş.
Bu özdeyiş günümüz dünyasında belki fazla önemli değil.
Çünkü bugünün sorunu "Önünü görememek" noktasında yoğunlaşmakta.
Ancak hepimiz biliyoruz ki, yarının temellerinde dünün taşları vardır.
Dünle kavga edip onu yok saymak yerine, ondan yararlanmak, bilgilenmek, ders almak aklın gereğidir.
Bu konuda da Churchill'in şu özdeyişini zikredebiliriz:
-Geçmişle bugün arasında bir mücadeleye kapılırsak istikbali kaybettiğimizi görürüz.
Gelişmiş ülkelerin neden gelişmemişlerden farklı olduklarını derinine irdelerseniz, "Devamlılık" öğesinin karşınıza çıktığını görürsünüz.
Bu devamlılık sayesinde "Değişim" denilince gündeme "Deneyimsizlik" ve "Birikimsizlik" gelmez. Hayata her değişimde sıfırdan başlanmaz ve defalarca sonuçlarına katlanılmış hatalar, birer kez daha tekrarlanmaz.

Hep aynı söylemler
Son Aktütün Karakolu baskınından beri, Güneydoğu sorununun içeriğini ve bölücü terörle mücadelenin boyutlarını tartışıyoruz.
Sanki ilk kez böyle bir durumla karşılaşmış gibi tartışıyoruz bunları.
Oysa Aktütün Karakolu'na bile kaç kez baskın yapılmış ve daha önce de şehitler vermişiz bu baskınlarda.
PKK'nın silahlı eylemlerinin 1984 Eruh baskını ile başladığını da biliyoruz.
Yani 24 yıldır Güneydoğumuzda eyleme geçmiş bölücü terör var.
Bu 24 yıl boyunca kim bilir kaç kez konunun sadece askeri önlemlerle çözümlenemeyeceği, siyasetin devrede bulunması ve çözüm üretir olması gerektiği yazılıp, söylendi.
Bu sırada kaç kez Kürt kökenli seçmenleri temsil eden siyasi partiler kapatıldı.
Önümüzdeki martta yapılacak yerel seçimlere dönük "Devlet"in bakış açısı ile bölücü terörle mücadeleye bakış arasında bir ilişki var mı acaba?
Ayrıca kim bilir kaç bin defa ya Amerika'nın ya da Avrupa'nın Türkiye'deki bölücü eylemlere destek verdikleri ve bunlara karşı sert önlemler alınması gerektiği önerildi.
Bütün bu süreci sorumlu mevkilerde yaşamış, eleştirilere hedef olmuş, başarısızlıkları taşımış siyasetçiler, bürokratlar, askerler aramızdalar.
Onlardan bazıları zaman zaman konuşuyor, çoğunlukla da yeni tartışmaları izleyip susuyorlar. Aralarında eski Başbakanlar, Cumhurbaşkanları, komutanlar, diplomatlar, emniyetçiler de var. Belki bunların bazılarının hala geleceğe dönük siyasi beklentileri ve güncel siyasete bakış açılarında özel hesapları vardır.
Ama bunlar bugün yaşananları defalarca yaşamış ve bunlardan kendilerince dersler çıkarmış kişilerdir.
Ben Başbakan Erdoğan'ın yerinde olsaydım, bunlarla görüşür, danışır, bunların deneyimlerinden ve birikimlerinden yararlanmaya çalışırdım.
Olayı sade Terörle Mücadele Yüksek Kurulu'ndaki veya Milli Güvenlik Kurulu'ndaki resmi bildirimlere bağlamazdım. "Akıl akıldan üstündür" sözünün doğruluğunu bilerek, deneyimli insanlardan da yararlanırdım.
Bu suretle, siyasi kararlılıklar daha geniş bir temsil düzeyine de ulaşırdı. Olay sadece bir iktidar partisinin meselesi olarak görülmezdi.

Amerika ne yaptı?
Gelişmiş ülkelerde bu tür danışma mekanizmaları daima işler.
Tabii bu konuda Genelkurmay'ın da benzer mekanizmaları işletebilmesi gerekiyor.
Eğer bu mekanizma işletilebilseydi, belki Aktütün Karakolu, Eylül 1992'deki 22 şehit verdiğimiz ilk baskından sonra ya yeniden yapılandırılır ya da toptan taşınırdı. Diyelim ki bunlar o zaman yapılamadı, Mayıs 2008'deki altı şehit verdiğimiz baskından sonra bunlar yapılırdı.
Hep "Gelişmiş ülkeler böyle yapardı" diyoruz.
Dünkü Zaman'da Fikret Ertan, Afganistan'daki bir karakolu (Kunar eyaletinde Vanat mezrasına yakın) temmuz ayında Taliban baskınına uğrayan ve zayiat veren Amerikan ordusunun nasıl davrandığını pek güzel anlatmıştı.
- Saldırıdan hemen sonra Amerikan komutanlığı üssü kapattı; boşalttı, askerlerini geri çekti. Sebebi aşikâr: Üssün korunmasının o şartlarda mümkün olmadığı, bu yüzden askerlerini gereksiz riske sokmanın hiçbir anlamı olmadığı sonucuna vardı. Kısacası askermantık bakımından gerekeni tereddütsüz yaptı, 'bakalım bekleyelim, planlama yapalım falan' demedi. Ayrıca üs kapandı da ne oldu? Taliban üsse yerleşmedi; çünkü yerleşse bile burayı çeşitli vasıtalarla gözetleyen Amerikan hava gücünün hedefi olacaktı ve burada asla tutunamayacaktı.