kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
6 Ekim 2008, Pazartesi
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar
 
24 Saat
24 Saat
ERDAL ŞAFAK

En uzun hafta

Kongre'nin iki kanadının 850 milyar dolarlık (ABD'nin milli gelirinin yüzde 6'sı) kurtarma paketini kabul etmesinden sonra ilk haftası bugün başlıyor.
Dünya ekonomilerine neredeyse 1.5 yıldır deprem üstüne deprem yaratan bitmek bilmeyen krizin pik noktasının aşılıp aşılmadığını, kara bulutların dağılmaya başlayıp başlamadığını bu hafta Tokyo'dan Wall Street'e kadar tüm borsaların vereceği tepkilerle anlayabileceğiz.
Ancak "Yapboz"un parçalarını birleştirdiğimizde, 1929 büyük krizinden bu yana belki de en kritik haftanın eşiğinde kaygı verici bir tablo görüyoruz. (Önemli not: Türkiye'yi değil, dünyayı anlatıyoruz.)
İşte tablodaki -en hafif ifadeyle- belirsizlikler:
* ABD Temsilciler Meclisi'nden kurtarma paketinin geçmesini izleyen saatlerde Wall Street yüzde 1.5 düştü. Bu, yatırımcıların hiç değilse şimdilik paketin sorunu çözmeye yeterli olmayacağı kanısını taşıdıkları anlamına geliyor.
* Türkiye'de de yatırımı olan "Fortis"in Hollanda'daki bölümünün kamulaştırılmasından sonra Belçika ile Lüksemburg'un payına kalanların kaderini belirleme çalışmaları hafta sonu boyunca sürdü. Biz yazıyı hazırlarken henüz bir formül bulunmamıştı veya bulunduysa bile bir açıklama yapılmamıştı.
* AB dönem başkanı olan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin çağrısıyla bir araya gelen G-8'in Avrupalı 4 üyesinin (İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya) liderleri, sözde dayanışma sergilediler ama ortak bir strateji belirleyemediler. Anlamı: Her ülke başının çaresine bakacak. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Paris'teki zirveden çıkan kararları, "Amerikalılar'daki birlik Avrupalılar'da yok" diye yorumladı.
* Almanya'nın önemli emlak bankası Hypo Real Estate'nin kurtarılması operasyonu zora girdi. Banka 28.5 milyar avrosu Alman devletince, 8.5 milyar avrosu da özel bankalarca sağlanacak toplam 36 milyar avroluk fonla yüzdürülecekti. Ancak özel bankalar son anda çekildi. Gerekçe: Hypo Deal Estate'nin kurtarılması için çok daha yüklü pakete ihtiyaç var.

Faturayı
kimler ödeyecek?
* Bankalararası para piyasasının tıkanması nedeniyle, bankaların reel ekonomiye açtıkları kredilerde de ciddi daralmalar başladı. Bu da şirketleri ama özellikle de küçük ve orta boy işletmeleri (KOBİ) finansman sorunuyla karşı karşıya bıraktı. Örneğin Almanya'daki KOBİ'leri çatısı altında toplayan federasyonun başkanı Johann Stiegler, "Bankaların kredi musluklarını kapatmaları nedeniyle üyelerimizde sıkıntı başladı" dedi. Bu sıkıntı nedeniyle ülkede makineekipman siparişlerinde düşüş ortaya çıktı.
* Likidite sıkıntısı ABD'de de dişlerini gösterdi. Düşünün; "General Electric" gibi bir dev bile nakite sıkıştı. Darboğazı dünyanın bir numaralı portföy yatırımcısı Warren Buffet'in 3 milyar dolarlık "General Electric" hissesi almayı kabul etmesiyle aşabildi.
* Ve nihayet Avrupa'da, bizim 2001 krizinde yaşadığımız sendromlar, korkular su yüzüne çıktı: Halk mevduatlarını "Daha güvenli" diye kamu bankalarına aktarmaya başladı. Özel bankalar kan kaybını durdurabilmek için faiz yarışına girdi.
Bu tabloyu en cesur ve en dürüst şekilde liberal kapitalizme inancından kimsenin kuşku duyamayacağı Fransa Başbakanı François Fillon özetledi: "Sorumsuz bir sistem yüzünden dünya cehennemin eşiğine geldi."
İşte böyle bir ortamda dünya borsaları peşpeşe çalacakları gonglarla en kritik haftayı başlatacaklar. Bakalım, finansal kapitalizm son anda cehennemin kapısından dönülmesini sağlayacak refleksi ve sağduyuyu gösterebilecek mi?
Ama şurası kesin: Bu krizin en ağır bedelini hiç günahları olmadığı haldeçalışanlar ve yoksullar ödeyecek. Dünya genelinde hem işsizlik artacak, hem de yoksulluk. Dahası yoksullar daha da yoksullaşacak. Günde 2 dolarla geçinmeye çalışan 2.5 milyar insanın ezici çoğunluğu artık günde 1 doları bile bulamayacak.
BM'nin 2015'e kadar dünya genelinde yoksulluğu yarı yarıya azaltmayı amaçlayan "Milenyum Planı" hatırladıkça utanılacak bir hayal olarak kalacak. Yazıklar olsun sözde tarihin en zengin çağını yaşayan bencil dünyaya!