kapat
E-gazete
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
|
Okur Temsilcisi
|
English
|
Kırmızı Alarm
  
25 Eylül 2008, Perşembe
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar
 
24 Saat
24 Saat
UMUR TALU
Dipsiz Kuyu

Bir bakmışlar, kanatlanmışsın!

Hayatın devam ettiği, bizden önce nasıl aynen ve değişerek, dönüşerek, dönüştürülerek devam etmişse öyle akıp gideceği olan biten ve olmamış ve bitmeyenden belli.
"Merhamet" adına yağma yapılabildiği, "milliyet" adına çeteleşip cinayetlere koşulduğu, ne tuhaf ki, her birinin birden aynı anda lanetlenmesinin de zor olduğu "memleket" hayatı sürüyor işte.
İnsan, "şahsen biz" olmaktan çıkıp bu cümbüş, bu hengame, bu devamlılık, bu değişimler, bu kavgalar, bu huzurlar, bu umutlar ve kırıklıklar içinde "ölümsüzleşiyor" belki.
Ama "şahsen kendimiz" ölümlüyüz.
Hayatın sonunu unutmazsanız, hayatın kendisi de başka mana kazanabiliyor.
Haklı mücadelelerinizde daha çok bilenmek ama haksızlıklardan kaçınabilmek, kalpleri kırıp dökmemek de dahil.
Hadi Çaman' la en son rastlaşmamızda şöyle demişti:
"Farkında mısın, sık sık cenazelerde buluşuyoruz."
Ortak sevdiklerinize belki yeterince gösteremediğiniz sevgileri alelacele toplayıp son yolculuğunda bir dua ile, bir duruş, tabutuna bir dokunuş ile, mezarına bir kürek toprak ile yanına katabilme telaşı işte.
Belli bir yaştan itibaren de daha çok dost, daha hızlı gidişler, daha acele vedalaşmalar.
Sonra bir bakmışlar, siz kanatlanmışsınız.
Kazım Kanat' ı geçen hafta hastanede yakalamaya koştum.
O daha hızlıydı. Yatağında yakalayamadım. Uyumaya gitmişti!
"Kanseri yendim, klimaya yakalandım" diye sizlere de anlatmıştı ya...
O gün "yoğun bakım"da uyumaya ikna etmişlerdi.
Sevgili eşi, "Burada, odada bir an nefesi tıkandığında panikledi, sonunda kendisi de ikna oldu" dedi.
Yatağı o yüzden boştu.
Oğlu Kars'tan yola çıkmıştı.
Telefonda annesi onu rahatlatmaya çalışmıştı.
Herkes Kazım'ın "galip gelmesi" ne alışmıştı ya, birkaç güne kalmaz çıkması bekleniyordu.
Biraz uyuyup biraz soluklanıp gelecekti işte.
Öyle bekleriz ya.
Uyku kendi yolunu çizse de.
Hastane yatağında "Yarın çıkıyorum, seninle maça gideceğiz" diye beni 6 yaşımda umutlandıran çok Beşiktaşlı ilk "gazeteci dostum" babamdı.
O İtalya milli maçına gidememiştik.
Ama 3 yaşımdan itibaren birçok maça gitmiş, o anlatırken maçı, ben tribünden seyretmiş, kadroları ezberlemiş, okuma yazma öğrenmeden "futbolun, hakemin el kitapları"nı sayfa sayfa dolaşmıştım.
Kazım'la daha çok maça gittik ama.
Aynı tribünde, aynı heyecanlarda çok birlikte olduk.
Bir de, yıllarca, işte o yıllar devrildikçe gücünü, kıvraklığını yitirmekte olan bedenlerimiz ile bacaklarımızı, sanki delicesine gençmişiz gibi, sık sık "minyatür kale" maçlarda buluşturduk. Yine Beşiktaşlı Erkan Yiğit, Hayati Telgeren, bizim yaştakiler ve daha gençler. Artık pes edene kadar.
"Dikkat, iyi vurur" derdi.
Henüz ben öğrenci iken, o günlerde ekonomi gazetesi olmamış Dünya'da çalışırken tanışmıştık. Sonra aynı gazetede çalışırken bir hastanede vedalaştık.
O gün böyle olacağını bilmiyordum elbette.
Ama şöyle: Hem tüm kalbinizle, "Bunu da yener çıkar" diyorsunuz.
Hem öyle çok ölüm görmüşsünüz ki, bedenin her galibiyette dahi nasıl yorgun düşebildiğine, en büyük maçları kazanırken minicik bir rakip karşısında nasıl tükenebileceğine tanık olarak yılları deviriyorsunuz.
Zaten biliyorsunuz:
Bir bakmışlar, sen de kanatlanmışsın!
Huzurla uyu sevgili dost.
Tüm sevenlerin, gösterebildikleri gösteremedikleri sevgilerini toplayıp toparlayıp yanına katıyor şimdi.
Sevgili karın ve evladının kocaman sevgileri yanında, yolculuğunda onlara da "Kartal" kanatların altında bir yer açıver.
Söz, ölene kadar çift santrfor oynayacağız!