kapat
E-gazete
|
Hava Durumu
|
Sarı Sayfalar
|
Arşiv
|
English
|
Üye Ol
|
Üye Girişi
10 Eylül 2008, Çarşamba
Sabah
 
Haberler Spor Günaydın Ekler Dosyalar Servisler Multimedya Astroloji Kültür-Sanat İşte İnsan Çocuk Kulübü Çizerler
Sabah Günaydın Cuma Cumartesi Pazar
 
24 Saat
24 Saat
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Rant istasyonunda trafik

Başbakanla Doğan arasında cereyan eden tartışma bizim yakın tarihimizde ne ilktir ve eğer sistem değişmezse ne de son olacaktır. Bugünkü tartışma Türkiye'nin 1990'lı yıllarda içine girdiği hükümet-medya-iş dünyası ilişkisinin dönüşerek aldığı son halidir. Herkes de bu 'çok zengin' tartışmayı kendi açısından bakıp irdeleme şansına sahiptir. Gerçekten de bu kadar karmaşık ve dolaşık bir konu bulmak zor. Fakat ben o tartışmanın günlük, gündelik polemiğinin dışında kalarak, Türk siyasal ve toplumsal yaşamı bakımından çok önemli saydığım bir başka yanına değinmek istiyorum: rant! Biraz daha genişleterek bunu rant ve siyasal yönetimler diye tanımlamak da mümkün.

Yerel yönetim ve rant
Pazartesi günü yazdığım yazıda yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığını söz konusu ederek Türkiye'de de dünyada da siyasetin üzerinde her geçen gün biraz daha fazla durduğu konunun yerel yönetimler olduğunu belirtmiştim. Önemli olan merkezi değil yerel yönetimlerdir demiştim. Genel ve soyut bir düzlemde bakılırsa bu yerellik kavramının siyasette aldığı yeni şekilden ve kazandığı önemden kaynaklanıyordu.
Bu genel görüşü biraz daha derinleştirecek olursam Türkiye'deki yerel yönetim algılamasının bu anlayışın dışında kaldığını söylemem gerek. Türkiye'de yerel yönetim yeni bir demokrasi anlayışı için değil, yüzyıllardır siyasal iktidarı elinde tutanların kullandığı ve kullandırttığı rantı yönlendirmek bakımından önem taşıyor.

Ha İstanbul ha Anadolu
İstanbul'u ele alalım: yılda 400500 bin nüfusun geldiği bu şehir devletin bilerek kullandırttığı rant sayesinde ayakta duruyor. İstanbul bu gerçeğin çok çarpıcı bir örneği. Ama aynı şey herhangi bir Anadolu şehri veya artık çok değişmiş olan kasabasında da geçerli. Bu aynı zamanda Türkiye'de ortaya çıkabilecek toplumsal patlamaları önlemenin, devleti elinde tutan siyasal erkin yandaş kazanmasının da bir yolu.
Siyasal erk dünyanın her yerinde rantın kullandırılmasına ve sermayenin bu yoldan kazandığı harekete bağlıdır. Ne var ki, bu, dışarıda göreli meşru sınırlar içinde cereyan ederken Türkiye'de açık bir biçimde gayrimeşruluğa bağlıdır. Eğer 2002 seçimlerinde toplum bir linç ve tasfiye mantığıyla hareket etmişse bu önce Özal dönemiyle başlayan nihayet 1993 sonrasında fütursuz bir nitelik kazanan rant ve yeniden dağıtım politikalarının sonucudur.

Kısa bir rant tarihi
Ben 19911995 arasındaki iktidarın bu gerçeğine şahit oldum. 1989 yılında merkez sol parti (SHP) dönemin Özal siyasetlerinin güttüğü rant ve yeniden dağıtım poltikalarına tepkiyle yerel yönetimlerde işbaşına gelmişti. Sermayeden alabildiğine kopuk ve çok lumpen bir kitlenin hakim olduğu bu taban kısa sürede büfecilik, bayilik gibi araçlarla kendi iktidar rantını yaratmaya çalışıyordu.
Unutulmaz İSKİ skandalı bunun bir boyutuydu. Aynı siyaset 1991'de merkezi yönetimde işbaşına geldi. Ben Kültür Bakanlığı bünyesinde yönetimin karşımıza gelen rant talepleriyle nasıl boğuştuğunu bugün gibi hatırlarım.

Şuyuu vukuundan beter
Şimdi Başbakan bir rant talebi sırrını açıklıyor. Hilton arazisiyle ilgili söyledikleri doğru veya yanlıştır. Beni o kadar ilgilendirmiyor. Çünkü böyle bir şeyin şuyuu vukuundan önemlidir. Aynı şekilde Doğan da bir sırrı ifşa ediyor. O da bana kalırsa aynı mantıkla değerlendirilebilir.
Görünen şu: Türkiye'de siyaset başta yerel yönetim olmak üzere her noktada rant ekonomisiyle iç içe geçmiştir. 1982'den beri şunu anlatamadık: bir anayasa ülkede siyaseti sadece serbest meslek erbabına açar ve ona ait bir şey olarak tanımlarsa gelinecek yer burası olacaktır.
Yıllardır bu istasyondayız ve yaptığımız tek şey inenleri binenleri seyretmektir!.