kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 22 Ağustos 2008, Cuma
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
UMUR TALU
Dipsiz Kuyu

Tanrıkulları

İzliyorsanız, görmüşsünüzdür. Olimpiyatlarda Azize Tanrıkulu tekvandoda gümüş madalya aldı. Çeyrek finalde yendiği ABD'li Diane Lopez, Azize'nin abisi Dünya ve Avrupa Şampiyonu, Atina Olimpiyatları
"Gümüş"ü Bahri Tanrıkulu' nun ezeli rakibi Steven Lopez'in kızkardeşiydi.
Dün Rauf Tamer ülkede ve sporda "mozaik"ten bahsederek, her kökenden "içimizde yetişen madalyalı sporcular" hayal ettiğini söyleyip "İsterim ki bir Kürt kızı altın madalya almalı" diyordu. Gümüş oldu!
Azize'nin (ve Bahri' nin ve yine tekvandocu kardeşleri Tunç ile Çağrı' nın) babası Diyarbakır Bismilli, annesi Balkan göçmeni. İşte "hayal", işte bir "mozaik"!
Babanın kökü, amcaoğlu (ve benim iyi dostum) mühendis Ruşen Tanrıkulu da dahil, çok sayıda Tanrıkulu'nun da çıktığı İsapınar ve Koğuk köylerinde. Toprakta. Aşirette.
Baba Gaffur' un babası Bahri Ağa, zamanında yörenin "efsanevi" kişilerinden. Mapusuna, ölümüne. Karısı Suriye topraklarından.
Sonra bakın neler oluyor?
Gaffur Tanrıkulu Ankara'ya gidiyor, üniversite okuyor, Birgül Hanım'la tanışıyor. O sıra, maddi koşullar çok iyi.
Sonra toprak bölünüyor, gelir azalıyor, Gaffur Tanrıkulu zora düşmeye başlıyor; maddiyat çocuklara yetişmekte zorlanıyor, kendine kalan icardaki son toprakları, malını mülkünü satıp satıp çocukları yetiştiriyor, onların sporculuğuna harcıyor. Başta, hastalığı yüzünden spor yapması tavsiye edilen Bahri, onları küçücükken salonlara taşıyarak.
Bir yerde, Türkiye'nin spor ruhuna, olimpiyat, dünya, Avrupa şampiyonluklarına, dinletilen marşa, çekilen bayrağa harcıyor son kuruşlarını. Zordaki aile Antalya'ya yerleşiyor; eş, dost sağ olsun dayanışma gösteriyor.
Babaanne adını taşıyan Azize ile dede adını taşıyan Bahri de o aileye, bu ülkeye, Diyarbakır'a da, Ankara'ya da, Antalya'ya da, İstanbul'a da madalyalar taşıyor.
Dersin ki, bombalara, nefretlere, kardeşliğe tükürenlere, her yandaki baskıcıya, pusucuya, fesada, ezberlere inat. Demezsin, belki!
Neyse işte, biri Balkan göçmeni biri Kürt, ana ile babadan, Bahri Ağa'nın torunu iki çocuk, kırık kolla dünya şampiyonu çıkarak, minderden bağları yırtılmış koltuk değnekleriyle dönerek, Hakkari'de tıp kazanan çobana belki selam ederek, çocuklarını okutmak için fındığa giden analarla, yurdun dört yanında emeğine, yüreğine saygı duyulası nice insanla merhabalaşarak, "mozaik" e ama gümüş, ama altın, ama rengarenk renk veriyorlar!
"Yurt" böyle bir şey zaten.