kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 10 Ağustos 2008, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
Luis Amado, "AB’ye girerken elbette zorluklar yaşadık ama süreci devam ettirdik. Şimdi sıra Türkiye’de," diyor.

AB için soğukkanlılık, sabır ve kararlılık gerek

NUR BATUR
Ankara'ya gelen Portekiz Dışişleri Bakanı Luis Amado, Portekiz'in AB üyesi olduktan sonra yaşadığı büyük devrimi anlattı. Amado, "Bir dünyayı terk ettik, yeni bir dünya kuruyoruz. Korkular var. İnancımızı ve stratejik hedeflerimizi kaybetmemeliyiz," diyor..
Portekiz, 22 yıl öncesine kadar iç çalkantılar, askeri darbeler, ekonomik ve sosyal krizlerle boğuşan bir ülkeydi. 12 milyon nüfuslu Portekiz'de diktatör Salazar dönemi 40 yıl sürdü. Sonra bir gün Salazar sandalyeden düştü ve öldü... Ya sonrası? İç çalkantılar, askeri darbeler ve siyasi istikrarsızlıklar. Sonunda iktidara sosyalistler geldi; ülkeyi kurtaran hayati kararı aldılar. Bu karar, Avrupa Birliği üyeliğiydi. Aslında stratejik kararı alan sadece Portekiz değildi. Brüksel de askeri darbelerle boğuşan İspanya, Portekiz ve Yunanistan da demokrasiyi güvence almaya karar vermişti. Böylece demokratik, insan haklarına saygılı ve kalkınmış Avrupa'nın sınırları genişletildi. Portekizliler Avrupa'yla bütünleşmek için maraton koşusuna başladı. Brüksel de para musluklarını açınca, Portekiz'de siyasi ve ekonomik devrim yaşandı. 1986'dan itibaren, Avrupa'nın bu küçük ülkesine sanki sihirli bir değnekle dokundular. 60 yıl sonra ilk sivil cumhurbaşkanını seçtiler. Askeri darbeler tarihe karıştı. Kişi başına düşen gelir 20 bin dolara fırladı. Portekiz Dışişleri Bakanı Luis Amado'yla konuşurken aklımızda işte bu tarihi arka plan vardı.

- AB'ye girdikten sonra siyasi, ekonomik ve sosyal bir devrim yaptınız. Nasıl başardınız?
- Evet gerçekten devrimdi. Stratejik hedefimiz doğrultusunda kararlı yürüdük. Bu kararlılığımız, siyasi ve ekonomik sistemimize uzun dönemde istikrar getirdi.

- Peki zorluklarınız olmadı mı?
- Tabii oldu. Ama süreci devam ettirdik ve bu zorlukların üstesinden geldik. Bugün herkes AB sürecinin Portekiz'de iç siyasi durumun istikrara kavuşmasında birleştirici unsur olduğunu görüyor. Eğer AB süreci olmasaydı Portekiz siyasi hayatı bugünkü seviyesine gelemezdi. Şu anda Türkiye de aynı sınavla karşı karşıya bulunuyor.

- Yani AB üyeliği Portekiz demokrasisi için bir güvence oldu.
- Evet kesinlikle. Portekiz siyasi hayatını AB'deki ortaklarımızın siyasi hayatıyla uyumlu hale getirmek zorundaydık. Bu uyumu sağlamak için her gün büyük bir sınav yaşadık. Şimdi içinde bulunduğumuz dönemde de, AB'nin gücü ve etkisi, Avrupa'ya komşu olan bölgede, değişim sürecini yaşayan ülkelerde de istikrarın bir güvencesi olabilir.

- Aslında AB, İspanya, Portekiz ve Yunanistan'ı üyeliğe kabul ederek demokrasilerini de güvence altına aldı. Türkiye için benzer bir karar alındı mı?
- O zamanki stratejik koşullar farklıydı ama yine de AB'nin, o dönemde karşı karşıya olduğu sınavla bugünkü sınav bence aynı.

- Sınav aynı ama AB'nin stratejik olarak Türkiye'yi de sınırları içine almaya karar verdiğini söyleyebilir miyiz?
- Bakın, AB bizim istediğimiz kadar bütünleşmiş bir örgüt değil. Son olarak Lizbon Anlaşması'nın başına neler geldiğini gördük. Anlaşmanın başına gelenler hepimizi nasıl gerginleştirdi. Avrupa'nın rolünün ne olacağı konusunda bile değişik anlayışlar var. Konuya, farklı ülkelerin, farklı siyasetçilerin ya da toplumların ne düşündüğünden ve hissettiğinden bağımsız olarak bakmalısınız. Önemli olan kurumların bu konuya nasıl yaklaştığı.

TÜRKİYE KARŞITI SESLER

- Ama Türkiye'nin üyeliğine karşı çok çatlak ses çıkmıyor mu?
- Türkiye konusunda orada burada devam eden retoriğe rağmen, üyelik süreci canlı ve müzakereler devam ediyor. Müzakerelerdeki bu eğilimi sürdürmeliyiz. Çünkü sonuçta önemli olan budur. Şu anda Avrupa 27 ülkeden oluşuyor. Hepsinin toplumlarında değişik bakış açıları var. Bugünkü koşullarda Avrupa'nın Türkiye'ye bakışıyla ilgili kesin bir karar vermek zor.

- Ama Fransa, Avusturya gibi ülkelerde "Türkiye üye olamaz," diyenler çok fazla...
- Bence şu anda yapılması gereken tek bir şey var.. Konuya eğitici ve öğretici, pragmatik bir şekilde bakın. Üyelik sürecine ve kurumun yaklaşımına bakmak doğru olur. Benim için önemli olan Türkiye'nin katılım sürecinin canlı olmasıdır. Müzakerelerin devam etmesidir.

11 EYLÜL'DEN SONRA...
- Bu karamsarlığın nedenlerinden biri de Kıbrıs... AB 1999'da, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin üyeliği için bir ön şart olmayacağı güvencesini verdi, ama Kıbrıs yüzünden sekiz müzakere başlığı askıya alındı.
- Kıbrıs sorunu ortada duruyor ama sorunun sonuçta belirleyici bir faktör olacağını zannetmiyorum. Kıbrıs'ın statüsüyle ilgili olarak yeniden başlayan müzakerelere ağırlık vermeliyiz. Daha yapıcı bir tutum alırsak, müzakere sürecine de daha iyimser bakabiliriz. Ama karamsarlığınızı anlıyorum. Kamuoyunun nabzını tutuyorsunuz ama biz siyasetçiler siyasi açıdan, böyle bir karamsarlık içinde olamayız.

- "Türkiye laiklikten uzaklaşırsa AB üyesi olamaz," diyenlere nasıl bakıyorsunuz?
- Türkiye-AB ilişkilerde dinin bir sorun olmaması gerektiğine inanıyorum. Türkiye'de AB üyesi olmak isteyen bütün siyasi güçlerin, bu ilişkinin sınırlarının hangi düzeyde olması gerektiğini bildiğini de düşünüyorum. Türkiye, Müslüman bir toplum olarak AB üyeliğinin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirecektir. Buna samimiyetle inanıyorum. Türkiye'yle ilişkilerimizi canlandırdığımız dönemden farklı bir dünyada yaşıyoruz. 11 Eylül'den sonra Türkiye'yle daha dinamik bir ilişki içine girdik.

- Ya Türkiye'ye üyelik kapıları açılmazsa, reddedilirse?
- Eğer reddedersek, Batı dünyasının kendi sınırları içine hapsedilmiş olduğu farz edilecek ve medeniyetler arasındaki çatışma daha da tırmanacaktır. Bu açıdan gelecekte Türkiye'yle AB arasında ilişkilerin çok yapıcı olacağını düşünüyorum. Bunu, Türkiye'nin laiklik gibi iç sorunlarına indirmemek gerekiyor. Müzakerelerin dinamiği ve Türk toplumunun Avrupa toplumuyla uyumu, AB üyeliği için gerekli olan ve hepimizin kabul ettiği standartları oluşturacak. Kuşkusuz, bu süreç Türkiye'de devlet ve din arasındaki ilişkilerin sınırını da belirleyecek. Bence bu normal bir biçimde olacak.
Haberin fotoğrafları