kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 22 Temmuz 2008, Salı
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
UMUR TALU
Dipsiz Kuyu

Hakkınıza sahip çıkın!

Kocaman davaların arasında güme gitmesinler diye...
Çünkü bunlar da adalete, hakka, hukuka, demokrasiye dairdir!
Geçenlerde iki "mahkeme kararı" çıktı.
Biri, "çalıştırılan personeli aşağılamak" yüzünden verilen tazminat cezasıydı...
Diğeri de, "banka kredi kartı aidatının haksızlığı"nı tescil eden Yargıtay kararı.
Her ikisi de, "derin haksızlıklar" repertuvarının gündelik, yaygın, küstah elemanları, elementleridir.
Her ikisi de sapına kadar politiktir.
Dibine kadar demokrasi (ve cumhuriyet) sorunudur.
Bu iki kararın temel "hukuki, insani, vicdani, ahlaki" gerekçesi, bizim hukuk, ekonomi, iş, siyaset, medya, ordu düzenlerimize teşmil edilmeye kalkılsa...
Ciddi bir "demokratik devrim" olur!
Burası hakikaten cumhuriyet bile olur!
Kararların arkasındaki insani, toplumsal, siyasi, ekonomik çark, bir alay zurnanın zırt dediği yerdir.
Nice melodi tutturmuş zurnalar, iş buralara gelince zortlar.
Hem "serbest piyasa, hür teşebbüs" dünyası, hem sivil kamu sektörü, hem de Silahlı Kuvvetler'de, asırlık ve gündelik işler, işleyişler, hiyerarşiler vasıtasıyla, hemen her gün aslında "mahkemelik, tazminatlık" biçimde insan onuru, insan hakları, çalışanın hukuku, kanunlar ve Anayasa çiğnenir.
Bu konuda, ayırmadan, sık yazıyorum:
Kimi "liberal", kimi "muhafazakar", kimi "cumhuriyetçi", kimi "demokrat", kimi "laik", kimi "ulusalcı", kimi "milliyetçi", kimi "sosyal demokrat", kimi "AB'ci" gibi lakaplar edinmiş nicelerinin aynı sesle, tek nefesle üflemede birleştiği zurna budur.
Ya, yetkili etkili biri iseniz kendinize bakacaksınız ya da yetkili ve etkililer tarafından çeşitli muamelelere maruz biri iseniz başınıza gelenlere bakacaksınız.
Bunu bilmek için ne mahkeme kararı gerekir aslında, ne de yazı ile kazı!
Tabak gibi açık, kabak gibi oyuk bir durumdur.
Her an bedenen, manen, ruhen milyonlarca insanı tehdit eden, bunaltan, kıran, yoran, ezen hallerdir.

Şimdi ortada bir içtihat var.
Bir içtihada karşı, biliyorum, bin bir korku da var.
Ama, işyerinde aşağılayana, ezene, hor görene, maddi ve manevi şiddete maruz bırakana, haysiyet ve kişilikle oynayana...
Sermayesini, parasını, yetkisini, etkisini, makamını, statüsünü, rütbesini altındakileri aşağılama vesilesi sayana karşı, demek ki bir hukuk var!
Hukuk, bir gün bir kapıya bir anahtar koyar, bir karanlığa bir fener tutar...
Gerisi, o kapıyı açıp o fenere sarılacaklara kalır.
Türkiye'nin tüm çalışanları; sizi aşağılayan herkese karşı (hukukla) birleşiniz!
Banka kredi kartı meselesi ise, kızmasınlar da, Türkiye (büyük) iş dünyasının bir dolu çifte standartından en akça pakça olanlarındandır.
Bir sürü konuda hak, hukuk, cumhuriyet, demokrasi, serbest piyasa üstüne, dayatma ve müdahaleye karşı torbalar dolusu lafı olanların poşetleri bu konuda büzülür.
Bunun bir har(a)ç olduğunu, haksız bir kazanç, tam manasıyla rant olduğunu asla kabul etmezler.
Bankacı olanları asla kabul etmez de, TÜSİAD'ı MÜSİAD'ı da kabul etmez.
Medya patronu olup bankasını batıran da, iyi paraya yabancıya okutan da kabul etmez.
Ne medyacının bankası, ne büyük sanayicinin bankası, ne ordu (yardımlaşma) kurumunun bankası bunu kabul etmiştir!
Bir hesaba göre, bu yılda 1 milyar dolara ulaşan bir "hava parası"dır; havadan paradır, Deli Dumrul cüretidir.
Yoldan geçenin cebine, cüzdanına kakalanmış kredi kartının anormal faizi yetmezmiş gibi, yol kesilip el kol bağlanarak alınan paradır.
Burası "hukuk devleti" ise, gayet liberal biçimde iadesi gerekir.
Üstelik,
üstüne bir de vatandaştan özür dilenmesi şarttır!
Eşitlik, adalet gibi ilkeleri varsa, cumhuriyet de bunu gerektirir...
İnsan hakkı, her türlü baskı ve dayatmaya karşı olmak gibi ilkeleri varsa, demokrasi de.
Türkiye'nin tüm kart sahipleri, haksız kazanç elde eden herkese karşı (hukukla) birleşiniz!