kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 2 Haziran 2008, Pazartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
Günaydın 
BELGİN ÇOBAN
kitap

Zeynep Tunuslu soruyor: Hayat beni düşünüyor mu?

Peşin peşin hüküm vermiştim kitabın kapağını gördüğüm anda. Tamam, daha önce de bir kitabı çıkmıştı ama... Olsun, hüküm hükümdür! Şöyle anlatayım hadiseyi... Diyelim ki; adı sanı bilinen, çeşitli ödüller almış, rüştünü ispatlamış bir yazarın eserlerini hiç okumadınız ve nihayet çok takdir edilen kitaplarından birini elinize aldınız. Beklenti yüksek, hüküm verildi çünkü baştan: İyi bir kitap okuyacağım! Ama... Hiç beğenmediniz ne kitabı, ne de yazarın edebiyatını... Heyhat! Diyelim ki; adını hiç duymadığınız biri, bir kitap yazdı ve tesadüfen, hani mütemadiyen uğradığınız kitapçının rafında görüp öylesine satın aldınız. Hükmünüz belli: Vakit geçireceğim... Ama... Çok sevdiniz, içinizi doldura doldura okudunuz. Dediniz ki; bitmeseydi! Tüh... Ya da diyelim ki; adını magazin sayfalarından bildiğiniz bir ünlü kitap yazdı. Birinci hüküm, 'hayranlık'ta kaldı. İkinci ve genel hüküm ise çoktan kayda alındı: Bu da mı kitap yazdı! Benim de Zeynep Tunuslu'nun kitabını okumaya başlamadan önce hükmüm belliydi işte...
Zeynep Tunuslu'nun en son, Ahmet Hakan Coşkun ilişkisini anlattığı bir röportajını okuduğumu hatırlıyorum ama bu beni neyse ki ilgilendirmiyor. Kimi ona 'çılgın modacı' diyor, ki o bunu üstüne bile almıyor kanaatimce. Kimi 'marjinal' diye takılıyor. Kimi umursamıyor. Kimi 'O biraz uyuzdur' diyor, gerisini algınıza bırakıyor. 12 Mart'ın muhtıracı generallerden olan Muhsin Batur'un genel sekreteri albay Mustafa Kemal Tunusluoğlu'nun kızı olmasından dolayı darbelere ilişkin fikri sorulduğunda "Beceriksiz politikacılar oldukça asker darbe yapacaktır" diye de keskin konuşuyor mesela... (Gündeme gönderme...) Benzeri keskin sözlerinden ötürü de 'sert kadın' muamelesi görüyor. Velhasıl, Artemis Yayınları'ndan çıkan ve öykülerden oluşan kitabı '13'te de girişe şöyle çiziktirmiş: "Öykülerde adı geçen popüler kimlikler ve markalar gerçek karakterlere yapılan göndermelerdir ya da değildir. Derdi olan benimle hesaplaşsın. Cennet de cehennem de burada..."

Kapakta ise şöyle bir cümlesi yer alıyor Tunuslu'nun: "Kendimizi ifade etme biçimimizdeki cesarettir bizi farklı kılan." Dedim ya, hükmümü vermiştim diye... Ama... Kitabın kapağı ve boyutları sıradan kitaplardan farklı. Bir 'duruşu' var diyebiliriz. Şöyle karıştırıyorum sayfaları... Daktilo yazısı formatlı baskıyı görünce içim daralmıyor dersem, yalan olur. Yine de biraz daha dişimi sıkıp, başlıyorum öyküleri okumaya... Son öyküyü de okuyup, kitabın sonuna iliştirilmiş ve istenirse koparılabilecek güzel fotoğrafların bulunduğu kartpostallara bakıyorum... Yüzümde gülümseme... Ve Tunuslu'nun telefonunu çeviriyorum, ona söyleyeceğim aklımdaki ilk cümle şu: Eline sağlık... İkinci cümle ise, önyargımı kırdın... Çünkü... Anlatım temiz, göndermeler zekice, edebiyat kaygısı ise sempatik...
Öykülere gelince... Hayaller var... Hayalleri kuranlar, gerçekleşmesinin zor olduğunu biliyor. Hayallerine ulaşanlar ise batakta çürüyor! Hayallerini, bile isteye öldürenlerin, kendileri de yitiyor. Sevginin yerini sevgisizlik alıyor. Sevgisizlik ise zaten sevgiyi bulamıyor... Belki biraz somurtkan öyküler bunlar. Belki ünlülerin yaşamlarından alıntılar ya da direkt onlara göndermeler... Belki de hangi öyküde kimden söz edildiğini umursamamayı tercih edip okumak en iyisi, ben öyle yaptım. Yine de merak edenlere kısaca Tunuslu'nun yazdıklarından örnekler vereyim... "Uykusunda düşüne Banu Balkon girerdi. Geniş gülümsemesi rüya ekranına yayılır, yayılırdı... Hayatında hiç patlıcan kızartmamış, enginar yahnisi de yapmamış, altın rengi saçları hiç kızartma kokmamış, içindeki hiçbir yerinde ufacık bir sızısı bile olmayan bu kadını, biraz merak, biraz hasretle izlemeye dalardı." "Defne Bamyeli, gerçek duygularını yansıtmayan, ifadesini örten her zamanki yüzüyle, siyah ceketi içine giydiği kırmızı gömleğiyle aynı tonda kırmızı dudaklarıyla gece haberlerini okuyordu." "Programını bitirip inerken, garson sahnedekilere hep aynısı gelip giden rengi atmış kağıt orkideyi getirdi. Üstüne iliştirilmiş kartta ünlülerin resimlerini çeken, sonra onları fotoşopla yirmi iki yaş gençliğine döndüren ünlülerin fotoğrafçısı Nihat Modabaşı'nın adı ve telefon numarası yazıyordu." "Ben Burak Put... Sesim, sesim kayboldu bir sabah uyandığımda. Kalbimde bir ağrı, corn-flakes dolu kasem elimde, mor şöhretim bırakmış beni... Hızlı bir şekilde virajı alamayınca çarpıp düştü motosikletinden. Ayağı kırılmıştı sadece, öylesine yatarken asfaltta bir taksi üstünden geçip sürükledi onu altında. Burası İstanbul şehriydi, olurdu böyle şeyler. Ambulans geldiğinde çoktan ruhunu teslim etmişti."

Netice... Zeynep Tunuslu özetliyor: "Anka kuşu gibi her defasında küllerinden kendini yeniden yaratan ve zaman zaman gözlerinden bulutlar geçen kadınlardan biriyim ben.. Ben hayatı düşünüyorum. O beni, benim onu düşündüğüm kadar düşünüyor mu?"