kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 13 Nisan 2008, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
HINCAL ULUÇ
Hıncal'ın Yeri

Gençlerle, hayatın arasına girmeyin!..

1990'lı yıllar bitmek üzere.. İzmir Hilton'da yemekli bir gece var, Sezenli.. Sezen için gittim ben de.. Ön masalardan birinde oturuyoruz.. Bir genç kız geldi masamıza.. Yanım boş.. "Oturabilir miyim" dedi.. Cıvıl cıvıl.. Dünya tatlısı.. Sezen delisi.. Arkadaşlarıyla gelmiş. Benim de ne kadar Sezen delisi olduğumu yazılarımdan biliyor.
İki arada, bir derede, derdini anlattı.. Çocukluk günlerinden beri sanat, tiyatro meraklısı.. Hemen her okulda, sınıfta, okul gösterilerinde olmuş.. Şimdi lise bitiyor.. İlle de konservatuar okumak istiyor.. Ama çok iyi bir işin sahibi babası İşletme okumasını istiyor.. Okusun ve gelsin kendi işinin başına geçsin..
Bana soruyor..
"Siz olsanız ne yaparsınız" diye..
Babasını dinlesin, kalbinin gösterdiği yolda gitsin?.. İkileme bakar mısınız?..
Bir iki soru soruyorum, onu deşen..
Fazlasına gerek yok.. Ailesine tapıyor.. Babasını, annesini öyle seviyor ki.. Onları üzerek mutlu olması söz konusu değil. Ama babasının işinde de mutsuzluk bekliyor onu..
"Babanı kırma, üzme" dedim.. "Onun dediği okulu yaz.. Ama İstanbul'dakileri yaz.. Gerisini bana bırak.."
Aylar sonra telefonum çaldı..
"İstanbul, Marmara Üniversitesi İşletme'yi kazandım. Geliyorum."
Geldi..
Onu televizyonda başlattım. Gerisini kendi, tek başına getirdi..
Müthiş yeteneğiyle hızla ilerledi. Tuttu yolunu, tek başına, yürüdü.. Dizilerde yükseldi. Sinemaya atladı. Vurdu gitti, doruklara..
Ama bu arada okulunu da başarıyla okudu. Her yıl dereceyle geçti sınıflarını.. Babası, sanat dünyasındaki başarılarını adım adım izliyor, kızıyla gurur duyuyordu artık.. Okulunu da beraber götürdüğü için mutluluğu katlanıyordu, babanın..
Okulun son yılında hastalandı, öldü babası.. Ama kızıyla mutlu, ama kızından gururlu öldü..
Rent Müzikalini izliyorum, Bilgi Üniversitesi'nin sınıftan bozma tiyatrosunda.. Müthiş bir başarıya şahit oluyorum. Bir genç kız yaklaşıyor arada yanıma arada, ben rüyada gibi dolaşırken..
"Hıncal Ağbi.. Ben bu okulda okuyorum ve bu tiyatro gurubunda yer almak için ölüyorum. Ama annem izin vermiyor.. O sizin okurunuz, hem de nasıl okurunuz bilemezsiniz.. Sizi dinler, ne olur bir şeyler yazın.."
"Yazıyı boş ver" dedim.. "Ara cebinden anneni, konuşalım hemen.."
Ertesi gün Rent mucizesini yaratan Cangele gurubunu Bilgi Üniversitesi'nde 10 yıl önce kuran iki genç, Sabah'a geldiler bana.. Davet etmiştim.. Bora Severcan .. Müzikali, şarkı sözleri dahil çeviren ve sahneye koyan dahi çocuk.. Ve de baş rolünde, Broadway temsillerini aratmayan bir performans sergileyen Ömer Vatanartıran ..
"Bu iş nasıl başladı" dedim..
İkisi de ayni şeyi söylemez mi?.
"Biz aslında konservatuar okumak istiyorduk. Ailelerimiz istemedi. Mecburen başka fakültelere girdik, ama içimizdeki tiyatro aşkı bitmedi."
İyi bitmemiş. Bu aşk onları buluşturmuş. Cangele'yi kurmuşlar. Okul bitmiş, ama Cangele bitmemiş.. Ara sıra başka işler de yapmışlar ama Cangele sürmüş. Sonunda da işte bu Rent Mucizesi çıkmış..
Şimdi sorarım büyüklere "Niye?.."
Niye çocuklarınızla hayat, onların hayatı, sizin artık çoğunu paylaşmak bir yana hatta hiç görmeyeceğiniz hayatları arasında duruyor, niye onları kendinize göre yönlendirmek istiyorsunuz.. O hayat onların.. Onlar yaşayacaklar, siz yokken de ..
Ana ve babasınız..
Tabii tavsiye hakkınız.. Hatta göreviniz.. Ama o kadar.. Ötesi onun, tamamen onun..
Kendi öz çocuklarınızı çıkmaza sürüklemeyin. Onları öyle de, böyle de mutsuz edecek ikilemlere mahkûm etmeyin.. Bırakın yollarında yürüsünler ve yürürken, yanlarında sizin olduğunuzu bilmenin keyfini, neşesini yaşasınlar..
Anam doktor olmamı isterdi, babam mühendis.. Onlar diretselerdi, bugün ben, ben olur muydum?.. Olsam bu kadar mutlu olur muydum?.
Anam da, babam da benimle gurur duyarak öldüler.. Diretselerdi, gözleri bu kadar arkada kalmadan giderler miydi acaba?..
O İzmirli kız mı?..
Nehir Erdoğan adı!..