kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 11 Nisan 2008, Cuma
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
ERGUN BABAHAN

Müzakere

"Bir konuyla ilgili fikir alışverişinde bulunma, oylaşma."
Türk Dil Kurumu "müzakere"yi böyle tanımlıyor.
Türkiye'nin AB ile müzakere sürecindeki ilişkisini bu şekilde anlayan ağırlıklı bir kesim var.
Ancak işin gerçeği şu ki, biz AB ile müzakerede bulunmuyoruz, onların müktesebatına uyum gösteriyoruz.
Sağlıktan eğitime kadar çok geniş bir alanda AB'nin kurallarını benimsiyoruz. Bu sadece teknik konularla ilgili değil elbette.
Onun için ki, önümüze "Kopenhag Kriterleri" konuldu.
Onun için ki, idam cezasını kaldırdık.
Onun için başta Medeni Kanun olmak üzere birçok temel yasada kökten değişiklikler yaptık.
İçtiğimiz su daha temiz, yediğimiz gıda daha sağlıklı olsun diye önlemler aldık.
Şimdi AB'den kapatma davasına ilişkin açıklamalar gelmesi, kimi kesimleri rahatsız ediyor; egemenlik hakkının zedelendiğinden söz ediyorlar.
Aslında sürecin nihai amacı da budur, egemenlik haklarının bir bölümünü Brüksel'le paylaşmak.
Biz müzakere sürecinde değiliz, halkımızın yaşam seviyesini Avrupa düzeyine getirmeyi hedefleyen bir değişim sürecindeyiz.
"Biz AB'ye girelim ama askerin siyasetteki rolü değişmesin, istediğimiz partiyi kapatmakta özgür kalalım" diyemeyiz.
Dersek, o kulübe girmek istemediğimizi baştan beyan etmiş oluruz.
Evet, demokratik sistemimiz ciddi bir kriz döneminden geçiyor.
Ama demokrasiler böyle mücadeleler sonucu yerleşen rejimlerdir. O nedenle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün dünkü şu değerlendirmesi çok yerindedir:
"'Türkiye'de de bu tür tartışmalar, ileri özgürlük koşullarında çoksesli ve çoğulcu bir ortamda gerçekleşmektedir. Herkes demokrasinin ilkelerinin ve kurumlarının zedelenmemesi konusunda duyarlı olmalıdır.
Böyle bir ortamın tartışmaların en akılcı biçimde toplumun çıkarına sonuç vermesine imkan tanıyacağına inanıyorum. Dünya demokrasilerinin, Avrupa demokrasilerinin tecrübesi de esasen bu yönde olmuştur."
"Millet olarak reform sürecinde, ara vermeksizin koşar adımlarla gitmemizi tavsiye ediyorum.
Bunu, Türkiye'yi bugün içinde bulunduğu tartışmalı ortamdan daha güçlü şekilde çıkaracağını, ayrıca toplumun bazı kesimlerinin var olan kaygılarını da gidereceğine inandığım için gerçekten tavsiye ediyorum."
Bu son nokta gerçekten çok önemli.
İktidar ikinci döneminde AB reformlarından vazgeçtiği görüntüsü verdiği, orta sınıflardaki endişeleri tam olarak göremediği için Türkiye bugün bu kriz ortamına sürüklenmiştir.
Hem laikliği, hem de demokrasiyi korumanın en emin yolu AB sürecidir.
Bu sürecin devamına destek olmak hem laik, demokratik cumhuriyetin geleceği, hem de ülkenin birlik ve beraberliği açısından çok önemlidir.