kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 5 Nisan 2008, Cumartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
EMRE AKÖZ

Nasıl temizlemeli?

İnsan Hakları Ortak Platformu'nun düzenlediği toplantıda, Hrant Dink ve Malatya cinayetlerinin avukatları davaların hangi aşamada olduğuna ilişkin basına bilgi verdi.
Bu bilgiler bize sorunun tek boyutlu olmadığı gösteriyor. Bir yanda cinayetlerin işleneceğini önceden bilen ama bunu engellemeyen, tedbir almayan devlet görevlileri var.
Yargı mekanizmasına hâkim olan " Aman devleti koruyalım " zihniyeti de buna eşlik ediyor.
Bu zihniyet, sadece avukatların gündelik faaliyetlerinde değil, TESEV'in araştırmasında da ortaya çıkmıştı.
" Devleti koruyayım " derken aslında yaptıkları, " suç işleyenleri korumak " oluyordu.
Öte yanda ise siyasi parti, dernek gibi kuruluşlar ve medya aracılığıyla sistematik bir biçimde oluşturulmuş "nefret ortamı" bulunuyor.
Mesela...
- Dink cinayetinde delillerin gizlendiği, hatta sahte evrak düzenlendiği yönünde ciddi kuşkular ortaya çıktı. Konuyla ilgili iki jandarma istihbarat astsubayı, ifadelerini değiştirdiler ve özetle, " Biz bu cinayetin işleneceğini üstlerimize bildirmiştik " dediler. Halbuki daha önce böyle bir bilginin olmadığına dair rapor düzenlenmişti.
Peki ifadelerini niye değiştirdiler? Çünkü cinayet döneminde üstleri olan Albay Ali Öz'ün yeri değiştirilmişti.
- Malatya'da yaşayan sıradan kişiler arasında, " Ama onlar da misyonerlik yapıyor " diyerek cinayetleri normalleştirme göze çarpıyor. Cinayetin kendisinden ziyade işleniş biçiminden rahatsızlar: " Başlarına bir kurşun sıkmak varken, bıçakla doğramak hiç yakışık almadı! "

Zihniyetleri değiştirmek kolay değildir. Buna karşılık adalet mekanizmasının normal biçimde işlemesini sağlamak mümkün olabilir.
İşte tam bu noktada " kurumsal tavır " önem kazanıyor. Ergenekon operasyonu hız kazandığında, GK Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, "Silahlı Kuvvetler suç örgütü değildir... Hata yapan varsa yargı önünde cezasını çeker " demişti. (30 Ocak)
Yani... " Bizim çocuklar " yanlış yaparsa, korunacaklar mı, korunmayacaklar mı? Yanlışın üstü örtülecek mi, örtülmeyecek mi?
Yukarıdaki örneğe tekrar dönersek; soru şu: Albay Ali Öz'ün yeri değiştirilmeseydi, onun altında çalışan istihbarat astsubayları ifadelerini değiştirirler miydi?
Türkiye'deki hiyerarşi ve disiplin ilişkilerini biraz bilen bir kişi, bunun mümkün olmadığını da bilir.
Dink ve Malatya davaları, sadece hukuksal meseleler değil, aynı zamanda "bizi, bize" öğreten süreçler. Ayrıntılara inildikçe hiç de temiz bir toplum olmadığımızı görüyoruz.