kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 12 Mart 2008, Çarşamba
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
ERDAL ŞAFAK

Su ve güvenlik

Bugün Brüksel'deki NATO karargahında 150 uzmanın katıldığı bir konferans düzenleniyor. Konusu: Çevre ve güvenlik. Ayrıca Nisan ayı başında Bükreş'te yapılacak NATO zirvesinin gündemine ilk kez olarak "Küresel ısınmanın yolaçtığı güvenlik tehditleri" konusu da alındı.
Yarın yine Brüksel'de AB'nin ilkbahar liderler zirvesinde 27 devlet ve hükümet başkanının önüne bir rapor konacak. AB'nin Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın hazırladığı raporun konusu: "Küresel ısınma uluslararası güvenliği tehdit ediyor." Raporda şöyle deniyor:
- İklim değişikliği tehditlerin hem çoğalmasına hem de çeşitlenmesine yol açıyor. Bu tehditlerin en başında su sıkıntısının yaratacağı gerilimler geliyor. Susuzluk toplumsal kargaşaya ve en sağlam ekonomileri bile sarsabilecek maddi zararlara neden olabilir.
- Dünya nüfusunun beşte birinin toplandığı megakentler ve çoğu deniz kıyısında veya deltalarda kurulmuş olan liman, rafineri gibi tesisler topun ağzında. Kutupların erimesinden ötürü deniz seviyesinin yükselmesi öncelikle oraları vuracak.
- Kutupların erimesi sadece deniz seviyesini yükseltmekle kalmayacak, karaları da yutacak. Hatta bazı ülkeler haritadan silinecek.
- Bir başka tehdit: Küresel ısınma göçleri kamçılayacak. 2020'ye kadar en az 200 milyon kişinin iklim değişikliği nedeniyle başka bölgelere, başka kıtalara göç etmeleri bekleniyor. Bu göçler hem geçiş, hem de varış güzergahlarında vahim çatışmaları tetikleyecek.
- Bazı bölgelerde tatlı su rezervlerindeki yüzde 20-30 azalmaya bağlı olarak tarımsal üretim gerileyecek. Bu da tüm gezegenimizde besin maddeleri fiyatlarında olağanüstü artışlara yol açacak.

"Mavi gezegen" ölüyor mu?
Tam bir kabus senaryosu. Ve ne yazık ki, gelişmeler dünyanın "Dönüşü olmayan yol"a girmek üzere olduğunu gösteriyor.
Örneğin Avustralya kesintisiz 8 yıldır kuraklığın pençesinde. Bir zamanlar dünyanın en önemli tarım üreticilerinden olan bu büyük ülke artık ne buğday ihraç edebiliyor, ne de süt. Susuzluk yüzünden küçük ve büyük baş hayvan varlığı kırıldı. Avustralyalı çiftçiler bş yılda gelirlerinin üçte ikisini yitirdiler.
Afrika'nın en geniş göllerinden olan Çad beş yılda yarı yarıya küçüldü. Çünkü kuruyor.
AB geçen yıl tarihinde ilk kez olarak 15 milyon ton tahıl ithal etmek zorunda kaldı. Arjantin, Ukrayna, Rusya gibi büyük ihracatçılar ise halklarını doyurabilmek için ambarlarına kilit vurdular.
Dünyanın bir numaralı reasürans şirketi olan "Swiss Re" geçen yıl çoğu küresel ısınmanın sonucu olan doğal felaketlerin 70 milyar dolar hasara yolaçtı ğını bildirdi.
AB'nin raporunda Ortadoğu'ya özel olarak dikkat çekiliyor ve "Türkiye, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, İsrail, Filistin'de su kaynaklarının azalmasıyla bölgenin daha da istikrarsızlaşacağı" uyarısında bulunuyor. Yani, olası "Su krizleri"ni ima ediyor.
Gerçi Çevre ve Orman Bakanımız Veysel Eroğlu "Sudan dolayı Orta Doğu'da savaş çıkmaz. Sudan sebeplerle çıkar" diyor (Geçen ay Amman'da yaptığı açıklama) ama siz yine de AB raporundaki "Susuzluk toplumsal gerilimlere ve kargaşaya neden olabilir" uyarısına kulak verin. Çünkü, Orta Doğu bir yana Anadolu'da bile sıkıntılı, gerilimli günler kapıda. Şu tür haberleri geçen yıldan da sıcak geçecek yaz boyunca çok sık okuyacağız:
"Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı iki köy arasında 46 yıldır süren suyu paylaşma anlaşması, küresel ısınmanın etkisiyle kaynağın azalması sonucu bozuldu. Su kaynağının başında kavga eden iki köyün sakinlerini jandarma güçlükle ayırdı." (1 Şubat 2008)
"Antalya'nın Alanya, Gazipaşa, Gündoğmuş ve Korkuteli ilçelerinde sondaj ve kuyu açılması yasaklandı." (31 Ocak 2008)
Ve dün ajansların geçtiği bir haber: "Sazan ve turnasıyla ünlü Akşehir Gölü'nün kuruması yüzünden bölgede balıkçılık tamamen bitti. Çavuşlu Gölü'nde de tehlike çanları çalıyor."
Bu gidişle su için BM Güvenlik Konseyi gibi yaptırım gücüne sahip bir uluslararası örgüt kurulması ve dünyanın her yerindeki tatlı su kaynaklarını "İnsanlığın ortak mülkiyeti" ilan etmesi kaçınılmaz. Galiba su savaşlarını önlemenin başka bir yolu da yok...