kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 10 Şubat 2008, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC

"Tam üyelikten başka alternatif yoktur"

AA
Yeni Haber
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'den Almanya'ya giderek yerleşen Türklerin tam 47 yıldır Almanya'nın kalkınmasına, ilerlemesine, Avrupa içinde ve dünya genelinde güçlü bir ülke olmasına emekleriyle, gayretleriyle katkı verdiklerini söyledi.

Erdoğan, ''Köln Arena'' spor salonunda Almanya'da yaşayan Türklere hitap etti.

Köln kentinin anlamlı bir programa tanıklık ettiğini belirten Erdoğan, kardeşlik, dostluk, dayanışma, barış ve bir arada yaşama mesajlarının bu kentten Avrupa'ya ve tüm dünyaya ilan edildiğini söyledi.

Almanya Türk toplumunun Türk milletinin sevgiyle, dostlukla, şefkatle yoğrulan karakterini bütün dünyaya bir kez daha gösterdiğini ifade eden Erdoğan, Türk toplumunun, sevgi, barış ve kardeşlik toplumu olduğunu vurguladı.

Türk insanın gittiği her yere sadece sevgi, dostluk, huzur ve esenlik götürdüğünü ifade eden Erdoğan, ''Bizim nefretle hiç işimiz olmaz. Bizim kinle, husumetle asla işimiz olmaz. Bizim kavgayla çekişmeyle, şiddetle hiç işimiz olmaz'' dedi.

Erdoğan, 1961 yılında akrabalarını Sirkeci garından Almanya'ya uğurladığı günleri hatırladığını ifade ederek, ''Almanya'ya gurbetçilerimizi taşırken her bir kardeşimizin yüreğinde az önce ifade ettiğim ışık vardı. Her bir kardeşimiz burada gönüller yapmak için gece demeden gündüz demeden çalıştı. Almanya'da her türlü acıyı bal eylediğiniz. Her türlü olumsuzluğa göğüs gerdiğiniz'' diye konuştu.

''ALMAN YÖNETİMİ DE ALMAN HALKI DA BUNDAN HUZURSUZ''

Almanya'nın Ludwigshafen kentinde 5'i çocuk 9 Türk'ün yaşamını yitirdiği yangına da değinen Erdoğan, ''Hayatlarının baharında bu dünyaya veda ettiler. Ben Allah'tan her birine rahmet, yaralı kardeşlerime de Rabbim'den acil şifalar diliyorum'' dedi.

Yangınla ilgili ilk değerlendirmeleri, olayın gerçekleştiği günlerde Türkiye'de bulunan Alman İçişleri Bakanı ile yaptıklarını, ardından Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu'nun, 4 uzmanla birlikte Almanya'ya geldiğini hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Burada ise yaptığımız tüm görüşmelerde hassasiyetlerimizi ve beklentilerimizi Alman makamlarına ilettik. Sayın Şansölye'yle de bunu açık ve detay olarak görüştük. Olayın tüm boyutlarıyla araştırılması yönündeki beklentimizi kendileriyle görüştük. Bunun takipçisi olmaya devam edeceğimizi de ifade ettim. İsteğimiz şu; sadece burada yaşayan vatandaşlarım değil, bunu yakından izleyen Türkiye'deki vatandaşlarım da uzur bulsun. Rahat olsunlar. Ama inanıyorum ki aynı şekilde Alman yönetimi, Alman halkı da bundan huzursuz. Onların da huzur bulması için bunun netliğe kavuşması lazım. İnşallah bu tür acı tablolar son olur. İnşallah benzeri acıları bir kez daha yaşamayız. Ve bu gün bildiğiniz gibi başbakanlığımızdan gönderilen bir THY uçağı ile ebediyete intikal eden kardeşlerimiz Gaziantep'e Devlet Bakanımız Said Yazıcıoğlu ve yakınlarıyla birlikte götürülüyor.''

Erdoğan, 1961 yılından bu yana binlerce Türk'ün evini, ailesini geride bırakarak Almanya'ya geldiğini belirterek, ''Burada evlenenler oldu, burada çocuklar doğdu, burada torunlar dünyaya geldi. Bugün sadece Almanya'da 3 milyona yakın bir sayıya ulaştınız. Tam 47 yıldır Almanya'nın kalkınmasına, Almanya'nın ilerlemesine, Almanya'nın Avrupa içinde ve dünya genelinde güçlü bir ülke olmasına emeğinizle, gayretlerinizle katkı verdiniz'' diye konuştu.

"TÜRKİYE'Yİ DAHA DEMOKRATİK BİR YAPIYA KAVUŞTURMAK İÇİN KARARLI ADIMLAR ATIYORUZ"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Özgürlüklerin yaşanması noktasında her türlü engeli kaldırmak, Türkiye'yi daha demokratik bir yapıya kavuşturmak için kararlı adımlar atıyoruz. Eksiğimiz yok mu? Şüphesiz var ama hedefe er veya geç ulaşacağız'' dedi.

Erdoğan, Köln Arena Spor Salonu'nda Almanya'daki Türklere hitap ettiği konuşmada, Avrupa coğrafyasında yaşayan Türklerin, buralarda bir yandan çalışırken bir yandan da kendi kimliğini, kültürünü, geleneklerini muhafaza etmenin mücadelesini verdiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, ''İnanıyorum ki, gözünüz kulağınız, her zaman Türkiye'de oldu. Sizlerin 47 yıl boyunca dilinize, inançlarınıza, değerlerinize, kültürünüze, birbirinize sahip çıkmış olmanız her türlü takdire şayandır'' dedi.

Türklere, ''Asimilasyona karşı gösterdiğiniz duyarlılığı çok iyi anlıyorum'' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

''Kimse sizden asimilasyon noktasında hoşgörü bekleyemez, kimse sizden asimile edilmeniz noktasında bir yaklaşım bekleyemez. Zira, asimilasyon bir insanlık suçudur, bunu böyle bilmemiz lazım. Fakat, şunun da farkına varmamız gerekiyor. Bugünün Avrupa'sında, bugünün dünyasında artık kendinizi öteki olarak, geçici olarak göremezsiniz, görmemelisiniz.Türk toplumu, tam 47 yılını bu topraklara verdi. Sadece Almanya'da değil, Avrupa'nın bir çok ülkesinde vatandaşlarımızın sayısı 5 milyona yaklaştı. Buna rağmen bunca emeğe, bunca çoğunluğa rağmen, bu ülkelerdeki temel bazı meselelerin hala gündemde olması manidardır.Bizim çocuklarımız elbette Türkçe öğrenecekler, bu sizin ana diliniz, bunu çocuklarınıza aktarmanız da en tabii hakkınızdır. Ancak bulunduğunuz ülkenin dilini, bununla birlikte fazladan birkaç dili öğrenmeniz her alanda, her noktada sizi avantajlı hale getirecektir. Buradaki çocuklarımız küçük yaşlarda dil öğrenmeye başlamıyor. Almanca ile muhatap olmaya başlayınca oluyor. Bu da bir-sıfır yenik başlamalarına neden oluyor. Halbuki buradaki eğitim imkanlarından azami ölçüde yararlanmanız, size, sizin çocuklarınıza yarayacaktır. O ülkenin dilini öğrenmediğiniz takdirde zaten dezavantajlı duruma düşüyorsunuz.''

''NEDEN BİZİM ALMANYA'DA BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ OLMASIN?''

Önceden yurt dışındaki Türk toplumunda, o ülkenin dış politikasına, iç politikasına mesafeli duran bir politikanın hakim olduğunu anlatan Erdoğan, ''Oysa 3 milyon nüfusuyla Türk toplumu, bugün Alman siyasetinde etkin olma, belirleyici olma gibi bir gücüne sahiptir, olmalıdır'' diye konuştu. ''Neden bizim Almanya'da, Belçika'da, Hollanda'da ve diğer Avrupa ülkelerinde belediye başkanlarımız olmasın? Neden bizim Almanya parlamentosunda, AB parlamentosunda daha çok temsilcimiz olmasın?'' diye soran Erdoğan, Türklerin, bulundukları ülkelerin sosyal politikalarında söz sahibi olmaları için daha etkin olmalarını istedi.

Türkiye'nin ne yazık ki bunun ceremesini çektiğini anlatan Erdoğan, bazı toplulukların bir avuç olmalarına rağmen yoğun lobi sayesinde bulundukları her ülkenin politikasına nüfuz edebildiklerini söyledi.

Erdoğan, Almanya'da yaklaşık 3 milyon Türk'ün bulunduğunu, bunun 800 bininin ise Alman vatandaşı olduğunu belirterek, bu rakamın yabana atılamayacağını söyledi.

''ÇEKİLEN BİZ OLMAYACAĞIZ...''

Konuşmasında Türkiye'nin AB sürecini de değerlendiren Başbakan Erdoğan, 2 yıl önce müzakere sürecinin başladığını anımsattı.

Zaman zaman bazı ülkelerin, Türkiye'nin üyeliğini iç politika malzemesi olarak kullandığını, müzakere sürecini engellemek için faaliyetler içine girdiğini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şunu vurgulamak istiyorum: Türkiye'nin tam üyelikten başka AB'de ikinci bir alternatifi yoktur, olamaz. Zaman zaman bazıları çıkıp 'imtiyazlı ortaklık' gibi bir şey söylüyorlar. Bizim kitabımızda 'imtiyazlı ortaklık' diye bir şey yok.

Şunu da bilmenizi istiyorum: AB müktesebatında da 'imtiyazlı ortaklık' diye bir şey yok. Şimdi yeni bir senaryo hazırlıyorlar. Türkiye, bu senaryonun aktörü olamaz. Türkiye'ye de böyle bir elbiseyi kimse giydiremez, bunu bilmeleri lazım.

Biz sene 1959, AB sürecine girdik. 1963, yasal sürece girdik. Bu tarihten bu yana Türkiye yasal olarak AB süreci içinde. Düşünebiliyor musunuz? 45 yıl... Hep bunu yaptılar, hep bu tür şeyler söylediler. Ama Türkiye sabretti. Sabırla bu günlere geldik. Şimdi bir şeyler yapmak suretiyle belki diyorlar ki, 'Türkiye çekilir gider'... Kusura bakmasınlar, çekilmeyeceğiz. Biz bu yola devam edeceğiz.

İstemiyorlar mı? İstemiyorlarsa kararı onlar versin. Ama biz, kaçan olmayacağız, biz çekilen olmayacağız. Biz dersimizi çalışıyoruz, işimizi de biliyoruz.''

''AB BU İŞİ HAZMEDEMİYORSA...''

Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın önderliğinde başlatılan Medeniyetler İttifakı Projesi'nde İspanya Başbakanı ile eşbaşkanlığı yürüttüğünü anımsatan Başbakan Erdoğan, bunun önemli bir adım olduğunu ifade etti. Erdoğan, ''Bu önemli adıma neden girdik? AB, bu medeniyetler ittifakının bir adresi olsun diye girdik. Aksi takdirde bunun adı ittifak olur muydu? Olmazdı. O zaman kendileri çalar, kendileri oynardı'' diye konuştu.

Erdoğan, burada bir inceliğin bulunduğunu, bir tarafta 1.5 milyarlık İslam dünyası adına demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye'nin, Batı adına da İspanya'nın yer aldığını ifade ederek, medeniyetler çatışmasının değil, medeniyetler ittifakının olmasının arzulandığını söyledi. Erdoğan, ''İlk adresi neresi olsun? AB olsun. Fakat AB bu işi hazmedemiyorsa sorumlusu biz olmayız, hazmedemeyenler olur. Bunu özellikle vurguluyorum'' diye konuştu. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sizler zaten AB'ye girdiniz. Biz, Avrupalı dostlarımıza diyoruz ki, 'bir yanılgı içindesiniz, Türkiye'ye bu yaptığınız, bu yaklaşım tarzı doğru değil. Zaten şu anda bizim Avrupa'da 5 milyona yakın vatandaşımız var. Gelin bizi sudan bahanelerle oyalamayın, biran önce bu işi bitirelim'. Kolay değil, 45 yıl geçti, oyalamayın. Tabii oturuyoruz, konuşuyoruz, bakıyorsunuz ki tıkanıyorlar. Ama biz sabırlıyız. İnşallah bunu aşacağız.

Bazıları da diyor ki, 'çekilin, AB'de herhangi bir şey olmaz'... Biz bu oyuna da gelmeyeceğiz. Biz ısrarla bu yola devam edeceğiz. 5 yıldır devam ettik. Kopenhag Siyasi kriterlerini çıkardık. Şimdi Maastricht Ekonomik kriterleri üzerinde çok ciddi mesafeler aldık. Burada da geldiğimiz nokta ortada. Bir çok AB üyesi ülke, Maastricht Kriterlerini yakalayamazken, biz bunu yakalıyoruz.Şimdi sizler, Avrupalı bizim elçilerimiz olarak, bütün bu faaliyetleri demokratik haklarınızı kullanarak ve önünüze konulan engelleri de özel gayretlerinizle, sivil toplum dayanışmanızla, örgütlenmenizle aşacaksınız. En doğal hakkınızdır bunlar.

Türkiye'nin üyeliği aleyhine konuşacak olanlar, Türkiye'nin üyeliği önüne engel koymak isteyenler, karşılarında Türk toplumunun demokratik gücünü görebilmelidir, görmelidir. Herhangi bir ülkenin politikacıları bir açıklama yapacağı zaman, 'Türkler bunu nasıl karşılar, Türkler bu hususta ne düşünür', bunu mutlaka hesaba katmalıdır. Göreceksiniz, katacaktır. Yeter ki biz dayanışma içinde olalım, yeter ki biz kendimizi yabancı gibi, misafir gibi, öteki gibi, diğeri gibi değil, bu ülkenin asli unsuru gibi görelim. Bunu başardığımız anda göreceksiniz, buradaki sorunlarınız da tek tek aşılacaktır.''

''ÖZGÜRLÜKLER''

Türkiye'nin geçen 5 yılda ''tarihi düzeyde ilerlemeler'' kaydettiğine işaret eden Erdoğan, salondakilere ''Sizler buradan Türkiye'nin içinden geçtiği değişimi çok iyi görüyorsunuz. Türkiye'nin dünyadaki, Avrupa'daki yansımalarını çok daha yakından hissediyorsunuz'' diye seslendi.

Özgürlükler noktasında Türkiye'nin son 5 yılda dev adımlar attığını ifade eden Erdoğan, iktidarın 3. yılında Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin karşılanır duruma geldiğini söyledi. Erdoğan, böylece katılım sürecinin önünün açıldığını belirterek, ''İnsan hak ve özgürlüklerini Avrupa standartlarına ulaştırmak için çalışmalarımız devam ediyor.

Özgürlüklerin yaşanması noktasında her türlü engeli kaldırmak, Türkiye'yi daha demokratik bir yapıya kavuşturmak için kararlı adımlar atıyoruz. Eksiğimiz yok mu? Şüphesiz var ama hedefe er veya geç ulaşacağız'' dedi.

TÜRK EKONOMİSİ

Erdoğan, Türkiye'deki ekonomik gelişmeler hakkında da bilgiler verdiği konuşmasında, eskiden yaşanan olumsuz ekonomik koşullar nedeniyle bir çok Türk vatandaşının gurbete gittiğini anlattı. Erdoğan, şöyle konuştu:

''Sizler, o yoksulluk nedeniyle buralara gelmek, ağır şartlarda çalışmak zorunda kaldınız. Gurbetin ne anlama geldiğini sizlerden daha iyi kimse bilemez. Aynı şekilde binlerce öğrencimiz de bir kısım engellemeler sebebiyle kendi ülkelerini, kendi üniversitelerini terk edip buralara, dünyanın başka ülkelerine gitmek suretiyle bu gurbeti yaşamak zorunda kaldılar. Buna, kimin ne hakkı olabilir? İnsanlara kendi öz vatanlarını, ana vatanlarını dar etmeye kimin hakkı, yetkisi olabilir? Bizim zeki, çalışkan gençlerimizi, girişimci gençlerimizi, ülkelerini terk ederek, adeta bir beyin göçünün aktörleri olmaya zorlayan malum zihniyet acaba hangi anlayışla, hangi yetkiyle bu adımı atabiliyor, bunları anlamak mümkün değil. AB'ye katılım süreci yaşayan Türkiye, bu uygulamaları hak etmiyor.''

Göreve geldiklerinde Türkiye'nin toplam ihracatının 36 milyar dolar olduğunu, 2007 sonu itibariyle bu rakamın 107 milyar dolara ulaştığını anlatan Erdoğan, göreve geldiklerinde 181 milyar dolar olan Türkiye'nin milli gelirinin şimdi 489 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Erdoğan, bugün kişi başına düşen milli gelirin 7 bin dolara çıktığını, hedefin 2010 yılında ise 10 bin doları aşmak olduğunu dile getirdi. Erdoğan, ''Bunu yakaladığımızda Türkiye'yi tutana, Türkleri tutana aşk olsun'' dedi.

''İSTİKRAR YOKTU''

İktidara geldiklerinde yabancı sermayenin ülkeye girişinin yıllık 1 milyar dolar olduğunu, istikrar olmadığı için kimsenin gelmediğini belirten Erdoğan, 2007 yılında ülkeye giren yabancı sermayenin 20 milyar doların üstünde olduğunu dile getirdi. Erdoğan, artık Türkiye'nin bir güven ve istikrar ülkesi olduğunu ifade ederek, dünyanın Hindistan ve Çin'den sonra Türkiye'ye ''güvenli bir liman gözüyle baktığını'' söyledi.

Eğitim ve sağlık alanlarında yapılan çalışmalara da işaret eden Erdoğan, son 5 yılda 115 bin derslik yapıldığını, artık internet olmayan okul kalmadığını kaydetti. Sağlık alanında da SSK ve devlet hastanelerinin birleştirildiğini, vatandaşın rahatlıkla tedavi olduğunu, ilaçlarını alabildiğini anlatan Erdoğan, bu hizmetlerin daha da artacağını söyledi.

''BATININ 'AHLAKSIZLIK' DİYE TELAKKİ ETTİĞİ YANLIŞLIKLAR YOK MU?''

Millete ''efendilik değil, hizmetkarlık yaptıklarını'' kaydeden Başbakan Erdoğan, yurt dışına master ve doktora için 5 bin öğrenci göndermeyi planladıklarını bildirdi. Erdoğan, şöyle devam etti:

''İlim bizim kaybedilmiş malımız değil mi? Nerede bulursak gider alırız. Çin'de ise Çin'de, Japonya'da ise Japonya'da, Hindistan'da ise Hindistan'da, alırız ve onun gayreti içindeyiz. Zaman zaman birileri bir şeyler söylüyor. Diyor ki, 'efendim geçenlerde Başbakan bir şey söyledi.' İstiklal şairimiz Mehmet Akif merhumun şiirinden bir satır okudum. Diyor ya Akif merhum: 'Alınız ilmini garbın, alınız sanatını/ Veriniz hem de mesainize hem de son süratini...' Ben bunu söyledim. 'biz batının, garbın ilmini, sanatını değil, maalesef ahlaksızlıklarını aldık' dedim. 'Bununla ne demek istedi, bunu söylesin' diyorlar.

Batının 'ahlaksızlık' diye telakki ettiği yanlışlıklar yok mu? Var. Batının kendisinin bunu ahlaksızlık olarak telakki ettiği yanlışlıklar var. Ama biz o yanlışlara direkt ilaç diye sarıldık ve onları ülkemize transfer ettik. 'Başbakan bunları açıklasın' diyor. Her şeyi açıklamanın bir bedeli var. Onları da sen araştır, sen bul.''