kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 26 Ocak 2008, Cumartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
Tuna Kiremitçi’nin albümü Kendi Halinde, cuma günü piyasaya çıktı.

Tuna Kiremitçi'den kendi halinde şarkılar

Kaya GENÇ
19.01.2008
Romancı, köşe yazarı, şair, film yönetmeni ve şimdi de Kendi Halinde albümüyle karşımıza çıkan bir müzisyen... Tuna Kiremitçi deneysel bir iş yaptığını söylüyor: "Daha önce örneği olan bir şey değil, Orhan Pamuk ya da Yaşar Kemal albüm çıkarmadığı için, yaptığım işin deneysel bir tarafı var!"..
Tuna Kiremitçi, yeni albümü Kendi Halinde'yi konuşmak için, Cihangir'in kendi halinde mekânlarından Pan'da buluşmamızı önermişti. Buluşma saatinde kapıdan içeriye girdiğimizde, ortalığın kalabalık olduğunu, içerideki müşterilerin bütünüyle kadınlardan oluştuğunu gördük, ancak Tuna Kiremitçi görünürde yoktu. Kendi aralarında konuşan kadınlar dönüp bize pek bakmadılar; fakat yarım saat sonra, yanında menajeri ve basın danışmanıyla içeri Tuna Kiremitçi girdiğinde kafaların bize doğru döndüğünü gördük. İçeri giren adam, zannettiğim gibi 35 yaşında hâlâ narin, zayıf ve çekingen bir romancı değil, kendinden emin, topluca ve sağlam adımlarla yürüyen biriydi. Oturup konuşmaya başlayınca Kiremitçi'ye bir gün önce YouTube'da seyrettiğim, 1998 tarihli kısa filmi Devr-i Daim'i sordum. 10 dakika uzunluğundaki bu filmin yönetmeni, senaristi ve başrol oyuncusu Kiremitçi, annesinin dikiş makinesinin sesiyle yazmaya alışmış, annesi ölünce de çaresiz kalan bir şair yaratmış, bu şairi de bizzat kendisi oynamıştı. Romancılık, Vatan gazetesinde köşe yazarlığı, müzisyenlik ve sinemacılık... bütün bu işlere gerçekten de vakıf mıydı? "Sinemacıyım diyemem doğrusu. Devr-i Daim, sinema okulunda çektiğim bir projeydi. Sinema okulunda okudum, ama sinemacı değilim. Ancak sinema okulunda okumaya da çok şey borçluyum." Galatasaray Lisesi'ndeki son yılında, mutlaka bir güzel sanatlar fakültesinde okumayı istiyormuş, ancak çizim yeteneği yokmuş. "Bu durumda girebileceğim tek bölüm de sinemaydı. Sağolsunlar beni kabul ettiler."

EN ÖNEMLİSİ ŞİİR
Pek çok romancı kendini 'profesyonel yazar' olarak diğer yazarlardan ayrıştırmaya çalışırken Kiremitçi neden Kendi Halinde diye bir albüm çıkarmıştı peki? "Hayat tek bir sanat için bile kısa," diyor Kiremitçi: "Tek bir sanatla uğraşsanız dahi, yapmak istediklerinizin yarısını bile gerçekleştiremeden bu dünyadan göçüp gideceğinize eminim. Müzik benim lise yıllarımda başlamış bir şeydi, sinema da eğitimini aldığım sanat. Edebiyat, zaten yetiştiğim aile ortamında hep konuşulurdu." O zaman kendini ne olarak tanımlıyor? "Kendimi şair olarak tanımlıyorum," diyor ve gülümsediğinde karşı tarafta yalnızca Tuna Kiremitçi'nin değil, aynı zamanda o meşhur gamzelerin de durduğunu anlıyorum: "Kendi içime bakmayı bana ilk öğreten sanat şiirdi." Bob Dylan'ın bir şarkıcı olduğu kadar Beat kuşağı antolojilerine giren bir şair olarak da kabul gördüğünü hatırlatıyorum. Şairlikle şarkı sözü yazarlığı iç içe giren şeyler mi? "Şarkı sözü yazarken içine müziğin dolacağı boşlukları da yaratmak zorundasınız," diyerek şairane bir cevap veriyor: "Müzikaliteyi de kendiniz yaratmanız gerekiyor. Benim yaptığım daha çok kent ozanlığı, Batı ülkelerinde 'şehir folk'u denilen şey. Bu anlamda 'şarkı sözü yazarı' hem beste yapıyor, hem şarkı sözü yazıyor, hem de söylüyor." Aklımı kurcalayan bir soru var: Şarkılarda, romanlarda ve şiirlerde konuşan kişi Tuna Kiremitçi mi, yoksa yaptığı işlerde özel olarak yarattığı yapay karakterler mi konuşuyor? "Dualar Kalıcıdır'da iki farklı kişiyi konuşturdum, ikisi de ben değildim. Zaten tamamen diyaloglardan oluşan bir kitaptı. Şarkı sözü yazarken ise kendimden yola çıkıyorum," diyor. Yani albümün en çok dinleneceğini zannettiğim şarkısı Dal Rüzgârı Affeder'de konuşan kişi Kiremitçi'nin kendisi: "Tuna Kiremitçi olarak söylüyorum, evet. Bir kahraman yaratıp yazmıyorum şarkılarımı. Yolda Üç Kişi'de sürekli hikâyeye müdahele eden, Milan Kundera usulü bir anlatıcı sesi vardı. Ama o sesin üzerine gitmedim."

MÜZİĞE DÖNÜŞ

Dal Rüzgârı Affeder'i askerdeyken yazmış Kiremitçi: "Dal Rüzgârı Affeder'i gece devriyesi yaparken yazdım. Sıcak bir gündü, Erzurum'daydım. Dal rüzgârı affeder lafı küçüklüğümden kalma, naif, masum bir sözdür, duvar yazısı olarak da karşıma çıkardı. Devriye bitene kadar, iki saat boyunca garnizondaki nöbet noktalarını dolaşıp koğuşa dönene kadar şarkının sözü ve melodisi bitmişti." Arkadaşları, askere gidince bir sürü memleket hikâyesi dinleyip romanları için çok iyi fikirler bulacağını söylemişler, ama Tuna Kiremitçi askerden şarkılarla dönmüş: "Hafta içleri tankçılık yapıyordum, tank komutanıydım... Hafta sonu ise gazinoda İzmirli bir jeofizikçi arkadaşımla birlikte gitar çalıyorduk. Müziğe dönüşüm de, bir anlamda, bu şekilde oldu."