kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 6 Ocak 2008, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
Pazar SABAH 
KAZIM KANAT

Hayat hoştur, gerisi boştur!

Benim sevgili arkadaşım Metin Oktay, o gülümseyen yüzüyle şöyle selam verirdi: "I love you!" Bir erkeğin bir kadına söyleyebileceği bu sözü o, bütün sevdiklerine söylerdi. Sonra da "Hayat hoştur; gerisi boştur," derdi. Sevilmenin zirvesini yaşamış, alkışların hiç dinmeyen sesini dinlemiş, taçsız kral olmuştu. Bütün bunların kesiştiği nokta şuydu: Kralın dünyasında hep sevgiye yer vardı. Kralın dünyasında paraya yer yoktu. Sahi dünyada en büyük değer para mıdır? Ya da şöyle diyeyim: Çok parası olan, dünyada her şeyi satın alabilir mi? Şu hikâye beni hep düşündürmüştür. Hemen söyleyeyim bu hikâye, yıllardır anlatılır. Ama son olarak Vehbi Koç'un ölümünün ardından ona yakıştırılmıştır. Koç ailesinin engin hoşgörüsüne sığınarak bu yaşanmış hikâyeyi yazıyorum. Bir gün Vehbi Koç, oğlu Rahmi'yi yanına çağırır: "Sana iki mektup bırakıyorum. Bunlar vasiyetimdir. Şu mektubu öldüğüm gün açıp okuyacaksın, gereğini yapacaksın. Şu ikinci mektubu da beni toprağa verdikten sonra okuyacaksın," der. Günler geçer ve Vehbi Koç vefat eder. Rahmi Koç, babasının vasiyeti üzerine kendisine bırakılan mektubu açar. Baba Koç'un mektubu kısadır: "Evlat beni bir çift kirli çorabımla toprağa ver!" Baba Koç'un bu vasiyeti yerine getirilir. Daha önce giydiği kirli çorap ayağına giydirilir. Toprağa verilme törenine gelince imam efendi çorapları görür ve itiraz eder: "İslâm inançlarında vücutta giysi olmaz. Nasıl çıplak doğulmuşsa, yine öyle yani çıplak toprağa verilir." İmamın uyarısı ve isteğiyle Baba Koç'un ayaklarından çoraplar çıkarılır. Cenaze dönüşü, evlat Rahmi Koç, babasının kendisine bıraktığı ikinci mektubu açar ve aile efradına okur. Baba Koç şunu yazmıştır: "Gördünüz mü? Bir çift eski çorabı bile yanımda götüremedim!" Bu bir öyküdür. Ama bu bir hayat dersidir. Bu satırların yazarının da hayat ilkesi şudur: "Azla yetinmeyi öğrenirsen, çok mutlu olursun." Şimdi başa dönelim ve soralım: Sınırsız bir sevgi mi istersiniz? Yoksa sınırsız güç olan parayı mı? Biliyorum cevabınız bir tanedir: "Elbette para... Para sevgiyi de satın alır!" Ama "Elbette sevgi," diyenler, "Sevgi paranın satın aldığı her şeyi alamaz. Ama paranın alamadığı mutluluğu alır," da diyebilirler mi? Bu satırların yazarı, tüm bu yazdıklarına rağmen şuna inanır. O da ozan Aşık Veysel'in dediği gibidir: "Bendeki aşk olmasa güzelliğin 10 para etmez!" Sevgiyi güzelleştiren güç, paranın alamadığı güçtür. O da sevmektir. Ama cevap vermemiz gereken soru hâlâ boşta. Yani diyorum ve soruyorum; sahi hayat hoş, gerisi boş mu? Ne yapacağız yani, "Vur patlasın, çal oynasın," demek hayat felsefemiz olacak mı? Dahası "Ben varsam dünya var," diyerek her şeyi ama her şeyi kendi üzerimize mi kuracağız? Yazarın görüşü şudur; her insan kendi felsefesini kendisi koyar. Yani yaşamın ve mutluluğun sırrını kendisi arar ve bulur. Bu satırların yazarının felsefesi de sevgidir. Öyleyse yazımıza şöyle nokta koyalım... Şimdi hep birlikte düşünelim... Metin Oktay neden herkesin sevgilisi oldu? Neden taçsız kral oldu? Ölümünün üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen neden hep ona duyulan sevgi arttı? Hani, diyorum, Metin Oktay'ın rekorlarını kıran bir Hakan Şükür kendi taraftarınca bile sevilmezken... Neden ve niçin Metin Oktay, ezeli rakipleri tarafından bile saygı gördü ve çok sevildi? Büyüleyici nokta şurada: Metin Oktay, o harika gollerinde hep başını öne eğdi. Sadece elini yukarı doğru kaldırdı ve santraya başı eğik yürüdü. Bunun adı, suçluluk duygusu değildi. Bunun adı bir mahcubiyetti. Bunun adı "Affedersiniz sizi üzdüm," tavrı mıydı? O herkesin mahallesinin şık ağabeyiydi. Sevgiyi de aşkı da mahcubiyet içinde yaşardı. O zaman racon buydu.
MESAJ: Efendim acemi bir aşk yazarı olarak, aşk yazılarına nokta koyduk ya... Okurların itirazı var. Üstelik kadın okurların itirazının sesi daha yüksek. Diyorlar ki; "Acemi de olsan, hoş şeyler yazıyorsun. Yazsana!" Tamam yazacağım. Şu aşk içindeki ihaneti yazacağım. Hem de kadınların, kadınlara ihanetini yazacağım. Yani biz erkeklerin masumiyetini... Tabii becerebilirsem...