kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 9 Aralık 2007, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
Helin Avşar, Gazeteport adlı internet sitesinde yazarlık yapıyor.

Savaş Ay mı daha sarışın yoksa Helin Avşar mı daha iyi gazeteci?

ECEVİT KILIÇ
Helin Avşar'ın Savaş Ay'a verdiği röportajdaki abuk sabuk yanıtları hâlâ akıllarda. Peki Helin Avşar gerçekten öyle mi? Yoksa ne kadar ilginç yanıtlar verirse o kadar çok konuşulacağını bilen sarışın mı?..
Gazetelerin Cağaloğlu ve çevresinde konuşlandığı günlerde işler kolaydı. Bir koşu Sultanahmet'e giden bir foto-muhabirinin seçtiği güzel kadınlardan biri "Türk erkeklerine doyamıyorum," mealinde iç gıcıklayıcı şeyler söyler ve göğüs dekolteli fotoğraflarıyla bir kraliçe gibi birinci sayfaya yerleştirilirdi. Bazen muhabir abartır, ismi mutlaka Helga ya da Maria olan dilberin "Gazetenizi baştan sonra okudum, çok güzel buldum. Avrupa gazeteleri gibi," dediği de satır aralarına yedirilirdi. Gazetelerin 'medyaya' dönüştüğü günlerde, Helga, Maria ve diğerleri birinci sayfadan el etek olmasa bile göğüslerini çekerken, yerlerini arka sayfa güzellerine ve Türkiye'nin bizzat yetiştirdiği 'ünlülere' bıraktılar...

EĞİTİMİ İSVİÇRE'DE

Türkiye'de ünlü deyince akla Hülya Avşar gelir. Çünkü ünlü olmanın bütün şartlarına haizdir ve bütün gereklerini de 'gol kralı Tanju ve İbrahim Tatlıses gibi istisnalar dışında' yerine getirir. Bu öyle baş döndürücü ve gizemli bir şeydir ki kardeşi Helin Avşar da ablasının 'aurasıyla' başladığı kariyerinde 'ünlü' sıfatını alıverdi. Her ikisi aynı fabrikanın mamulleri olsa da aralarında önemli bir fark var; Hülya popüler kültürü, magazini üretir, Helin ise bu kültürü 'yansıtır.' Hülya Avşar'ın kardeşi olarak yerini aldığı magazin dünyasında alım-satım yapan bir ticarethane gibi çalışır. Peki, ne alır-satar? Adının karıştığı sansasyonel olaylar, yaptığı yarım yamalak işler ve en önemlisi de röportajlarında gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlarla hayal alır, önyargı satar, kapris alır, zekadan nasibini almamış sarışın satar..! 30 yaşını henüz tamamlamış olan bu alımlı kadın Ankara'da doğdu. Babası, abla Hülya sayesinde bir tür efsaneye, herkesin bildiği, tanıdığı ama kimsenin görmediği Kayzersoze'ye dönüşen 'aşiretin' lideri Celal Avşar. Annesi Emral Hanım henüz aşiret dizileri ortada yokken Ardahan'da hemşirelik yaptığı dönemde Celal Bey ile tanıştı. Ailenin üçüncü kızı olarak dünyaya gelen Helin, hayatını biraz da sanat uğruna düşe kalka harcayan ablasından farklı olarak üniversite eğitimini İsviçre'de yaptı. Üstelik işletme dalında. Ablası gibi erken evlilik yapacakken bundan vazgeçti. İsviçre'den Türkiye'ye döndüğünde gönlünde kadın dergilerinde moda editörlüğü, röportajlar yapmak vardı. Ablası sayesinde bu zor olmadı, gazetecilik mesleğine adım attı. Hiç de az denemeyecek bir süre kadın dergisinde görev yaptı. Sonra 'içinden geldiği için' modacılığa soyundu. Yanında yine ablasıyla... Ancak Nişantaşı'nda açtıkları mağaza tutmayınca bu kez kendi modaevini açtı. Zeki Demirkubuz'un Kader filmini künyesine kadar izleyenlerin dikkatinden kaçmadı Helin Avşar ismi. Çünkü filmin Altın Portakal alan oyuncusu Vildan Atasever'in o hüzünlü pavyon sahnelerinde giydiği kıyafetler Helin'in imzasını taşıyordu. Demode ve ucuz kumaşlardan yarattığı parıltı kıyafetler, Türkiye'nin en iyi yönetmenlerinden Demirkubuz'un isabetli bir tercih yaptığını gösteriyordu.

'EDİTÖR'ÜN GÖZDESİ
Ama artık kendisine yatırım yapma dönemi gelmişti. Dünyanın sayılı zenginlerinden olan, emlak kralı Donald Trump'ın Miami sahilindeki dairelerini Türkiye'de pazarlamaya girişti. Sonra alabildiğine kötü sesine rağmen Şarkı Söylemek Lazım yarışmasına katıldı ve "Kötüyse kötü. Sesimi duyun," dercesine devam etti. Üstelik söylemesi gereken Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda şarkısının Başbakan Erdoğan'la özdeşleştiği ve AKP'nin sloganı olarak algılanacağını fark edip, söylemekten vazgeçecek kadar da memleket meselelerine hâkimdi. Ve elbette adı üçüncü sınıf playboylarla anılsa da gece hayatının yıldızları arasındaydı. Bar ve gece kulüplerinin çıkışında verdiği frikiklerle gazetelerin sürmanşetlerini süslüyordu. Tıpkı Batılı gazetecilerin Paris Hilton'u gibi, Helin de Türk editörünün gözdesi olmaktan memnundu. Paris Hilton olarak anılmaktan rahatsız olmuyor, hatta bu durumun hoşuna gittiğini de inkar etmiyordu. Boş gezme ve para harcama sanatında Paris'in yerini tutamasa da aynı modelde bir yerli figür oldu. Belki de başka alanlarda Paris Hilton'dan bile ileri. Albüm çıkarma hazırlığında olan Helin artık şarkıcı olarak da anılmak istiyor. Ayrıca bir internet haber sitesinde köşe yazarlığı yapmaya başladı. Ünlü edebiyatçı Pınar Kür, "Bence yazıyı o yazmadı, bir yerden çevirdi," dediğinde "Yazıları ben yazıyorum. Ama o okumadan yorum yapıyor. Umarım kitaplarını da 'Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olarak' yazmıyordur," diyerek Uğur Mumcu'ya gönderme yapacak kadar da 'gazeteciliğini' konuşturdu.

HELİN'İN SIRRI
Peki, asıl sır nerede? Helin'in sırrı bilerek seçilen bir 'aptal sarışınlık' olabilir mi? Şu Savaş Ay'a verdiği röportajda "En sevdiğiniz ressam?" sorusuna "İsmail Nacar,"; "Cumhuriyet ne zaman kuruldu?" sorusuna "1953," yanıtlarını vermesi hâlâ dillerde. Ama 'mankene' "Ekmek kaça?" diye sorup, bilemeyince keyiflenen gazeteci mi daha 'sarışındır', yoksa ne kadar abuk sabuk cevaplar verirse o kadar konuşulacağını bilen 'sarışınımız' mı daha sarışındır? Peki ya sabaha karşı gidilen işkembecinin tuvaletindeki o uygunsuz seslerle açığa çıkan 'seks' sahnesi? Tanığımız, yani içeriden gelen artık her neyse o sesleri, 'uygunsuz bulan' kişi ise Sibel Gökçe! Program yaptığı özel bir kanalda Mykonos Adası'nda üstsüz yaptırdığı masajın görüntüleri, magazincilere bakarsak İtalyan turistlerin onu ünlü porno yıldızları Paola Barale'ye çok benzeterek şaşkınlık yaşamaları, Helin'in günlerce konuşulmasını sağlayan 'özgün' performansının örnekleri arasında... Helin'in 'Türk editörünü' ne zaman keşfettiği bilmiyorum. Ama katıldığı davetlerden, açılışlardan aldığı peşin 20 bin dolarla artık hiç kuşkusuz ki Helin Avşar insanların kendisini 'küçümsemesine' izin vererek gelen şöhreti paraya çevirebilecek bir zekaya sahip. Türkiye'de bunu başarabilen, ablası Hülya Avşar da dahil, başka bir isim var mı? Paranın son sentine kadar hakkı olduğunu da en iyi o söyleyebilir: "Attığım adım haber oluyorsa, bunu nakite çevirmem kadar doğal bir şey olamaz." En başa dönersek, Sultanahmet'teki 'Helga' gerçekten Türk erkeklerine doyamamış, Türk gazetelerini baştan sona okuyup, beğenmiş olabilir mi?
Haberin fotoğrafları