kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 1 Aralık 2007, Cumartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
Cumartesi SABAH 
REFİK DURBAŞ

Şairin anayurdu nerede?

Şairin anayurdu var mıdır? Bu anayurdun sınırları nerede başlar, nerede biter? Ana dili, bu sınırlar içinde nasıl ve nerede yer alır? Bu sınırların çizgilerini şairin ana dili mi oluşturur; gizemli gerçeklerin, alışılmadık duyguların izini sürdüğü iç dünyasının renkleri mi? Şiire sevgisini, şaire saygısını yakından bildiğim, sevgili dostum Necati Doğru, bu soruların yanıtını bir Arap atasözüne dayanarak şöyle vermekte: "Şiirin mayası şairin karnındadır." Atasözü böyle diyor ama doğrusu şiirin mayası, şairin kalbinde değil midir? Şiirini kalbinde mayalar çünkü... Bu yüzden de anayurdu neden kalbi olmasın? İsveçli Gunnar Ekelöf de şiirini kalbinde mayalayan yüzyılımızın has şairlerden... Şiiri gibi, hayatının macerası da ilginç; 15 Eylül 1907'de Stockholm'de zengin bir ailenin oğlu olarak dünyaya geliyor.

KÜLLERİMİ SART ÇAYI'NA SERPİN
Önceleri denemeler yazıyor. Ardından Fransız sürrealizminin etkisinde kalarak modernist yapıtlar üretiyor ama hiçbir zaman moda olan edebi akımlara bağlı kalmıyor. Liseyi bitirdikten sonra Londra'da Doğu dilleri, sonrasında İsveç'te Farsça öğrenimi görüyor. Ömrünün sonlarına doğru yolu Türkiye'ye düşüyor ve Salihli'deki Sart harabelerine hayran kalıyor. En önemli şiirlerinden Emgion Prensi İçin Divan'ı da bu sırada yazıyor ve "Ölürsem, beni bu topraklara gömün, küllerimi Sart Çayı'na serpin," diye vasiyet ediyor. 16 Mart 1968'de de dünyasına elvedasını bırakıyor. Ekelöf'ün bedeni, İsveç toprağında kaldı ama Türkiye toprağında yaşadıklarının anısına dostu Gürdal Duyar'ın yaptığı bronz portresi, uzun bir zaman Taksim Sıraselviler'de Çiçek Bar'ın bahçesinde nice gecemize arkadaş olarak durdu. Heykeli 1995 yılından beri de İstanbul İsveç Başkonsolosluğu'nun çiçeklerle bezeli bahçesinde yaşamını sürdürmekte... Geçen hafta Gunnar Ekelöf'ün doğumun 100. yılını kutlamak için İstanbul'daki İsveç Araştırma Enstitüsü ve İsveç Başkonsolusluğu, bir edebiyat seminerine düzenledi. Başkonsolos Dr. Ingmar Karlsson ve Direktör Dr. Karin Adahl'ın konuşmalarıyla başlayan seminerde Stockholm Üniversitesi'nden Prof. Anders Olsson, Ekelöf'ün Doğu yolculuğu; Dr. Helena Bodin de yapıtlarında Bizans unsurları ve etkileri üzerine birer bildiri sundular. Ardından Emgion Prensi İçin Divan'ı Türkçeye kazandıran Hüseyin Baş ile Salih Ecer, Ekelöf'ün Türkiye üzerine anılarından söz ettiler. Seminer, ülkemizde ilk kez gösterilen The eye of Ekelöf - a Nordic poetical journey adlı filmin gösterimiyle son buldu. Şimdi, bir kez daha soralım: Şairin anayurdu neresi? Şiir sınır tanımıyor, sınırlara sığmıyor. Mayası yürekte olduğu için de şairin yüreği nerede atıyorsa şiir de orasını anayurdu belliyor çünkü...