kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 8 Kasım 2007, Perşembe
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
Günaydın 
YÜKSEL AYTUĞ

Yaşamın kıyısından bakıp, AB'nin kapısında beklemek

Yaşamın Kıyısında filmine övgü yağıyor. Fatih Akın'ın filmi için olumsuz görüş bildiren tek kişiye rastlamadım. Bundan sonra yazacaklarım sadece "sivrilik" olsun diye kaleme alınmış "sözde" muhalif satırlar değil, samimi görüşlerimdir. Sinema üzerine derin analizlere girişecek uzmanlığa sahip değilim. Ama "ortalama" bir sinema seyircisinin görüşlerinin de Fatih Akın açısından önem taşıdığına inandığım için yazıyorum. Filmin -finali hariç- öyküsüne itirazım yok. Sinema dili, kurgusu ve sadeliği de etkileyici. Oyunculuklar tek kelime ile mükemmel. Final, seyircinin beklediği vuruculukta olmamasına rağmen, akılda kalıyor. İtirazım, Fatih Akın'ın ısrarla "betimlediği" Türkiye manzarasına... Siz de kendi kendinize benim gibi sordunuz mu? Yılmaz Güney'den bugüne neden "kirli Türkiye'yi" anlatan filmler Avrupa'da büyük kabul görüyor? Neden yaşamın kıyısında hep tinerci çocukların vurduğu, çöpler arasındaki bir Alman turist yatıyor? Neden üzerinde kocaman harflerle "Turkish Airlines" yazan cenaze aracı çekicisi kir-pas içinde? Neden fon olarak Cihangir'in karanlık, izbe, pis sokakları kullanılıyor? Neden Türkiye, insan haklarının ayaklar altına alındığı, muhaliflerin polis coplarıyla sokakta dövüldüğü, sivil polislerin halk tarafından linç edilmeye çalışıldığı, en aydın genç kızların bile (Nurgül Yeşilçay) "S.keyim Avrupa Birliği'ni" diye haykırdığı bir ülke? Peki ya neden gurbetçilerimiz, yarısı genelevde çalışan, diğer yarısı genelevdeki Türk kadınlarını mafya yöntemleriyle "bu hayattan vazgeçirmeye" çalışan insanlar olarak gösteriliyor? Evet, Türkiye'de bunlar da yaşanıyor. Ama bu memlekette hiç mi iyi bir şey olmuyor? Avrupa'da festival festival dolaşan bir filmin içine koyacak hiç mi güzel bir İstanbul manzaramız, medeni bir insan hikayemiz yok? (Filmdeki tek medeni Türk, bir Alman Dili ve Edebiyatı profesörü. O da zaten Türkçe'yi aksanlı konuşuyor!) Avrupa Parlamentosu "Yaşamın Kıyısından" filmine özel ödül verdi. Kim bilir, belki de hep "Avrupa'nın kıyısında" durmamızı, hiç içeriye girmememizi istedikleri içindir. Bir gün "onların görmek istedikleri" filmlerle değil, "bizim göstermek istediğimiz" filmlerle de alkışlarını ve övgülerini almayı umut ediyorum... Sahi, Fatih Akın'dan bir Mevlana filmi çekmesini istesem, çok şey mi dilemiş olurum? Şuracıkta, kıyıda beklerken...