kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 26 Eylül 2007, Çarşamba
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC

Böyle huruç harekâtı görülmüş değil!

YAVUZ BAYDAR
YAVUZ BAYDAR
Sabahın köründe kalkıldı, hızla giyinildi, "büyük olay" mıntıkasına doğru yola çıkıldı. Son günlerde şehir efsanesi almış yürümüş, "Abi, bir laptop alana sürpriz olsun diye iki laptop da bedava vereceklermiş, Almanya'da açılışta yapmışlar!" noktasına kadar yükselmişti. Medya Markt salgını ortalığı sarmıştı sarmasına da, bakalım açılışta Türkiyem insanı nasıl bir tablo sergileyecekti? Yüzümüzü kara çıkarmadılar. Sabah 7.25. FSM köprüsünden Ümraniye- Şile sapağına kadar trafik öyle aman aman yoğun değil. Allah Allah? Tüketime doyduk mu ne? Olur mu olur. Satın ala ala hal kalmadıysa, Medya Markt değil, i-Phone bile ağzıyla kuş tutsa bana mısın demezler. Derken, trafik yavaşlayıveriyor. Saat 7.35'te, bir araba yığılması ki, sormayın gitsin. Hepsi de Ümraniye-Şile sapağından içeri sızma kavgasında. Beş sıra halinde, asabi korna sesleri eşliğinde kavise giriyoruz. Üst tarafta akmadığı için, dura kalka bir maceradır başlıyor. Çıkışta, o ferah Şile yolu da tıkaç gibi. Saat 7.55. Önüne gelen "ben kenardan dalayım" derdiyle İKEA istikametine sızmaya çalışırken, tamamen felç oluyoruz. Kala kala beş dakika kalmış! Bunun üzerine, halkımız ikinci safhaya geçiyor. Eşi dostu hısım akrabayı arabalarda bırakarak, otoyolda canını dişine takıp, "büyük olay" mekânına doğru koşmaca. Bariyerler, 3000 engellideki gibi aşılıyor.

BU KUYRUK BİTMEZ
İKEA girişinden yaklaşmak mümkün değil. Soldan, Ümraniye istikametine kıvrılıyorum. O andan itibaren "otoyolda nasıl parkedilir?" sorusunun da cevabı geliyor. Arabasını kenara çeken, koşa koşa dere tepe ilerliyor. Ortalık insan seli. İki kilometre kadar ilerde nihayet bir boş yer buluyorum. Herkes hedefe kilitli. IKEA otoparkında görülmemiş bir manzara yaşanıyor. Hiçbir çıkışa yer bırakmayacak şekilde, tüm alan tıka bas dolmuş. Bir kadın bağırıyor. "Ne oldu?" diye soruyorum. Kocasına ulaşmaya çalışıyormuş: "Güya kenar diye park etti, çekti gitti, burada ortada kaldık, akşama kadar çıkamayız buradan!" Haklı. Şantiye gibi bir yeri dönünce, binlerce insandan oluşan bir kalabalıkla burun buruna geliyorum. İşte halkım: kadın, erkek, yaşlı, genç, köylü, çoluk, çocuk. Aralarında Rusça konuşanlar da var. Saat 8.15, kalabalık tamam, ama hareket yok. Marketin kapısına yüz metre uzakta, yaklaşmak imkânsız, öyle bekliyoruz. TV kameraları faaliyette. Ne oluyor? Birkaç kişi geri dönüyor. Bu keşif koluna soruyoruz. "Umut yok".." Niye? "Tek tek alıyorlar. Bitmez bu abi.." Başka laflar geliyor az sonra: "Kapıda birini dövmüşler, polis kapatmış, öğlene açılacakmış.." "Ben beklerim abi, sabahın beşinde gelmişim, hiç valla.." Bir çift kopup geri dönüyor. "20 kişi alıp bekletiyorlar. Onlar çıkınca 20 daha. Yakında burada arbede çıkar.." Demeye kalmadan, tezahürat başlıyor önden: "Aç! Aç! Aç!.." Yuhalamalar, nece olduğu anlaşılmayan feryatlar..

İKİ KAHRAMAN
8.50. Birkaç kişi kapıyı mı zorluyor ne, kalabalık bir dalgalanıyor. Camlar içe gidip gidip geliyor. Bu işin sonu hayırlı değil galiba.. Bir huruç harekâtı için her koşul oluşmuş durumda. Bu durumdan vazife çıkar. 9.05 gibi "Eh yeter artık, göreceğimizi gördük" diye dönüşe geçerken, az ilerde bir güruh görüyorum. Ortalarında, nasıl olduysa içeri girmiş ve bir plazma TV'yi kapmayı becermiş iki "kahraman" var. Saç-baş birbirine girmiş, birinin gömlek koldan sökülmüş, düğmelerden bazıları gitmiş. Ama yüzleri gülüyor!