kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 3 Eylül 2007, Pazartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
Santralistanbul projesi, 1911 yılından 1983’e dek İstanbul’a elektrik sağlayan Silahtarağa Elektrik Santralı ‘nın 118 bin metrekarelik alanı üzerinde yer alıyor.

Üniversitenin duvarını kırdık, herkes girecek

BALÇİÇEK PAMİR
BALÇİÇEK PAMİR
Bilgi Üniversitesi'nin patronu Oğuz Özerden: Üniversitede yenilik başkaldırıyla oluşur. Öğretim üyesinin odasına kapanıp kitap yazmak yerine toplumun her kesimiyle iletişime geçmesini istiyoruz..
Bugünkü Pazartesi Sohbeti konuğum Bilgi Üniversitesi'nin mütevvelli heyeti başkanı, yani patronu Oğuz Özerden. Özerden ile Silahtarağa Elektrik Santralı'nı dönüştürerek oluşturduğu, önümüzdeki hafta sonu iddialı bir sergiyle açılacak olan ve içinde yeni üniversite kampusu yer alan Santralistanbul Projesi'ni konuştuk.

* Bilgi Üniversitesi'nin diğerlerinden farkı nedir? -Aslında ilk başta 1500 kişilik butik bir üniversite kurmayı hedeflemiştik ama şimdi yaklaşık 10 bin öğrencimiz var. Bir üniversite hakkında bir şeyler anlatabilmek için 100-200 yıl geçmesi gerekir ama şunu söyleyebilirim, Bilgi teamülleri zorlayarak kurulmuş bir üniversite.

* YÖK size dava açmıştı. -Doğru. Biz aslında önce üniversite diye yola çıkmamıştık. Amacımız uzaktan eğitim veren bir eğitim kurumu kurmaktı. 900'lü hatlardaki tecrübemizi eğitim için kullanmaya karar vermiştik . Kursa katılanlar önce İngilizce öğrenecekler ardından İngiltere'ye gideceklerdi. YÖK işte o zaman bize "Üniversite kurmaya teşebbüs" ten dava açtı.

* Nasıl bir suç bu? -Yok öyle bir suç. Beraat ettik zaten. Ama öyle olunca üniversite kurduk. Her şerden hayır doğarmış. 94 yılında Zülfü Livaneli'nin belediye seçimleri için kampanyasını yürütmüştük. O zamanki deneyimlerimiz bize Türkiye'de iki eksiğin olduğunu söylüyordu. Birincisi uluslararası bir eğitim kuruluşu, ikincisi yine ulaslararası bir sanat ve kültür merkezi.

* Türkiye'de uluslararası eğitim kuruluşu yok muydu yani? -Aklımızdaki daha çok bir nevi think thank, yani dünyayla bütünleşerek sorunları tartışacak bir eğitim kurumuydu. Hedef buydu.

* Siz kurs açtığınızda sizinkine benzer kurslar vardı. Niye siz ilgi çektiniz? Aslında bu ilgi üniversite açısında da aynı. Siz niye gündemde kalıyorsunuz? Pazarlama mı? -Ben ve arkadaşlarım yaptığımız işlere bir kalite, bir farkılık getiriyoruz. Bu farklılık da hemen göze çarpıyor ve ilgi başlıyor.

* Örneğin Koç ve Sabancı üniversitelerinden farkınız nedir? -Şöyle anlatayım, Türkiye'de Vakıf Üniversitesi Kanunu Sabancı ve Koç üniversitelerine göre yapılmıştır. Ortada çok zengin bir grup vardır, bunlar bağış yaparlar ve üniversite bu bağışla yaşar. Bu arada devlet destekli üniversiteler de vardır Bilkent ve Başkent gibi... Biz kendi yağımızla kavruluyoruz.

* Size benzer yapıda olan başka üniversite var mı? -Örneğin Yeditepe Üniversitesi. Devlet üniversiteleri biraz da mevzuattan ötürü kendi kaynaklarını iyi kullanamıyor. Biz kendi kaynaklarımızı kullanarak, sadece bağışa dayanmadan yaşıyoruz.

* Tek fark bu mu? -Tabii ki değil. Biz üniversitenin sadece bilim üreten ve eğitim veren bir kurum olduğunu düşünmüyoruz. O yüzden de sosyal bilimler üzerine yoğunlaştık. Öğretim üyelerinin odalarına kapanıp kitap yazmaları yerine toplumun her kesimiyle iletişime geçmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Yani bir başka deyişle üniversitenin duvarlarını kırdık, herkes girebiliyor. İşadamı, sivil toplumcusu, öğretim üyesi, öğrenci, siyasetçi... Üniversitelerde yenilikler hep başkaldıran ve üniversiteden ayrılan ekipler tarafından gerçekleştirilmiştir.