kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 3 Eylül 2007, Pazartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC

MHP'den ret oyu

Yeni Haber
TBMM Genel Kurulunda, 60. Hükümetin programı üzerine partisinin görüşlerini açıklayan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, hükümet programına ret oyu vereceklerini açıkladı.

Türkiye'nin 22 Temmuz seçimlerine demokrasi açısından sancılı bir süreç sonrasında gittiğini ifade eden Bahçeli, sandık başında tecelli eden milli iradenin, ortaya yeni bir siyasi tablo çıkardığını söyledi. Bahçeli, 23. Dönemin geniş bir yelpazeye yayılan farlı siyasi görüşlerin Mecliste temsil edildiği yeni bir açılımla başladığını, katılımın yüksek olduğu seçimde, geçen dönemdeki demokrasi çarpıklığını giderdiğini, Meclisteki temsil oranının yüzde 85 düzeyini aştığını söyledi.Mecliste 4'ü grubu bulunan 7 partinin temsil edildiğini dile getiren Bahçeli, ''Bu Türk demokrasinin geleceği açısından çok iyi değerlendirilmesi gereken bir fırsat olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum'' dedi.

''KISIR ÇEKİŞMELERİN VE GERGİNLİKLERİN...''

Bahçeli, 22 Temmuz seçimlerinde Türk Milleti'nin AK Parti'ye ikinci dönem iktidar görevi verdiğini hatırlatarak şunları kaydetti:
''Türk Milleti'nin bu kararını herkes kabul etmek ve buna saygı göstermek durumundadır. Parlamenter demokrasilerde, egemenliğin yegane sahibi Türk Milleti'dir. Demokrasiye inanan herkesin şimdi yapması gereken, bu milli iradeyi sorgulamak ve zafer sarhoşluğuna kapılmak değil, bunun anlamını çok iyi değerlendirmek ve bundan gerekli sonuçları çıkarmak olmalıdır. MHP, milletin bize verdiği muhalefet görevini ve ve sorumluluğunu saygıyla karşılamıştır. Önümüzdeki dönemde temel amacımız, bu takdire uygun olarak ilkeli, seviyeli, dürüst, sorumlu ve etkili bir muhalefet anlayışı sergilemektir. MHP, kısır çekişmelerin ve gerginliklerin tarafı olmayarak, Türkiye'nin sorunlarının çözümüne sarsılmaz ve değişmez ilke ve inançları doğrultusunda yapıcı katkılarda bulunacaktır. MHP; bu konuda siyaset geleneğinin gelişmesine hizmet edecek bir örnek oluşturmaya kararlıdır.''

MHP lideri Bahçeli, seçim sonrası dönemde iktidar partisinin sergilemesi beklenen tutum ve anlayışla ilgili olarak unutulmaması gereken, bazı gerçekleri kısaca hatırlatmak istediğini dile getirerek, ''Bunlardan ilki, demokrasinin ruhu ve gerçek anlamıyla ilgilidir. Demokrasi Mecliste sandalye sayısına dayanan basit ve çıplak bir aritmetik denklemi veya işlemi değildir'' diye konuştu.

''DEMOKRATİK UZLAŞMA KÜLTÜRÜ...''

Dürüst, temiz ve namuslu bir siyaset anlayışını gerektiren demokrasinin, sağlam inançlara ve teminatlara dayanan bir ahlak, fazilet rejimi olduğunu vurgulayan MHP Genel Başkanı Bahçeli, şöyle devam etti:''Demokrasinin yaşaması ve salması şart olan manevi iklimin, temel unsurlarının itidal, basiret, hoşgörü, karşılıklı anlayış, demokratik uzlaşma kültürü ve siyasi sorumluluk ahlakı olduğu unutulmamalıdır. Bu gerçekler karşısında milli iradeyi bir grup olarak kullanarak, demokrasiyi basit bir parmak hesabına dayanan meclis çoğunluğuna indirgemek, demokrasinin özüne olan inançsızlığın bir ifadesi sayılacaktır. Bu bahisle dikkatlerinize getirmek istediğim diğer bir husus, seçim sonuçlarının ifade ettiği anlamın, münhasıran rakamsal sonuçlara bakılarak değerlendirilemeyeceği gerçeğidir.

22 Temmuz seçim sonuçlarının AKP iktidarı açısından doğru okunması ve anlaşılması bu bakımdan büyük önem taşımaktadır. Seçimlerde AKP oylarının önemli ölçüde arttığı tartışmasız bir gerçektir. Ancak artan bu desteğin ne anlam taşıdığı çok iyi anlaşılmalıdır. Türkiye, AKP'nin önceki iktidarında büyük bir yıpranma, yozlaşma ve yıkım dönemi yaşamıştır. Bunun ağır tahribatı ortada durmakta ve etkileri her alanda ağırlaşarak hissedilmektedir. 22 Temmuz seçimleri bu karanlık dönemi aklamamıştır. Seçim sandığı başında tercihini ortaya koyan Türk Milleti, ortak değerlerimiz olan milli kimlik, milli birlik, cumhuriyetin temel değerleri ve devletin kuruluş ilkelerinin tahrip edilmesi sonucunu doğuracak gaflet politikalarının sürdürülmesi için AKP'ye izin ve icazet vermemiştir. AKP iktidarının bu gerçekleri çok iyi görmesi ve ikinci dönemde geçmişteki hatalardan ders alması, Türkiye'nin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.''

TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK SORUN TERÖR

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye'nin önündeki en büyük sorun olan kanlı terör ve etnik bölücülüğün son dönemde tehlikeli boyutlar kazandığını belirterek,

''Türk devletine ve Türk milletine mensubiyetin, Türkiyelilik gibi coğrafi bir terimle tanımlanması, hukuki bir statü olan vatandaşlık bağının üst kimlik olarak kabul edilerek, kurucu milli kimliğin bir alt-kimlik konumuna itilmesi ve bu sanal kavramlar temelinde Türk milletine kimlik arayışına girilmesi, tek kelimeyle abesle iştigaldir'' dedi.

60. Hükümetin programı üzerinde, TBMM Genel Kurulunda partisinin görüşlerini açıklayan Bahçeli, Türkiye'nin çok ağır bir bunalım sürecinden geçtiğini, ülke ve millet olarak içine sürüklenilen kriz ortamının giderek derinleştiğini söyledi.

Bu nazik dönemde TBMM'nin, Türkiye'nin kaderini ilgilendiren hayati görev ve sorumluluklarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Bahçeli, ''Bu bunalım sürecinden çıkış yollarının aranacağı tek organ, milli iradenin tecelli ettiği yegâne yer olan TBMM'dir'' dedi.

Türkiye'nin sorunlarının ortak aklın ve sağduyunun rehberliğinde, TBMM
çatısı altında çözüleceğini ifade eden Bahçeli, bunun için ilk önce, sorun alanları ve dinamikleri hakkında, iktidarı ve muhalefetiyle bütün siyasi partilerin, üzerinde buluşabileceği asgari bir müşterek zemininin oluşturulmasının hayati önem taşıdığını bildirdi.

MHP lideri Bahçeli, bu yöndeki ortak çabalarda hareket noktalarının, doğru tespit ve teşhislere dayalı, dürüst ve objektif bir değerlendirme yapılması olduğunu vurgulayarak, temel sorun alanlarının, önem ve öncelik itibariyle üç ana noktada toplanabileceğini kaydetti.

TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU TEHLİKELER

Bunlardan birincisinin, Türkiye'nin karşısındaki çok ciddi iç ve dış güvenlik tehlikeleri ve tehditleri olduğunu ifade eden Bahçeli, şunları söyledi:

''Etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terör, siyasi ayrıcılık hevesleri ve etnik tahrikler önümüzdeki en büyük sorundur. Bugün Türkiye'de iç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhu yara almıştır. Türkiye'nin varlığına ve milli birliğine kastetmeyi amaçlayan kanlı terör son dönemde tırmanmış, etnik bölünmeye zemin hazırlamaya yönelik iç ve dış tahrik ve dayatmalar hız kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel harcı olan bütün ilke ve esaslar tartışmaya açılmış, milli devlet niteliğini ve üniter yapısını tasfiye etmeyi hedef alan bir kampanya başlatılmıştır. Türkiye, bilinçli, sistemli ve sinsi tahriklerle bir kavga ve iç çatışma ortamına çekilmek istenmektedir.

İkinci büyük sorun ise, Türkiye'nin çok tehlikeli bir cepheleşme sürecine sürüklenmiş olmasıdır. Toplumsal huzursuzluk, gerginlik ve çatışma alanları her geçen gün genişlemekte, kamplaşma ve kutuplaşma sürecinin yıkıcı tahribatı Türkiye'yi için için kemirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri, demokratik rejim, milli ve manevi değerlerimiz siyasi ve toplumsal çatışma alanı haline getirilmiştir. Türk milleti, ilerici-gerici, laik-dindar, inançlı-inançsız ayrımına dayalı kamplara bölünmüş, buna dayalı iki Türkiye tablosu çizilmeye çalışılmıştır. Türkiye'nin bu gerginlik denklemini aşmak, bu kısır döngüyü kırmak zorunda olduğunu herkes kabul etmelidir. Her alana yayılan bu süreci durdurmak, Türkiye'nin birlik, bütünlük ve huzur içinde ve demokrasimizi koruyarak onurlu ve aydınlık bir geleceğe yürümesini sağlamak siyaset kurumunun önündeki en öncelikli görev ve sorumluluktur. Siyasi partiler, varlık nedenlerinin bu olduğunu anlamalıdır.

Üçüncü sorun alanını, siyasi ve sosyal bünyemizle ilgili yapısal hastalıklar oluşturmaktadır. Siyasi ve ahlaki çürüme devlet ve toplum hayatımızı bir kanser gibi sarmıştır. Yozlaşma kültürü her alanda kök salmış, Türkiye yolsuzluk, vurgun, talan ve kanunsuzluklar ülkesi olmuştur. Bunun sonucunda devlete ve adalete olan güven duygusu zedelenmiştir.Siyaset kurumu kirlenmiş ve toplum nazarında çok ağır bir itibar kaybına uğramıştır.''

AYNI GEMİNİN YOLCUSUYUZ

MHP Genel Başkanı Bahçeli, siyasi partilerin ülke sorunları hakkında farklı görüş ve yaklaşımlara sahip olmalarının doğal olduğunu, ancak Türkiye'nin kaderini ilgilendiren hayati meselelerde asgari müştereklerde buluşulması zaruretinin bulunduğunu ifade etti.

''Burada hepimizin aynı geminin yolcusu olduğu unutulmamalı, Türkiye'nin
geleceğini her düşüncenin üstünde tutan milli bir seferberlik ruhu sergilenmelidir'' diyen Bahçeli, Meclisin bu konularda üzerinde birleşebileceği milli hassasiyetler paydası oluşturması gerektiğini söyledi.

MHP'nin, bu hususlardaki samimi düşüncelerini siyasi partilerin değerlendirmesine sunmak istediğini belirten Bahçeli, şöyle devam etti:

''Türkiye'nin önündeki en büyük sorun olan kanlı terör ve etnik bölücülük son dönemde tehlikeli boyutlar kazanmıştır. Türk milletinin kardeşliğini, devletin siyasi yapısını ve toprak bütünlüğünü hedef alan etnik tahrikler pervasızca sürdürülmektedir. Milli kimlik ekseninde sürdürülen tartışmalar, Türk milletini parçalamayı ve üniter yapıda kurulmuş milli devlet niteliğini tasfiye etmeyi amaçlayan stratejinin ilk perdesi olarak görülmelidir.

Etnik köken temelinde bölünmeyi amaçlayan bu süreçte, Türk vatandaşlarının Türk milletine mensubiyet şuurunun zayıflamasına ve Türklüğün etnik bir alt kimlik konumuna itilmesine çalışılmaktadır.Etnik kimliklerin milli azınlık olarak tanınması, bu etnik özelliklere Anayasa teminatı altında siyasi ve hukuki statü kazandırılması, Türkiye'nin milli birliğini yıkarak Türk milletinden ayrı bir millet yaratma arayışlarının temel stratejisidir. Türkiye üzerinde oynanmak istenen bu hain oyunun nihai hedefi, tek millet tek devlet esasına dayanan Türkiye Cumhuriyeti'nin milli birlik, bölünmez bütünlük ve milli egemenlik anlayışının yeniden tanımlanması ve çok kimlikli, çok milletli parçalı bir devlet yapısının, devletin yeni kuruluş esası olarak kabul edilmesidir. Kanlı terörden beslenen etnik bölücülük sorununun, temel hak ve özgürlük sorunu ve meşru bir kimlik talebi olarak tanımlanmaya çalışılmasının amacı budur.''

TOPLUMSAL HUZUR VE BARIŞIN SAĞLANMASI

Devlet Bahçeli, toplumsal huzur ve barışın sağlanması için demokratikleşme alanının genişletilerek siyasi açılım yapılması çağrılarının da aynı amaca yönelik olduğunu belirterek, Türk milleti ve milli kimlik kavramlarıyla devletin kuruluş ilkelerinin doğru anlaşılmasının hayati önem taşıdığını söyledi.

Millet kavramının, her dönemde, etnik köken, dil, din ve mezhep farklılıklarını aşan kaynaştırıcı bir kavram olarak görüldüğünü anlatan Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda millet kavramının bu niteliğiyle kabul edildiğini anlattı.

Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Ortak bir geçmişi paylaşan, ortak bir kültürü yaşayan ve ortak bir gelecek idealine inanan tüm Türk vatandaşları, etnik kökenleri ne olursa olsun, Türk milleti kimliğinde birleşmişler ve Türk Milletine ortaklaşa vücut vermişlerdir. Bin yıla yakın bir süredir birlikte yaşayan, ortak bir kaderi paylaşan ve Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı bütün Türk vatandaşları, Türk milletinin eşit ve onurlu bireyleri ve evlatlarıdır. Bu sarsılmaz milli bağ, Türk milli kimliğinin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel harcıdır. Türk milli kimliğinde bu şekilde birleşilmesi, Türk vatandaşlarının etnik kökenlerini, dil ve dinlerini inkar veya yok saymak anlamına asla gelmemektedir. Büyük Atatürk'ün 'Ne mutlu Türküm diyene' sözü, ne mutlu bu kimliği benimseyene anlamı taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti tektir, ülkesi ve milleti birdir. Şerefli Türk bayrağı ve İstiklal Marşımız bütün Türk vatandaşlarının ortak mukaddesatıdır.''

TEK DEVLET TEK MİLLET

MHP lideri Bahçeli, milli birlik ve bölünmez bütünlüğün dayandığı temellerin, tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek dil ülküsü olduğunu ifade ederek, ''Bu tarihi, kültürel, siyasi ve hukuki gerçekler karşısında; Türk devletine ve Türk milletine mensubiyetin, Türkiyelilik gibi coğrafi bir terimle tanımlanması, hukuki bir statü olan vatandaşlık bağının üst kimlik olarak kabul edilerek, kurucu milli kimliğin bir alt-kimlik konumuna itilmesi ve bu sanal kavramlar temelinde Türk milletine kimlik arayışına girilmesi, tek kelimeyle abesle iştigaldir'' diye konuştu.

Türkiye'nin milli devlet niteliğinin, üniter yapısı ve milli birliğinin, her türlü tartışmaların üzerinde tutularak, Türk milletinin gelecek sigortası olarak görülmesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, şunları söyledi:

''Bu ilke ve esaslar, Türk milletinin demokratik düzen içinde bir arada ve kardeşçe yaşamasının da asgari şartlarıdır. TBMM'nin en öncelikli görevi, Türkiye'nin birliğine, huzuruna ve genç Türk demokrasisine sahip çıkmak olmalıdır. Milli kimlik, milli kültür ve paylaşılan ortak değerler yok sayılarak, etnik kimlikler okşanarak ve etnik farklılıklar kaşınarak demokrasinin, toplumsal huzur ve dayanışmanın geliştiği dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Bölücü terörün siyasi gündemine hizmet edecek zorlamaların bir kardeş kavgasına davetiye çıkarmak olacağı artık idrak edilmelidir. Türkiye'yi bölme, etnik tahriklerle Türkiye'nin milli birliğini yıkmaya çalışma ve iç çatışma kışkırtıcılığı yapmanın demokratik hak ve özgürlüklerle savunulamayacağı ortadadır.''


DİNİ İNANÇLAR, CUMHURİYETE VE DEVLETE MEYDAN OKUMA ARACI
OLARAK KULLANILMAMALI

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türk milletinin din ve inanç temelinde kamplara bölünmesinin çok tehlikeli cepheleşmeye neden olacağının herkes tarafından görülmesi gerektiğini ifade etti.

Bahçeli, ''Dini inançlar, cumhuriyete ve devlete meydan okuma aracı olarak kullanılmamalı; devlet ve kurumları da inançlarla kavgalı duruma düşmemeye özen göstermelidir'' dedi.

Devlet Bahçeli, TBMM Genel Kurulunda görüşülen hükümet programı üzerinde grubu adına yaptığı konuşmada, milliyetçi hareketin, kimsenin etnik kökeniyle, dini, dili ve mezhebiyle ilgilenmeyen ve bunları sorgulamayan; Türk milleti kimliğinde birleşerek millet olgusuna birlikte vücut veren bütün vatandaşları kucaklayan bir anlayışa sahip olduğunu söyledi.

''Bu milli duruşumuzu, Türkiye'yi 36 etnik gruba bölen ve MHP'yi etnik bölücülerle aynı denklemin çatışmasının diğer ucu olarak göstermeye çalışan Sayın Başbakana bu vesileyle bir kere daha hatırlatmak isterim'' diyen Bahçeli,

''Bizim durduğumuz nokta budur. Bu ilkeler MHP'nin TBMM'de 23. Dönem çalışmalarında değişmeyen rehberi olacaktır. Başta yeni Anayasa olmak üzere, siyasi reform konularındaki yaklaşımımıza bu ilkeler yön verecektir. Şimdi başta iktidar olmak üzere, bütün siyasi partilerden beklenen, bu milli konularda nerede durduklarını, sözleri ve fiilleriyle ortaya koymaktır'' şeklinde konuştu.

LAİKLİK, DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

''Son dönemde laiklik, din ve vicdan özgürlüğü üzerinde hız kazanan kısır tartışma ve çekişmelerin endişe verici'' olduğunu belirten Bahçeli, şunları söyledi:

''Laiklik ilkesi, din ve inanç konuları, çok yönlü hassasiyetler taşıyan nazik konulardır. Bu konuları siyasi amaçlarla sürekli kaşıyan ve kullanan karşıt gruplar, Türkiye'nin karşısındaki bir gerginlik denklemini çıkarmıştır. Bu ayrıştırıcı siyasi istismar politikaları sonucu, bu değerler siyasi gerilime dönüştürülmüştür. Türk milleti, hem cumhuriyeti ve demokrasiyi hem de manevi değerlerini birlikte yaşama iradesine sahiptir.

Türk milletinin din ve inanç temelinde kamplara bölünmesinin çok tehlikeli bir husumet cepheleşmesi olacağını herkes görmelidir.Dini inançlar, cumhuriyete ve devlete meydan okuma aracı olarak kullanılmamalı; devlet ve kurumları da inançlarla kavgalı duruma düşmemeye, böyle bir görüntü vermemeye özen göstermelidir. Hem laiklik ilkesinin hem de Türk milletinin inanç ve değerlerinin sürekli gerginlik ve çekişme konusu olmaktan çıkarılması için siyaset kurumu üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.''

YOLSUZLUK HANEDANLIĞI


Türkiye'de, son dönemde, her alanda kurumsallaşan vurgun, soygun ve yolsuzluk hanedanlığı kurulduğunu iddia eden Bahçeli, ''Bu hanedanlığın çökertilmesi, yolsuzluk ve kanunsuzlukların kökünün kazınması ve sorumlularından Türk adaleti önünde hesap sorulmasının sağlanması, iktidarı ve muhalefetiyle siyaset kurumunun kaçamayacağı siyasi, vicdani ve ahlaki bir sorumluluktur'' dedi.

TBMM'nin, siyasi ve ahlaki yozlaşmayla mücadelede Türk toplumuna örnek ve öncü olması gerektiğini belirten Bahçeli, devlet yönetiminde bulunanların, kamu gücünü, yetkilerini ve imkanlarını kullananların her yönüyle hesap verecek durumda olmalarının, kendileri bakımından ahlaki bir vecibe olarak görülmesi gerektiğini kaydetti.

AKP, DİRENİŞİNDEN VAZGEÇMEK DURUMUNDA

Devlet Bahçeli, ''TBMM'nin, vicdanları yaralayan bir kangren haline gelen milletvekili dokunulmazlığı ayıbı ve özründen bir an önce kurtulması gerektiğini'' söyledi.

''Türk milletinden aldığı yetkiyle ikinci dönem iktidar olan AKP, bu konudaki direnişinden vazgeçmek durumunda olduğunu artık idrak etmelidir'' diyen Bahçeli, Türkiye'nin, IMF ve AB çıpasından çok daha önemli olan siyasi ve toplumsal ahlak çıpasına ihtiyacı bulunduğunu ifade etti.

Bahçeli, bu amaçla, milletvekili dokunulmazlığının yasama faaliyetleriyle sınırlı bir çerçevede süratle kaldırılması gerektiğini vurguladı.

SAPTIRILMIŞ VE KURGULANMIŞ PEMBE TABLOLAR

Devlet Bahçeli, Hükümet Programının ekonomik ve mali politikalar bölümünün, ''saptırılmış ve kurgulanmış rakamlarla pembe tablolar çizdiğini'' kaydetti.

AK Parti'nin, 2002'den önceki dönemi kayıp yıllar olarak ilan etmesine rağmen, iktidara, ''krizlere karşı dayanıklılığı arttırılmış, hesapları şeffaflaştırılmış, görev zararları tasfiye edilmiş, rekabet gücü artırılmış, Merkez Bankası bağımsız ve etkin bir şekilde görev yapacak hale getirilmiş, bankacılık sistemi disipline edilmiş, sosyal güvenlik sisteminde önemli düzenlemeler yapılmış bir ekonomi devraldığını'' bildiren Bahçeli, ''İktidara geldikten sonra yeni bir ekonomik program ortaya koyacağını söyleyen AKP, bunun yerine, sürekli eleştirdiği 57. Hükümet'in 'Güçlü Ekonomiye Geçiş Programını' aynen uygulamıştır'' ifadesini kullandı.

DIŞ POLİTİKA


Bahçeli, Hükümet Programında, ''iç ve dış terör tehditleriyle mücadelede
gereken asgari irade ve kararlılığın ortaya konulamadığını'' öne sürdü. Irak'ın Kuzeyindeki grupların terör kartını Türkiye'ye karşı bir tehdit silahı olarak kullandığını ifade eden Bahçeli, ''Bu gerçeklere rağmen AKP hükümeti, terörle mücadele konusunu yuvarlak ve içi boş sözlerle geçiştirmiştir'' dedi.

Bahçeli, ''Bu konuda askeri güçle desteklenen etkili bir siyasi caydırıcılık stratejisi uygulama iradesi ve cesareti olmadığını bir kere daha tescil etmiştir'' diye konuştu.

Hükümet Programının Kıbrıs ve AB ile ilişkiler konusundaki bölümlerinin de AK Parti hükümeti ile özdeşleşen teslimiyetçi politikalarda ısrar edileceğini gösterdiğini iddia eden Bahçeli, ''Türkiye-AB-Kıbrıs ilişkilerinin bir çıkmaza saplandığı, Türkiye'nin sanal AB sürecinin Kıbrıs ipoteğine bağlandığı ve Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün AB dayatmalarının boyunduruğu altına sokulduğu bir gerçektir'' dedi.

Devlet Bahçeli, Hükümet Programının, AK Parti'nin, Türkiye'nin ve Türklüğün Kıbrıs'tan tasfiyesini öngören sürecin taşeronluğunu yapmaya devam edeceğini ortaya koyduğunu iddia ederek, AK Parti Hükümetinin sergilediği acz ve teslimiyetin; Türkiye'nin karşısına, limanların açılmasından başlayarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tanıma sonucunu doğuracak adımlar atması ve Kıbrıs'ta Rumlar'ın istekleri zemininde yeni bir çözüm süreci başlatılması dayatmalarını çıkaracağını söyledi.

KIRMIZI ÇİZGİLER

Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı:

''Parlamento çalışmalarında rehberimiz olacak bu ilkeler, Türkiye'yi seven herkesin arkasında duracağı ortak kırmızı çizgiler olarak görülmelidir. MHP, iktidarın bu çerçeve içinde kalacak ve Türkiye'nin hayrına olacak her icraatını desteklemeyi bir vatanseverlik görevi sayacaktır. Ancak, Türkiye'nin bu kırmızı çizgilerinin çiğnenmesi, demokratikleşme ve modernleşme adı altında Cumhuriyetin temel ilkeleri ve devletin kuruluş esaslarıyla oynanmaya kalkışılması halinde, bunlara karşı her demokratik zeminde sonuna kadar direneceğimizi herkes çok iyi bilmelidir.

Geride bıraktığımız dönemin vicdanlarda namuslu bir muhasebesi yapılmadan, yaşanan yolsuzlukların ve kanunsuzlukların hesabı yargı önünde görülmeden ve AKP Hükümeti geçmişteki hatalarından dönme iradesini somut olarak ortaya koymadan, Sayın Başbakanın ifadesiyle yeni ve 'Ak' bir sayfa açılması düşünülemeyecektir. Geçmişin karanlığını
sözle aydınlatmak mümkün değildir.''

AA