kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 3 Haziran 2007, Pazar
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC

Türk şirketlerinin satışına çok üzülüyorum ama global dünyada başka yol yok!

ŞELALE KADAK
ŞELALE KADAK
78 yaşındaki duayen işadamı-sanatçı Şakir Eczacıbaşı, Türk şirketlerinin yabancılara satışı ve özelleştirmelere ilişkin şu yorumu yaptı: Türkiye'nin elinde bir şey kalmıyor diye çok kızanlar var. Ama küreselleşmiş dünyada başka bir yol da yok!..
'Demokrasi, insan hakları ve çoğulculuk tüm insanlığın özlemini duyduğu ortak değerler ve ancak sanatın özgür ortamında yeşerebilirler..." Bu yıl 35'inci yılını kutlayan İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın (İKSV) tanıtım kitapçığı bu cümleyle başlıyor. Dile kolay, 34 yılda vakıf 62 ülkeden 37 bin 900'ü aşkın sanatçıyı ve 2 bin 720 gösteriyi 3 milyon 265 binin üzerinde izleyiciyle buluşturmuş; 25 yılda 2 milyon 400 bin sinemaseverin 107 ülkeden toplam 2 bin 919 filmi izlemesine olanak sağlamış. Sophia Loren, Gerard Depardie ve Catherine Deneuve gibi dünyaca ünlü oyuncuları İstanbul'da ağırlamış. Düzenlediği bienaller, tiyatro festivalleri ve yurtdışında yapılmasına önayak olduğu 'Türkler' gibi önemli sergiler sayesinde Türkiye'nin dünyada daha iyi tanınmasına yardımcı olmuş. Kısacası İKSV, onca siyasi dalgalanma ve ekonomik krizle büyük zig zaglar çizen Türkiye'nin kültür sanatla biraz olsun nefes almasına ve bir anlamda dedikleri gibi sanatın özgür ortamı arttıkça daha çok demokrasiden söz etmemize sebep olmuştur. İşte, İKSV Türkiye için böylesine önem taşıdığından, bu hafta Misafir Odası'nda, aslında 'duayen bir sanayici' olmasına rağmen sanatçı kimliğiyle anılmaktan çok daha mutlu olan ve kardeşi, İKSV'nin kurucusu Nejat Eczacıbaşı'ndan aldığı bayrağı daha ileri taşımak için çok çalışan bir isme, Şakir Eczacıbaşı'na mikrofon tuttum...

* Ekonominin gidişatından memnun musunuz? Yabancı sermaye girişinde büyük artışlar yaşanıyor mesela...
Bir bakıma yabancı sermaye yararlı. Özelleştirme çok önemli. Bildiğiniz gibi devletin bürokrasisinin elinden iş çıkmaz hale geldi. Türkiye'nin elinde bir şey kalmıyor diye çok kızanlar var. Ama küreselleşmiş dünyada başka yol da yok.

* Kendi grubunuzda da şirket satışları oluyor...
Oluyor. Çok üzüldük. O başka bir mesele.

* Yabancı sermayenin faydasına inanıyorsunuz. Eczacıbaşı'ndaki satışlara üzülmeniz duygusallıktan mı kaynaklanıyor öyleyse?
Yaşımdan olabilir. Duygusal olabilirim. Ama işin içinde olmadığım için yorum yapmam yanlış olur. Fakat dünya küreselleşirken, ben küreselleşmiyorum demekle bir yere gelinemez. Bir zamanlar bunlar oldu; bakın, AB'ye girmemiz ne kadar gecikti.

* Siz sanata gönül vermiş bir işadamısınız aslında. Peki mecburiyetten mi uzun yıllar Eczacıbaşı Holding'de çalıştınız?
42 yıl çalıştım. Ama hiçbir zaman sanattan kopmadım. Babamın etkisiyle eğitimim de işimle ilgili oldu. Bana kalsaydı doğrudan sanatla ilgilenirdim. Ama tabii hiç şikayetçi değilim. Orada da çok işler yaptık. Sonra sanılır ki sanayide hiç yaratıcılık yoktur. Oysa orada da yaratıcılık vardır. Sanatsal değil, başka türlü bir yaratıcılık vardır. Mesela, Vehbi Koç çok yaratıcı bir insandı. Ama bugün yeniden bir fırsat verilse bana, yine sanat alanında eğitim görür, sadece bu alanda çalışırım.

* Fotoğrafa tutkun olduğunuzu biliyorum. Peki ağabeyiniz Nejat Eczacıbaşı neye meraklıydı?
O, müziğe meraklıydı. Zaten İKSV'nin ilk şenliği müzik ağırlıklı İstanbul Festivaliydi. Nejat Eczacıbaşı, kuruluşundan, yani 1973'ten 1992'ye kadar başkanlığını yürüttü. Ayrılmadan önce yönetim kurulu üyelerine mektup yazmış ve benim gelmemi istemiş.

* Bu yıl 35'inci yılı kutlanıyor vakfın. Dünyada pek çok festival düzenleniyor. Sizce İKSV düzenlediği festivallerle dünyada farklı bir konuma geldi mi?
Dünyada binlerce festival var. Sadece sinemada 1.800 tane festival var. Caz da yine öyle. Müzikte belki biraz daha az. 150 tane bienal var. Ama yapılan bir araştırma daha çok yeni olmasına rağmen İKSV'nin düzenlediği İstanbul Bienali'ni yaratıcılıkta ikinci sıraya yerleştirmişler. Düşünün yılların Venedik Bienali bile daha geri sıralarda. Onun için biz her alanda çok önlerde bulunuyoruz.

BARTOLİ'DEN NEW YORK'TA ÖVGÜ DOLU KONUŞMA
* Eskiden New York Times gibi önemli gazetelerin sanat takvimlerinde yer almazdı Türkiye'nin festivalleri. Ama şimdi durum tam tersi galiba...
Hatta biliyorsunuzdur belki, ekler dahi çıkarıyorlar artık. Wall Street Journal geçen yılın bienali için özel ek çıkarmıştı. Reklamdan çok daha önemli bu. Reklam normal turistler için önemli olabilir belki. Fakat yapılan istatistiklere göre, sıradan bir turist 1 dolar bırakıyorsa, kültür turisti 14 dolar bırakıyor. Çünkü onlar Türkiye'ye gelince bir tatil köyüne yerleşip, üç öğün yemek yiyip, güneşlenip gitmiyorlar. Kültür ve sanat programlarını da takip ediyorlar. En iyi restoranlarda yemek yiyip, müzeleri dolaşıyorlar. İşte kültür turisti de reklamların etkisiyle kararını vermez.

* Türkiye tanıtımı adına aklınızda kalan önemli bir konuşma var mı mesela?
Olmaz mı! Mezosoprano Cecilia Bartoli geçen yıl New York'taki konserinden önce öyle bir konuşma yaptı ki mesela, ancak bu kadar iyi Türkiye tanıtımı olur. 'Şaşırdım. İstanbul'da öyle bir karşıladılar ki kıyamet koptu. Bu kadar güzel bir kent, bu kadar anlayışlı ve coşkulu insanlar başka yerde zor bulunur. Kendime şaşıyorum, beni kaç kere çağırdılar; neden daha önce gitmedim' demiş. Böyle konuşmalar çok olmaya başladı. Tabii böyle insanların gelip gitmesi başlı başına bir haber.

* Eczacıbaşı Grubu kurucuydu. Ama şimdi müzikte Borusan ismi öne çıktı...
Eczacıbaşı Topluluğu'nun desteği elbette devam ediyor. Ama bugün festivallerimize birçok kuruluş daha destek veriyor. Örneğin; Garanti, Borusan, Akbank...
Haberin fotoğrafları