kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 29 Mayıs 2007, Salı
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
Kanal 1
ABC
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Ordu-AKP-Irak-ABD

Türkiye'de ordu, K. Irak'a girmek istiyor. Bunun gerekçesi PKK. ABD bir PKK takibine göz yummuş görünüyor. TSK bu fırsatı kullanıyor. Ankara'da patlayan bomba ortalığı daha alevlendirdi. Buna rağmen işin adı henüz konulmadı. Ne planlanıyor, neler konuşuluyor, ne kararlar alınıyor bilmiyoruz. Gene de iki gelişme var: ordu, açık açık "siyasi irade müdahale konusunda irade göstersin" dedi. Erdoğan bunu "bize resmen gelirlerse gereğini yaparız" diye cevapladı. O zaman biz üç soruyla şu değerlendirme ve yorumları yapalım.

Ordu mu AKP mi?
Irak, ABD demektir. Ona rağmen bir şey olamaz. Bana öyle geliyor ki, ABD herhalde şu anda iki soruya cevap bulmaya çalışıyor : 1. Irak müdahalesi sadece PKK'yla sınırlı kalsın yoksa bu hareket daha genişlesin, Türkiye Irak'a bütünüyle müdahil mi olsun? 2. Bu oluşumda inisiyatif orduya verilsin AKP'ye mi?
Yakın dönemin politik arenasını belirleyecek sorular budur. Eğer orduyla bir ittifak kuracaksa Amerika, AKP gözden çıkarılmış demektir. Yok, tersi olursa, bu, seçim sonrası için AKP kontrollü bir güç veya mevzi elde etmiştir anlamına gelir. Bunlar olabilir mi?

PKK Irak mı?
Evet, olabilir. Birincisi, Geçen hafta yayınlanan Guardian gazetesi perde arkasında konuşulanları ortaya koydu. Diğer Amerikan gazeteleri de bir süredir aynı şeyi dile getiriyor. Buna göre Amerika artık Kuzey Irak'tan çekilmek istiyor. Fakat doğan boşluktan korkuyor. Nitekim, Uluslararası Kızılhaç yöneticisi de aynı ürküntüyü dile getirdi. Yani, Amerika Irak'tan çekilsin çekilmesine ama ondan sonraki kaos nasıl önlenecek, sorusu herkesin kafasında. Bu, Türkiye'nin Irak'a daha geniş bir kapsam içinde dahil edilmesini sağlayabilir.
Aslına bakılırsa bu konudaki karar 1 Mart tezkeresinden önce verilmişti. Türkiye, ABD'nin bölgedeki taşıyıcı, köprü, yastık gücü olacaktı. Şimdi, Başbakan Erdoğan'ın Ertuğrul Özkök'e yaptığı açıklamayla bir tarihi gerçek daha aydınlandı. Belli ki, Erdoğan, başta Amerika'ya verdiği sözü tutmuş ve 1 Mart tezkeresinin geçmesini istemiş ama parti içi politikayı aşamadığı için (bu onun acaba kaçıncı yenilgisi?) işi başaramamış. O iş olsaydı, Türkiye bugün boğazına kadar bataklığa gömülmüş, ABD'nin Ortadoğu yükünü taşıyor olacaktı. İyi ki olmadı.

Demokrasi mi güvenlik mi?
İkincisi şu: Irak'a yapılacak bir müdahale 11 Eylül sonrası dünyada ortaya çıkan bir politik pozisyonu Türkiye'ye de taşıyacak. Buna göre Türkiye de demokrasigüvenlik çatışması ve gerilimi içinde kalacak. Yani, demokratik birtakım haklar ve talepler güvenlik gerekçeleriyle reddedilecek. Bu, istense de istenmese de ordunun siyasal ağırlığını artıracak. Nitekim, muhtırayla birlikte başlayan dönem ve hemen ardından meydana gelen gelişmeler bunu açıkça gösteriyor. Yeni bir polisterör yasası çıkarılıyor, Güneydoğu'da farklı uygulamalara gidiliyor.
Bu şartlar altında hükümet yani AKP ne yapacak? Yakıcı soru bu. AKP daha demokratik bir anlayışla hareket ederse orduABD eksenini karşısına alacak. Yok güvenliğe öncelik veren bir politik çizgi izlerse bu defa antidemokratik bir uygulamanın içinde kalacak. Türkiye'deki militaristmilliyetçi güçlerle sivil güçler arasındaki karşılaşma da bu eksende cereyan edecek.
Ordu'nun dereleri yukarı akmaz ama bakalım ordunun dereleri Irak'a akacak mı, akacaksa nasıl akacak?