kapat
   
SABAH Gazetesi
 
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
'Türk toplumuna kapıdan girememişim bacadan girip, anlamak istiyorum’
'Türk toplumuna kapıdan girememişim bacadan girip, anlamak istiyorum’
'Blucinini alıp, seri katilini almamazlık yapamazsın...'
'Burjuva bir ürün olduğumu biliyorum'

'Türkler bir nevi psikolojik taş devri yaşıyor'

'Hayat çitiledikçe büyüyen bir leke, bu da acı bir dramdır. Çitiledikçe lekeyi büyütüyoruz işte.'.

Perihan Mağden, kendi deyimiyle şiddet güzellemesi yaptığı yeni romanını yazmak üzere kolları sıvadı. Aktüel'deki yazılarının toplandığı Hangimiz Uğramadık Sanki Haksızlıklara? kitabında ise 'psikolojik taş devri yaşıyorlar' dediği toplumuna bacadan girmeye çalışıyor.

'Şiddetin haklı olduğu noktalar, bence tüm dünyanın üzerinde düşünmesi gereken önemli bir sorun. Taliban'dan 11 Eylül'e kadar her şey bunun üstüne. Allah razı olsun Dostoyevski kaç yüzyıl önce bunu da düşündü. Bu benim için çok önemli.'



'Türk toplumuna kapıdan girememişim bacadan girip, anlamak istiyorum’

Son dönem yazılarını Hangimiz Uğramadık Sanki Haksızlıklara? kitabında toplayan Perihan Mağden'le entelektüel şiddetini yönelttiği, bilinçsiz kuş halinde yaşayan insanımızı konuştuk.

- Etrafımızdaki imitasyon figürlerle dalga geçiyorsunuz. Her dalga geçmek can alıcı değildir, ama sizinki öyle. Üstelik magazin üzerine yazarken magazin söylemiyor, çok ağır siyasi bir figürü de hiç beklenmedik şekilde magazin yerinden vuruyorsunuz. Bu nasıl bir formülasyon?
- Marlon Brando bin kişilik bir salona girse ve ona gıcık olan sadece 10 kişi varsa o onlara yoğunlaşırmış. Benim için de böyle. Negatif dikkatler benim üzerime yoğunlaştığında çok çok rahatsız oluyorum ve hep kendimi sorguluyorum, nedir onları gıcık eden yanım diye. Bana hayranlık duymalarını sağlayan yanım nedir diye hiç düşünmüyorum. Çünkü öyle bir ilişkim yok hayatla. Eleştiri hastalığım var ama. Annem derdi ki, 'Kızım sen hiç mi bir şeyi beğenmezsin hayatta?' Burcum, genlerim bunların bir kombinasyonu herhalde. Ben Anglosakson eğitimi aldım. 11 yaşından beri aldığım İngiliz ve Amerikan eğitimi beni bu hale getirdi. Orda 'sense of humour' (mizah anlayışı) diye bir şey var. Türklerde yok. O toplumda o kadar yüreklendirilen bir şey ki bu. Ne halt edersen et, esprili bir cevapla her şeyin içinden çıkabilirsin. Okullarda disiplin sorunum oldu hep çok. Ama her zaman verdiğim cevapla bir şeylerin kıyısından sıyrıldım. Anglosakson eğitimi sayesinde. Ben hiçbir zaman disiplin yüzü görmedim, hiç cezalandırılmadım. Ailemde de. Ailem yoktu zaten. Tek anneyle büyütüldüm. Öyle bir baskı mekanizmasının çemberinden geçmemişim. Artı Anglosakson eğitimi ve mizah anlayışı eleştirinin yüceltildiği bir model. Bu eğitim beni mahvetmiş, bu toplumun değerlerine ondan uymuyorum.

- Burada bir tek şeye itirazım var, o da şiddetiniz...
- Benimki entelektüel bir şiddet.

- Yo hayır, bu çok sığ bir tanım olur. Belki henüz yüz yüze gelmediğiniz bir şey. Kimden, neden, niçin geliyor? Niçin sizinle eğlenirken de, canım acırken de bırçaksırtındayım? Ne istiyorsunuz okuyucudan?
- Ben bir şey istemiyorum insanlardan. Yeterlilik sınavını geçmelerini istiyorum.

'BİLİNÇSİZ KUŞ GİBİLER'
- Hangimiz Uğramadık Sanki Haksızlıklara?, bu yeni kitabınıza ilişkin yeterlilik sınavını düşünecek olursak, durum gene vahim. Ortada magazinin en düşük alanlarından memleketin en büyük siyasi ayıplarına kadar hepsi var...
- Bu daha yoğun bir kitap. Radikal'de haftada dört kere köşe yazıyordum. Benim şiddet ve öfkenin sınırlarını ihlal eden bir mizah ve eleştiri anlayışım, bir tarzım varsa, o dörde bölünüyordu. Haftada dört yazıdan yazı sayısı bire inince, daha yoğunlaştırılmış yazılar olabilir tabii. Mesela bu kitaptan bir yazıyı alıp su katıp içine çorba yapabilirsin. Başka yazarlar öyle yapıyor. Benden çok nasipleniyorlar. Ben ünlem koyunca ünlem koymaya başlıyorlar, ben büyük harf kullanınca onlar da büyük harf kullanıyorlar. Benim piyasada çok copycat'im var.

- Kim onlar?
- Çok var. Ama benim yazılarımın bir esansı var. Hani esansın birkaç gramını alır, sonra onu çoğaltıp parfüm yaparsınız. Ama benim politik bir esansım var. Mesele o. Her şeye politik, radikal, siyasi bir bakışım var. Onlarda bu yok.

- Siyaseten doğruluk ve siyaseten yanlışlık. Neden bu ikisi üzerinde, özellikle de siyaseten yanlışlara bu kadar parmak basma gereği duyuyorsunuz?
- Müşteki oluyorum ve cinlerim tepeme çıkıyor da ondan.

- Neden?
- Beni en deli eden şey, Türklerde siyaseten yanlışçılığa dair hiçbir bilincin olmaması. 'Bilinçsiz kuş' diye bir tabir vardır. O bilinçsiz kuş hali beni delirtiyor. Bilinç altını, üstünü Freud keşfetti. Nasıl Marx çıktıktan sonra kapitalizm diye bir kelime sirkülasyona girdi ve kapitalizmi kullanmadan hiçbir şeyi açıklayamazsak, bilinç kavramını Freud buldu bulalı da, yani bilince dair farkındalık olmadan da hiçbir şeyi açıklayamayız. Türklerse sanki Freud çıkmamış, bilinç keşif olunmamış, bilinç yokmuş gibi neredeyse bir nevi psikolojik taş devrinde yaşıyorlar.

- Dışarıda nasıl işliyor çarklar?
- Ne olursa olsun, oradaki banalitenin sınırlarını bilinç çiziyor. Oradaki gündüz programında saçmalayan işçi sınıfı alkolik annenin bile belli bir bilinç düzeyi var. Türklerin bu bilinçsiz kuş hali beni delirtiyor. Ama herhalde Türkleri ayakta tutan da bu. İsyan etmemelerini sağlayan, bu kadar sosyal adaletsizliği olan bir ülkede, 25 yıldır kesilmeyen bir savaşa onların gıkının çıkmamasını sağlayan da bu bilinçsiz kuş hali. Burayı daha yaşanır, belki sevimli kılan, komşunun kapısını çalıp çorba isteyebilir hale getiren de bu olabilir. Bu kadar da haksızlık yapmak istemiyorum. Ama bu beni çıldırtan bir kıvam.

- Siyaseten doğruculuğun yavan bir tadı da yok değil mi bazı bazı? - Tabii ki çok çok can sıkıcı bir yanı var. Ben Borat'ı inanılmaz derecede komik buluyorum. Londra'da çok entelektüel bir arkadaşım var, ona gittim geçen hafta. Profesör bir bayan ve Türk. Ona dedim ki, 'Ne olur Borat'a gidelim mi, belki o film Türkiye'ye gelmez.' Kazakistan kod adı konulmasa, özellikle şu sıralarda esir düştüğümüz milliyetçi hezeyanla, Kazaklar denilip geçiştirildi, aslında Türkiye ile ilgili. O da dedi ki, 'Nasıl böyle bir şeyi beğenebilirsin?' Korkunç bir ırkçılık, korkunç bir 'Batılı'nın kendini üstün sayarak zavallı Kazakistan'ı hor görmesi üzerine,' filan deyip siyaseten yanlışçı buldu benim Borat'a gözlerimden yaşlar gelerek gülüyor olmamı. Siyaseten doğruculuğun böyle çok can sıkıcı bir cephesi de var tabii...

- Siyaseten yanlışçılığa dair bir itiraf mı?
- Evet, zaman zaman o cephede yer alıyor olabilirim. Yer aldığımın da farkındayım. Bu da benim muhafazakâr ve can sıkıcı yanımdır. Bir yerde o kadar sert bir tepki gösteriyorum ki, sınırları da ilerletmiş oluyorum. Bir yandan da benim de tabii ki içimde siyaseten yanlışçı ölmek istemeyen küçük bir kız var.

- Bilinç akışı tekniğini biz Faulkner'dan, Virginia Woolf'tan, James Joyce'dan biliyoruz da, bu teknik köşe yazmak için çok vahşi bir teknik değil mi? Biliyorsunuz bu topraklarda bir de Reha Muhtar tekniği var...
-
Reha Muhtar'ınki için "bilinçsiz kuşun bilinç akışı tekniği" diyebilirim. James Joyce ve Virginia Woolf'un yaptığı ile, Reha Muhtar'ınki gibi 'aklıma bir fikir geldi, taka tuka popoma mantar tıka' tekniğini karşılaştıramazsın. Ama benim bunu yapmam vahşet ve hakikaten insanlar psikolojik yıkıma uğruyorsa, bana köşe açılmaması gerekiyor. Çünkü benim tekniğim bu!

- Psikolojik yıkım diye bir şey söz konusu değil. Neden öyle olsun ki?
- Sürat felakettir diye bir atasözümüz vardır Şebnem, ama bu trafik için geçerli olabilir, düşünce için geçerli değildir. Sürat, yaratıcılık da olabilir. Ben yazılarımı 45 dakikada yazıyorum. Hasan Cemal altı saatte yazıyor. Ben oturup aklıma ne gelirse yazıyorum. Aklım zaten dolmuş oluyor. Çünkü mesleki deformasyona uğradım ben. Ben artık köşe yazarı oldum. Kaç seferdir işi bırakıyorum. Sen hiç işini bırakan köşe yazarı duydun mu? Maşallah tırnaklarını geçiriyorlar. Kaç kere bıraktım ve kendimi bundan kurtarmaya çalıştım. Ama artık anlıyorum ki ciddi bir mesleki deformasyon var ve ben her şeye köşe yazarı olarak bakıyorum. Ve süratli bakıyorum.

- Roman yazarken köşe bırakıyorsunuz ama romanını yazarken köşe yazan Perihan'ı izlemek daha da hoş olurdu diye düşünüyorum. Böyle ısmarlamalar yapmasanız diyorum kendine de, bize de...
- O da ahlaki bir kaygı. O da benim can sıkıcı siyaseten doğrucu yanım. Kısacık bir alan açtım kendime romanla ilgili, salt yoğunlaşma alanı.

- Gazetede değil de başka bir yerde yazdığınızda aynı şey olmuyor. Diyelim Aktüel, o okuyucu tercihidir. Halbuki gazete öyle değil.
- Gazetede anında kurulan bir şey var. Zaten ben de onun için Aktüel'e dayanamadım. Ben gazeteye dönmek istiyorum, dergi bana uymadı.

- Peki sizin 'kaşer' olduğunuz alan yok mu hiç? Bu kadar çok şey gören, eden... Fakat bir yandan da derisi yokmuş gibi, soyulmuş gibi, her şeyi kılcal damarlarına kadar meydanda gibi, açıkta ve üflesen acıyacak gibi, ama bir yanıyla da hiç bilinmeyen bir insan?
- İşte o bilmediğin benim özel hayatım. Evimde ve çok ortalıkta olmadan vakit geçirmeye çalışıyorum. Tam anlamıyla öyle. Çok incinebilir vaziyette, derim ince ötesi ince, belki derim hakkaten yok. Ama buna karşılık bir fanusun içinde yaşayarak ayakta kalabiliyorum.

- Bu da bir akıl ama. O fanusun içinde yaşamak da müthiş bir akıllıca. Sizin kaşar olabileceğiniz alan bu mu yani?
- Kaşar çok çirkin bir laf. Onu Reha Muhtar "kaşer" diye kullanıyor. O kadar kibar ki iki defa 'a' diyemiyor, hatta daha da kibarlaşırsa, bir üç beş yıl sonra, keşer diyecek.

ŞEBNEM AKSON

DİĞER RÖPORTAJ HABERLERİ
 'Bütün müzisyenler biraz medyumdur'
 'Her kadın çıplak poz vermeyi sever'
 '24 saat çalışmak aptalların işi'
 'Böyle bedel ödenir mi?'
 'Erkekler hafif kadınlar için fırsat kollar'
 'İyi kızlar duygusal ve güvensizdirler'
 Ciddi iş yapanlar hayata gülerek bakar
 'Kadın hayranım daha çok'
 'Gizli evlenince babam evde kıyamet kopardı'
 'Fener başarısızlığını örtmek için saldırıyor'
 Türk medyasının tek ihtiyacı bizdeki cesaret!
 Ağalardan jet sosyeteye
 'Karımın heykelini kaldırtmayabilirdim'
 Afganistan insanın içini yakıyor
 'Tarihin pususuna yatmış son fedaiyim'
 O kadınla beraber olduğum için kendimden utanıyorum
 'Benimle çalışanlar da uzaylılara inanıyor'
 Üç M(is)li bir aşk üçgeni
 Dirisine de ölüsüne de el koydu
    Pazar Sabah Yazarlar
    Güncel
    Hobi
  » Röportaj
    Gurme
    İyi Yaşa
Nişantaşı maskesi bir yere kadar...
Nişantaşı maskesi bir yere kadar...
Avrupa Yakası'nın başarılı senaristi Gülse Birsel, mesafeli kişiliği,...
'Köşeleri tutmayalım sokakta yüzleşelim'
'Köşeleri tutmayalım sokakta yüzleşelim'
Türkiye'nin çok okunan köşe yazarları olmalarına rağmen, seviyesiz...
Matmazel Suzette'e adanmış yemek
Yumurtayla yapılan pek çok yemek var. Krep de onlardan biri. Dünya...
Mutfakta Japon var
Japon bir grubun Türk mutfağını ele geçirme çalışmaları yaptığını...
Türk işi Rollswagen...
Koca minibüsle yolda giderken Rahşan'a saydırıyorum. "Taşlıtarla-Rami hattında...
İşadamlarını şaşırtacak jet
Raytheon'un en yeni modeli Hawker 4000 İstanbul'da çok az sayıda seçkin bir...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.