kapat
   
SABAH Gazetesi
 
    Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Teknoloji
    Arşiv
    Etkinlikler
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
  » Cumartesi
    Aktüel Pazar
    Otomobil
    İşte İnsan
    Sinema
    Turizm Rehberi
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Ölüm fetvası korkusuyla büyüdü
Ölüm fetvası korkusuyla büyüdü

"Şeytan Ayetleri" romanı nedeniyle, 1989'da Ayetullah Humeyni tarafından hakkında ölüm fetvası verilen Salman Rüşdi'nin oğlu, şimdi 25 yaşında. Babası için ölüm fetvası verildiğinde 9 yaşında olan Zafar Rüşdi, ilk kez konuştu.

"Okul zili çaldığında gün bitmişti ve benim için hayatımda yeni bir dönem başlamıştı. Eve gittiğimde bir sürprizle karşılaştım: Annem işten her zamankinden erken dönmüştü. Durumdan kuşkulanmıştım ama ne olup bittiğini anlayamıyordum. Tahran Radyosu, İran dini lideri Ayetullah Humeyni'nin, yazdığı 'Şeytan Ayetleri' romanından ötürü babam hakkında ölüm fetvası verdiğini duyurmuştu. Günlerden 14 Şubat'tı ve ben 9 yaşındaydım", hayatının akışını değiştiren o günü bu sözlerle anlatıyor 25 yaşındaki Zafar Rüşdi. İngiliz Tatler dergisine verdiği röportajda, ölüm fetvası korkusuyla geçen çocukluğuna dair anılarına şu sözlerle devam ediyor: "Babamın aynı gün, öğleden sonra beni arayarak, İngiliz Emniyet Teşkilatı'nın koruması altında ve güvende olduğunu söylediğini, hatırlıyorum. Önümüzdeki 10 yıl boyunca sık sık değiştireceği evlerden birindeydi.

"ÇOK UTANIYORDUM"
Ertesi gün hayatıma her zamanki gibi devam ettim ve okula gittim. Ama okulun önünde beni ordu dolusu üniformalı polis bekliyordu. Arkadaşlarım bütün bu patırtının benim için koptuğundan habersiz, okula girebilmek için sıraya girmişlerdi. Polisler okulun kapısında nöbet tutuyor, okuldan çıktığımda eve kadar bana eşlik ediyorlardı. Benim için ürkütücüydü ama daha da çok utanç verici!" "Çok defa telefon numaramızı değiştirmek zorunda kaldık." diye devam ediyor genç adam o günleri hatırlayarak: "Bir arkadaşımı ziyaret için evden çıksam, döndüğümde kapımızda fotoğrafçılar, gazeteciler üzerime atılıyorlardı. Bu insanların benim hayatımla neden bu kadar ilgilendiklerini anlayamıyordum. Daha çok, kutsal değerlere küfrettiği iddia edilen bir adamın hayatının nasıl harap olduğunu görmek istiyorlardı bana göre." Çevresinden en çok yöneltilenin, "bu şekilde çevrelenmiş ve tehdit altındayken büyümenin nasıl bir şey olduğu" sorusu olduğunu söylüyor Zafar Rüşdi. Onlara verdiği yanıt ise: "Bu benim normalim. Yaşadıklarım benim için normal hale geldi. Arkadaşlarıma nerede oturduğumuz konusunda yalan söylemek; polislerle yaşamak ve seyahat etmek; babamı her seferinde kiralanmış ve başkasına ait eşyaların bulunduğu, ülkenin dört bir yanındaki evlerde ziyaret etmek, bütün bunlar benim için normaldi artık." Okul yılları bittiğinde ise biraz daha rahat bir ortamdaydı artık genç adam. Arabasıyla babasına gidebiliyor ama kimsenin yerini bilmediğinden emin olmak zorunda kalıyordu. İnsanların babasını çok iyi tanımadığını düşünmelerinden yakınıyor Zafar Rüşdi: "Ama tam tersi doğru. Özel durumumuzdan ötürü çoğu baba oğulun paylaşamayacağı şeyleri paylaştık. Ben de hayatımda babam kadar başarılı olabilmeyi umuyorum. Büyük ihtimalle yazarlıkta olmasa da..."

"ANNEM-BABAM BOŞANMIŞTI"
Bütün bunlardan sonra "iki babam olduğunu düşünüyorum" diyor Zafar Rüşdi: "Birincisi yanında büyüdüğüm babam; ikincisi ise şöhretli bir yazar ve uluslararası politik bir figür. Ama benim kabul ettiğim babam, ünlü biri ya da politik bir figür değil. Ben onu hala çocukluğunda yanında büyüdüğüm babam olarak algılıyorum. Banyodan sonra beni havluya saran, benim için uyku öncesi hikayeleri anlatan babam. Anneme gelince. Annem ve babam ölüm fetvası verilmeden birkaç yıl önce boşanmıştı zaten. Bu sürecin başından sonuna kadar annemle biraz daha normal bir yaşam sürdüm. 15 yaşımdayken, anneme meme kanseri teşhisi kondu ve annem bundan 5 yıl sonra, 51'inci doğumgününe aylar kala öldü. Bütün yaşadıklarımızla başa çıkmak zorundaydı. Pek çok insan benim duygusal olarak bir harabeye dönüştüğüme, yıllardır psikiyatriste gittiğime inanıyor. Ve ben hepsine şunu söylüyorum: Ben iyiyim. Gerçekten de tam olarak bunu söylemek istiyorum."

Derleyen: Elif KORAP

DİĞER GÜNCEL HABERLERİ
 Hobiydi uluslararası yarışmaya dönüştü
 Türkçe'yi Nazım'la ilerlettik
 'Başucu muhabbetleri' yapacak
 Bir hayran mektubu
 Provokatör tasarımcı
 Engellilerin sema grubu
 Menopozdan sonra güzel kalmak hayal değil
 Doğurmak erkek işi
 Pro'suz çıkmam abi!
 Karım içkileri lavaboya döküyor
 58 yıldır her gün süren kin ve dostluk gösterisi
 Kızarmış yumurta kızarmış yumurtadır
 Sıkıntılar var ama ortaya sanat eseri gibi bir Beyoğlu...
 Kısa... Kısa... Kısa... Kısa...
 Ben yarattım ama Sinatra söyledi
 Kemanla bir ses bir heves
 Madonna dansçı kızı kaptı
 Huzura dönüş başlıyor
 44 yaşında hoş olmazsam ne zaman olacağım
    Cumartesi Yazarlar
  » Güncel
    Yaşama Dair
    Sinema
    Gurme
BALÇİÇEK PAMİR
Bir rektör düşünün gözleriniz kapalı
Pat diye mi girdim...
ALİ POYRAZOĞLU
Ben eskiden küçüktüm
Tiyatroya gelirsiniz... Oturursunuz...
SUNAY AKIN
Denizdeki o tuhaf hikaye
Eski denizciler uğursuz...
Antepli Musa Usta
Musa Dağdeviren bir Anadolu mutfakları uzmanı; ayrıca Yemek Kültürü Dergisi'nin...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.