kapat
   
SABAH Gazetesi
 
    Son Dakika
    Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Arşiv
    Etkinlikler
  » Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
    Cumartesi
    Aktüel Pazar
    Otomobil
    Sinema
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Hayatımda ilk kez bir şeye karşı sorumluluk hissediyorum
Hayatımda ilk kez bir şeye karşı sorumluluk hissediyorum
Görmemiş gibi anaokulu bile bakmaya başladım!
Kimse çekelim demiyor artık
Cem'in beni asla yarı yolda bırakmayacağını hissettim

Hayatımda ilk kez bir şeye karşı sorumluluk hissediyorum

Çocuğumu üç saat bile görmesem deli gibi özlüyorum, devamlı ona bakmak istiyorum Hayatımda hiçbir şeyi kaybetmekten korkmadım Onu kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki Annelik gerçekten de çok abartılacak bir şey! Annelere saygı duyuyorsun ve anneni çok iyi anlıyorsun.

Nurgül Yeşilçay için her şeyden önce bebeği geliyor artık. Onu emzirmek, onu doyurmak yeni mesleği... Röportaja gittiğimde 'Kusura bakma önce Osman Nejat' dedi; bebeğinin karnını doyurdu, uyuttu, öyle konuşmaya başladık. Bebeğini uyutmaya çalışırken izledim onu; hayatının en önemli rolünü oynuyor. Emziriyor, giydiriyor, 'bunu ben yarattım' ifadesiyle gözlerini suratından alamıyor. Yeni oyuncağını kimseyle paylaşmayı istemeyen bir kız çocuğu gibi. Sadece anlamadığı konularda dadısına bırakabiliyor bebeğini. Ne mi anlamadığı konular? Altını temizlemek, gazını çıkarmak... "Henüz beceremiyorum ama yakında sökerim" diyor. Osman Nejat minicik, incecik bacaklı, esmer bir bebek. "Kime benziyor?" diyorum, "Daha çok kurbağaya!" diyor gülerek... Doğum anını, doğumun hemen sonrasında yaşadıklarını konuşuyoruz; gözleri doluyor, ağlamaklı oluyor, kendisi de yaşadıklarını çözmeye çalışıyor. Nasıl olur da bu kadar her şeyi bir anda siler, onun dışındaki her şey bu derece önemsiz kalır anlatmaya çalışıyor. "Hayatta hiçbir şeyi kaybetmekten korkmadım, hiçbir şeyi... Ne mesleğimi, ne başka bir şeyi. Ama doğurduktan sonra onu kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki..." diyor. Bunu anlatırken bile gözyaşları boşalıyor yanaklarından. En iyisi ben daha fazla yorum yapmayayım; bir bebek, bir kadının hayatını nasıl değiştiriyormuş siz okuyarak anlayın...

* Her şey nasıl gidiyor? Kaç gün oldu?
15 gün oldu. Doktora gittik, her şey çok normalmiş. Suda doğum yaptığım için çocuk çok sakin. Suda doğumun öyle bir özelliği var. Zaten bizim suda doğumu istememizin en büyük sebebi, çocuğun sakin olması içindi.

* Kişiliği de etkiliyor yani...
Evet. Gerçekten çok sakin bir bebek oldu, nazar değmesin. Ağlamıyor, zırlamıyor. Sadece ihtiyacı olduğu zaman belirtiyor; mesela 'gak' diyor! Biz ona göre sütünü veriyoruz, gazını çıkarıyoruz. Ben pek beceremiyorum gazını çıkartmayı gerçi... Onun özel bir tekniği var, öğreneceğim inşallah.

* Altını değiştirmeyi öğrendin mi bari?
Deniyorum ama beceremiyorum! Altını ben değiştirirken ağlıyor. Afet Ablası var. Pedagoji mezunu, 10 senedir dadılık yapıyor, bu konuda çok deneyimli. Ona çok güveniyorum, her şey çok iyi.

* Nasıl bir şey peki annelik?
Nasıl bir şey biliyor musun; bazen 3 saat falan uyuyor, ben onun odasına gidiyorum ister istemez. Bakıyorum Cem de gizli gizli odasına girmiş onu izliyor. 3 saat görmediğim zaman özlüyorum, devamlı ona bakmak istiyorum, onun yanında hiç canım sıkılmıyor. 10 gündür hiç dışarı çıkmadım ama çıkmak istemiyorum.

* O kadar hayatını etkiledi mi sahiden?
Ben bile çocuk doğurduysam, herkes doğurur herhalde (gülüyor).

*
Tam da sen kendin bu lafı etmişken araya gireyim.. Çılgın, delidolu, ne yapacağı belli olmayan, biraz da 'çatlak' bir fotoğrafın vardı. O kadını çocuk doğurma noktasına ne getirdi?
Her şeyden önce benim bir güven problemim var. (Düşünüp laflarını seçiyor önce) Yani kimseye çok fazla güvenmiyorum.

* Neden kaynaklanıyor bu?
Ben her koyunun kendi bacağından asıldığına inanıyorum. Sen iyi olduğunda etrafında herkes iyi ama sen kötü olduğunda herkes kötü! Bilmiyorum belki yaşadıklarımdan, belki başkalarının yaşadıklarından etkilendim. Evet etrafımda bir sürü güya bana destekmiş gibi görünen insanlar oluyor ama sen kötü olduğun zaman, 'A bak, ben sana demiştim' diyorlar hemen. Kötü gününde kimse senin yüzde yüz yanında olmuyor.

* Buna aileni, yakınlarını da katıyor musun?
Herkesi katmıyorum, yüzde yüz suçlamıyorum ama bütün bu yaşadıklarımdan, gördüklerimden bana kalan; kimseye yüzde yüz güvenme! Ben bunu Cem'le biraz yıktığımı düşünüyorum ama yine de nihilizm noktasına gidecektim. E, tamam çalışıyoruz, hayat akıp gidiyor ama sonuç ne? Bir sonuca varamıyorsun ve bu beni rahatsız ediyordu. Çocuk yapmamın en büyük sebebi, onun bana yüzde yüz güveneceği, bütün sorumluluğunu benim alabileceğim birinin olmasıydı. Çocuğu tamamen kendim için yaptım. Çocuğuma ileride kesinlikle, "9 ay seni karnımda taşıdım, saçımı süpürge ettim" diyemem. "Etmeseydin!" Çocuk ileride bunu diyebilir, çok da haklı! Ben çocuğa hiçbir zaman bunları demeyeceğim çünkü tamamen kendi mutluluğum için yaptım. Evet, tutunacak bir dal, güvenebileceğim bir şey, oluşturacağım bir şey, tamamen yaratım süreci bana ait olan bir şey. Ve ileride egomu tatmin edeceğim belki de; "Bunu ben yaptım, bu hale ben getirdim" falan diyeceğim bir şey, bilmiyorum. Ama savunmasız küçücük şey; küçücük elleri, ayakları... Onu emzirirken, o başka bir şey, bir delirme noktası. (gözleri doluyor)

* Ağlamayacaksın değil mi!
Ağlayacağım, bu aralar çok ağlıyorum (gözyaşları akmaya başlıyor). Doğurduktan sonra onu kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki... Hayatta hiçbir şeyi kaybetmekten korkmadım, hiçbir şeyi... Ne mesleğimi, ne başka bir şeyi. Diyelim ki mesleğimde düştüm, ne olabilir ki? En fazla para kazanamam ama gider hayatımı devam ettiririm. Sevgilinden ayrılsan ne olur ki? Üzülürsün, bir ay, iki ay, belki bir yıl.. Ama çocuğunu kaybedersen? Onu düşünemiyorum işte.. Daha doğrusu bunu düşünüp düşünüp ağlıyorum bu aralar.

* Bu normal miymiş, doktoruna sordun mu?
Bilmiyorum ama doğumdan sonra hormonlarda bir dengesizlik oluyormuş. Hayatımda ilk defa bir şeyi kaybetmekten korkuyorum, bir şeye karşı sorumluluk hissediyorum. Ben hiç kimseye, hiçbir şeye karşı sorumluluk hissetmezdim.

* Ailen, kocan, sevgiline karşı?
Yani böylesi olmadı. Tabii ki üzmek istemezsin karşındakini, o kırılmasın diye bir şeyler yaparsın ama bu tamamen sana ait ve çok savunmasız. Onun için bütün beslenme düzenini değiştiriyorsun, hayat tarzını değiştiriyorsun ve bu sana batmıyor. Kocan için bunu yaptığında bu sana batıyor! "Ne yani, ben şimdi onun istediği kalıba mı gireceğim" diyorsun. Ama çocuk için olduğunda, o ne isterse o kalıba girmek istiyorsun.

* Çocuk yapmaya karar verdiğinde, elbette etkileneceğini, hayatının değişeceğini, duygusal olacağını hesaplamıştın ama bu kadarını bekliyor muydun?
Hayır hesaplamamıştım. Çünkü ben bazı insanların bir şeyleri çok abarttığını düşünüyordum.

* Nasıl şeyleri?
Çocuk sevgisi, hayvan sevgisi, çiçek sevgisi, sevgiliye duydukları sevgi, bilmem ne sevgisi falan... Ben bunun da o abartı duygulardan biri olduğunu düşünüyordum. "Tamam canım, çocuk mutlaka etkiliyordur hayatı ama bu kadar da değil" diye düşünüyordum. Hayır, bu kadar da etkiliyormuş insanın hayatını! Ama bu etkilenmekten hoşnut oluyorsun.

* 'Annelik böyle bir şeymiş demek ki' diyorsun...
Evet diyorsun. Ayrıca da bütün annelere saygın artıyor ve anneni anlıyorsun. Benim hamileliğim çok rahat geçtiği için ben hamileliğin hâlâ çok abartıldığını düşünüyorum. Ama annelik gerçekten abartılacak bir şeymiş!

* Cem'le sürekli çocuktan konuşuyoruz artık; saatlerce... Gamzesi var mesela, kime çekmiş, gözleri kime benziyor, kulağının kıvrımı ne kadar güzel, gözünün üstünde kaşı var! Dışardan duyan biri, 'Yeter artık' der. Bir de çok saçlı doğdu bizimki. Hapisten çıkmış gibi; Jilet Nejat dedik (gülüyor)

*
Cem'in sesini çok iyi tanıyor mesela. Ağladığı zaman Cem konuşsun, anında susuyor. Ne konuşursa konuşsun susuyor ve dinliyor. Beni o kadar dinlemiyor, gıcık oluyorum!

* Galiba bu çocuk babaya düşkün! Ya da babası gibi çok konuşkan olacak. Babasıyla konuşuyor, bir şeyler söylüyor, tepki veriyor, bana tepki yok!

* Osman Nejat doğduğu an çok çirkindi, buruş buruştu her tarafı. Üzerinde beyaz bir tabaka vardı. 'Allah'ım' dedim, 'Bu hiç güzelleşmeyecek mi?' Kameraya falan çekilmiş hatta laflarım. Ama hemen toparlıyor kendisini. Ertesi gün hemen değişiyor. Zaten o tabakayı silince öyle bir güzellik geliyor ki üstüne...

ŞİRİN SEVER

DİĞER GÜNAYDIN HABERLERİ
 İster Latin dersi ister uzay kampında eğitim
 Hacmi artırın saçlarınıza baktırın
 Varisler ve kılcal damar çatlamaları
 Yolda görenler hâlâ sırtımı sıvazlıyor
 Erkekler isyanda!
 Avşar, 3 yıl aradan sonra biraz 'yuvarlak' bir albümle...
 33. İstanbul Müzik Festivali başladı
 Öğrencinin 'iyisi'
 Üçüncü kez başkan oldu
 Aşkları ile işleri birbirine karıştı
 Ani değişimler sizi şaşırtacak
 Hiç yerinde durmuyor
 Cadde'nin yeni kuaförü
 Kanserle savaşın tombul teyzeleri
 İç çamaşırı giymeyi unuttum!
 'İstanbul Hatırası' Almanya'da
 İpek gibi bir cilde kavuşun
AYŞE ÖZYILMAZEL
Canavar kaynananın hakkından 'kim' gelir?
Semra Hanım'ı...
HAKAN & UTKU
Televizyonlu buzdolabı
Geçen akşam televizyonda...
AYŞE TÜTER
Keyifle Okuyun, Zevkle Pişirin, Afiyetle...
Seyahate çıkmadan önce aşılarınızı tamamlayın
Seyahate çıkmadan önce aşılarınızı tamamlayın
YAZ aylarında ortaya çıkan hastalıkların başında, seyahat...
Hollywood röportajcısı
Hollywood röportajcısı
Büyük İskender filminin başrol oyuncularından Val Kilmer ile...
Oyunculuğa soyunuyor!
Oyunculuğa soyunuyor!
Hülya Avşar'ın modacılığa el atan kardeşi Helin Avşar'ın,...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.