kapat
   
SABAH Gazetesi
 
    Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Sarı Sayfalar
    Ana Sayfa
    Dosyalar
    Arşiv
    Etkinlikler
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
    Cumartesi
  » Aktüel Pazar
    Otomobil
    Sinema
    Çizerler
Bizimcity
Sizinkiler
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Ali Poyrazoglu @ SABAH
 

Hurma ağacının altında...

Hani derler ya "Tiyatroculuk bir yaşam biçimidir..." "Gazetecilik, doktorluk bir yaşam biçimidir..." Gerçekten mesleklerimiz bizim yaşam biçimimiz midir? Yoksa bir yaşam biçimi yaratıp, onun içine mesleğimizi mi yerleştirmeliyiz? Ben oldum olası çok çalışan bir insanım... Bir akıntıya kapılmış oraya buraya sürükleniyor değilim... Yaşam nehri ırmaklarla, göllerle beslenir; büyük yaşam okyanusuna akar... Yaşam nehrinin akıntısına bırakırım kendimi... Gücümü, yaratıcılığımı, nerelere kadar gitmeye soluğumun yeteceğini merak ederim... Arada bir nehrin kenarına tutunur, soluklanırım... Nehrin aktığı yana değil, akıntıya karşı yüzmek geldi mi içimden, başlarım ters tarafa doğru yüzmeye... Hızla önünden geçip gittiklerimi, fark etmediklerimi, ıskaladıklarımı, güzelliklerini fark edemediklerimi daha yoğun bir emek harcayarak yeniden görmeye çalışırım. Bezen sudan çıkar, onu besleyen kaynaklara, ırmaklara, göllere doğru yürürüm. Suyun hızlandığı yerlerde kıyıdaki sazlara, kayalara tutunup soluklanırım. Akıntıdan nasılsa kendini ayırmış, kenardaki bir çıkıntıya yerleşmiş minik gölcükler de vardır... Nehir kenarındaki nilüferler, zambaklar dinlenir oralarda... Peki, siz hiç su kenarında hurma ağacı gördünüz mü? Az rastlanır... Günün birinde içinde debelendiğiniz, hızla akan suyun kenarında bir hurma ağacına rastlarsanız hemen tutunun yapraklarına... Dalları cılız gibi durur ama siz aldırmayın. Yapışın dalına, yerleşin gölgesine... Aylı gecelerden, güneşli günlerden damıttığı öyküler anlatır size hurma ağaçları... Ben oldum olası, işimin yaşam biçimim olmaması için uğraştım durdum. "Mesleğim özgün bir yaşam biçiminin parçası olursa daha parıldayan işler yaparım... Hem mesleğimin her alanında hem de istediğim alanda kendimi sınarım" diye düşündüm. Hepimizin amacı yaşamdan biriktirebildiklerini, deneylerini başkalarıyla herhangi bir biçimde paylaşmak değil mi? Belki de yarışların en zorlusu kendimizle olan yarış. Yaptığımız işlerde sınırları nasıl zorlayacağımızı hepimiz merak etmiyor muyuz? "Yaptığım işle, kurduğum yaşam biçimiyle yaşama nasıl bir yorum getiriyorum?" sorusu kafamızı zorlayan temel sorunlardan birisi değil mi? Koyun gibi kafayı eğm i y o r s a k eğer, her yaşama biçimi, bir karşı duruş, bir tavır takınma değil mi? Ortaya koymaya çalıştığımız yaşam biçimleri bizim insanlığı nasıl kucaklamak istediğimizin göstergesidir. Yaşam biçimlerimiz, dünyaya getirdiğimiz yorumdan başka bir şey değildir. Bu yüzden merak eden, sorgulayan, asal işlerinin dışındaki işlerle uğraşanlar daha keyifli yaşamlar sürüyor. Kendilerini mesleklerinin başka işlerde de sınayanlar, ufuklarının ne kadar genişleyeceğini merak edenler çok daha zengin oluyor. Zenginlik dediğimiz göreceli bir kavram... Paradan puldan söz etmediğim kesin. Başka zenginliklerden söz ediyorum. Hem bireysel tarihimizi hem de dünya tarihinin neresinde durduğumuzu bilmek, anlamak ve bütün önyargılardan arındırarak yorumlamak gerekir. Özgün bir yaşam biçimi, bir ütopya oluşturmak istiyorsak ve onu gerçekleştirmeye çalışacaksak bu böyle... Bence her karşı yaşama biçimi, arayışı, varoluş tavrı kişinin kendini özgürleştirmesine açılan bir kapıdır... Kapının arkasında özgün, toplumsal olana duyarlı, düş kurabilen hem akıllı hem duygusal bir birey olmanın sırları gizli... Çağdaş sivil toplum yaratabilmek için önce çağdaş sivil bireyler olmamız gerekiyor. Bunun da temel şartı işinizin yaşam biçiminizi belirlemesine, şekillendirmesine direnmekten geçiyor. Bırakın işiniz sizin kurduğunuz varolma biçiminizin bir parçası olsun. Benim yaptığımı yapın... Atın kendinizi bir hurma ağacının altına... Düş kurun... Nasıl bir yaşam biçimi istiyorsunuz? Kurun ütopyanızı... Yokistanınızı... Sonra da var etmeye çalışın...

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 Gökten üç elma düşer...   / 30-01-2005
 Şimdi bunlar ne kuşu?   / 23-01-2005
 Usta ve çırak   / 16-01-2005
 Kovulamayacağı mız tek cennet... (2)   / 02-01-2005
 Kovulamayacağımız tek cennet (1)   / 26-12-2004
 Ev sahibim niye delirdi anlayamadım   / 19-12-2004
 Ortalık tipsiz dolu...   / 05-12-2004
 Hoşgeldin Bülent...   / 21-11-2004
 İnsanoğlu pek bi tuhaf canım...   / 14-11-2004
 Genel istek üzerine...   / 07-11-2004
    Aktüel Pazar Yazarlar
  » Güncel
    Hobi
    Röportaj
    Gurme
    İyi Yaşa
BALÇİÇEK PAMİR
Hıncal ağabey nefesimizi kesiyor
Hangi kadın otomobil...
MEHMET ALTAN
Kumkuvat dondurması...
Son Köyceğiz gezisinin...
REFİK DURBAŞ
Buluşma ya da 'önemsizlik'
Hayatı da bilim dünyasına...
ALİ ESAD GÖKSEL
Anadolu bin yıldır ne yedi ne içti?
Bülent Ecevit...
ÖNCEL ÖZİÇER
Perilere inanır mısınız?
Bu dünyada ne zaman bir umut...
ALİ POYRAZOĞLU
Hurma ağacının altında...
Hani derler ya...
Soykırımın 60 yıllık tanığı Auschwitz
Soykırımın 60 yıllık tanığı Auschwitz
Tam 60 yıl önce 27 Ocak 1945 günü Kızıl Ordu Polonya'daki "Auschwitz"...
Pervaneliler tarih oluyor
Pervaneliler tarih oluyor
On beş yıl öncesine kadar altın dönemini yaşayan ve pazarın yüzde...
Savunma askerleri görevde
Bağışıklık sisteminin en önemli askerlerinden biri olan timus bezi,...
Kaz için en iyi mevsim
Yağlı eti yoksullara güçlü bir enerji kaynağı oluyor zengin gurmeler ise ünlü...
 
    Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon | Hava Durumu
Spor | Günaydın | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık | Bizim City | Çizerler
Cumartesi | Aktüel Pazar | Sarı Sayfalar | Otomobil | Dosyalar
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.