kapat
   
SABAH Gazetesi
 
  » Yazarlar
    Günün İçinden
    Ekonomi
    Gündem
    Siyaset
    Dünya
    Spor
    Hava Durumu
    Ana Sayfa
    Günaydın
    Televizyon
    Astroloji
    Magazin
    Sağlık
Günaydın
ATV
emedya.sabah.com.tr
Google
Google Arama
 
Soli Ozel @ SABAH
 

Kapıdaki yumurta

Şu sıralarda ülkede yaşanan kafa karışıklığının da, iktidar mücadelesindeki sertleşmenin de ardında çok önce yapılması gereken bir işin kendini iyice dayatmış olması var. Özetle söylemek gerekirse yeniden yapılanan bir dünyada dış politika ile iç politika arasındaki neredeyse simetrik ilişkilerin göz ardı edilmesi artık mümkün değil.

Ne eski tür dış politika yaklaşımlarıyla Türkiye demokratikleşmesini tamamlayabilir, ne de Türkiye'nin demokatikleşmesi eski tür dış politika anlayış ve yaklaşımlarını taşıyabilir.

Türkiye, Sovyetler değil
Soğuk Savaş'ın bitmesiyle Türkiye'nin çizeceği yönle ilgili tartışmayı bu ülkedeki yönetici seçkinler uzun bir süre ertelemeyi başardı.

Bu ertelemenin temelinde, varolan iktidar yapısını koruma kaygısı mutlaka vardı. Duvarın yıkılması ve ardından Sovyetler Birliği'nin de çökmesiyle Türkiye'nin önüne gelen değişme gereksinimi bir tehdit olarak algılandı. Direniş başladı.

AB'nin o tarihlerdeki Türkiye'yi dışlayıcı tavrının da bu direnişin güçlenmesine katkısı oldu.
Körfez Savaşı'ndan sonra PKK eylemlerinin istim kazanmasıyla, terörün bölücü bir siyasetin aracı olarak giderek etkinleşmesiyle korku bir toplumsal beka kaygısına bağlandı. Bu sayede/ yüzden Türkiye ekonomide olduğu gibi siyasette de on yılını verimsizce tüketti. O günlerde son on beş yılın en önemli iki olayı sayılması gereken İran devrimini ve Sovyetler Birliği'ndeki Gorbaçov reformlarının önemini Türkiye'deki seçkinler kavradı. Ancak bunlardan yanlış sonuçlar çıkardılar.

İran devrimini yalnızca ideolojik boyutuyla algılayıp, ideolojik olarak değerlendirdiler. Bunun altındaki toplumsal, ekonomik ve siyasal dalgalanmaları görmediler, ya da görmek istemediler. Bundan farklı ancak gene de koşut sayılacak şekilde Gorbaçov devrimi de Türkiye'de sistemin liberal bir yönde yeniden yapılandırılmasının yaratacağı tehlike perspektifinden değerlendirildi. Türkiye'nin çok benzer yönü bulunsa bile Sovyetler Birliği olmadığı, reforma çok daha açık bir yapının ülkedeki varlığı inkar edildi. Reform süreçlerinin riskler içerdiği, İran devriminin ardından özellikle Türkiye'nin etrafında bir yükselen İslamcı akımlar dalgası olduğu doğruydu.

Ama henüz ne gücünü, ne de meşruiyetini yitirmiş bir açık sistem bunlarla pekala başa çıkabilirdi. Bu arada patlayan Yugoslavya krizi de parçalanma dinamikleri nedeniyle korkuları pekiştirdi ve değişime destek verebilecekleri çekingenleştirdi. Turgut Özal 1989 yılının anlamını diğer siyasi aktörlerden daha iyi kavramıştı. En büyük farkı da bunun yarattığı meydan okumanın daralma veya içe kapanmayla değil açılarak daha rahat aşılabileceğini görmesiydi. Kendi sicilinin eksileri, gerekse hükümeti kaybeden partisinin içinde de iktidarı kaybetmesi elini çok zayıflattı.

Türk demokrasisinin zaafı
Tarihin hükmünden ve toplumsal dönüşümün dayattıklarından ilelebet kaçınılamadığı için de Türk siyasi sınıfı kendisini tüketti, topluca intihar etti ve deneyimsiz bir kadro işbaşına geldi.

28 Şubat sillesini de yemiş olmanın getirdiği olgunlukla AKP'nin arka planını oluşturan siyasi kadrolar o güne dek pek yakın durmadıkları pozisyonlara yakınlaştı. AB süreci ve buna verilen toplumsal destek ellerini güçlendirdi, önlerini açtı.

Fuat Keyman'ın geçen hafta Radikal 2'deki CHP'yle ilgili yazısında da belirttiği gibi 3 Kasım seçimleriyle "Türkiye'nin geleceğinin devletmerkezci siyaset anlayışında değil, demokratikleşmede aranması gerekliliği, hem AKP'ye, hem de CHP'ye tarih ve değişim tarafından söylenmiş oldu." Ancak gene Keyman'ın vurguladığı gibi, CHP kafasına vurulanı anlamadı. Anlamamayı da sürdürüyor. Bu durum ise şu sıralarda Türk demokrasisinin en kritik zaafını oluşturuyor.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
 Zirvelerin ötesi   / 25-01-2004
 CHP ve gelecek   / 22-01-2004
 Kapıdaki yumurta   / 18-01-2004
 Karnaval başlarken   / 15-01-2004
 Karar zamanı   / 14-01-2004
 Hayırlı ziyaret   / 08-01-2004
 Kerkük'ten sonrası   / 04-01-2004
 Yılbaşılar   / 01-01-2004
 Dünden yarına   / 28-12-2003
 Gerçeklere bakabilmek   / 25-12-2003
ERDAL ŞAFAK
Erdoğan ve Kwasniewski
Başkan Bush neredeyse yüzüne...
AHMET HAKAN COŞKUN
Bush 'sıra bende' dedi
*...
MEHMET BARLAS
Zaman, kıyısı olmayan çılgın bir nehirdir!
Yaşadığımız...
ALİ KIRCA
Futbol hayatsa...
Bu satırların yazarının futbola olan...
HINCAL ULUÇ
Luce'nin çirkin yüzü..
Mehmet Demirkol "Bu olayların...
Canaydın'a, Terim'e, Olimpiyat Stadı'na ve Avrupa Kupaları'na: VEDA ZAMANI
Canaydın'a, Terim'e, Olimpiyat Stadı'na ve Avrupa Kupaları'na: VEDA ZAMANI
4 yıl önce Avrupa'yı titreten takım kendi evinde (!) Rize'den 5...
Mondi ayıp etti
Mondi ayıp etti
Yardımcı Gencerler'e "A... koyim. Adam faul yaptı" dediği için...
Tarihi zirvede Bush'tan Erdoğan'a 3 söz:
Tarihi zirvede Bush'tan Erdoğan'a 3 söz:
Bush ile Erdoğan'ın görüşmesinden önemli mesajlar çıktı. Bush,...
Aday metre
Aday metre
Başkan Birinci CHP'den aday adayı
BAKIRKÖY CHP'de Belediye...
Burada patladı
Burada patladı
İstanbul'u kana bulayan bombaların mucidi Azad Ekinci'nin Irak-...
Avrupa'nın en büyük parti eroinine 2 milyon $
Avrupa'nın en büyük parti eroinine 2 milyon $
İSTANBUL Narkotik Polisinin Büyükçekmece'deki Çakmaklı...
 
    Ana Sayfa | Günün İçinden | Yazarlar | Ekonomi | Gündem | Siyaset | Dünya | Televizyon
Spor | Hava Durumu | Günaydın | Bizimcity | Sizinkiler | Kapak Güzeli | Astroloji | Magazin | Sağlık
   
    Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.