|
 |
|

Hatıralarımı satılık mı zannediyorlar?
Ayazpaşa Köşkü'nde yalnızlığıyla baş başa olan Latife Hanım, patronlarının 'Latife Hanım'ın hatıralarını satın al' teklifini iletmeye gelen gazeteci Nezihe Araz'a 'müşterek alınan söz'den bahsetmişti
Gazeteci Nezihe Araz, 1958 yılında Ayazpaşa Köşkü'ndeki oturma odasında Latife Hanım'la karşı karşıyaydı... Latife Hanım'la röportaj yapmaya ve Mustafa Kemal'le üç yıla yakın süren evliliğine dair hatıratını, -ki yazdıysa eğer-, gazete yöneticilerinin satın almaya hazır olduğunu söylemeye gelmişti. O gün aralarında şöyle bir konuşma geçecekti
* Demek hatıralarımı satın almak istiyorlar!
* Evet efendim, şartlarınız ne olursa olsun, kabul ediyorlar. Patronlarımız öyle dediler.
-Her şeyin parayla satın alınabileceğini sanıyorlar demek ki.. Peki sen ne düşünüyorsun?
* Ne diyebilirim ki efendim, patron onlar..
* Ne diyebilirsin ki? Onlar gibi çok patron gördüm. Ben bir gerçeği sana söylemek istiyorum. Osmanlı hanedanında hiçbir hükümdar karısı, ne sebeple olursa olsun, kocasından ayrı düştüğü zaman, hiç kimseye evliliği veya evlendiği kimse hakkında hiçbir şey söylemedi, yazmadı, konuşmadı. Demek ki bu bizim töremizde var. Şimdi ben bu haklı ve güzel töreyi bozup bana verecekleri üç beş kuruş için, O'na ait hatıralarımı satacak mıyım? Satabilir miyim, söyle lütfen?
BİZİM SÖZÜMÜZ VAR'
*Özür dilerim efendim! Bunları aynen onlara söyleyeceğim. Ama izin verirseniz bir şey sormak istiyorum. Efendim, ciddi bir araştırma yapılsa, Mustafa Kemal'le geçirdiğiniz iki buçuk yılın ya da o bin günün izlenimleri yazılsa, izin verir miydiniz? Ya da üzülür müydünüz?
* Doğru, tarafsız ve olayın ciddiyetine, onun kişiliğine yakışır biçimde mi?
* Evet, efendim.
* Neden kızayım, ama bizim birbirimize verilmiş bir sözümüz var. Onun hatıraları, onun haysiyeti benim için her zaman çok önemli ve mukaddestir. Bu sözün dışına çıkamam, lütfen bunu hiç unutmayın."
O günden geriye, Gazi ile Latife'nin 1000 günü'nü, yani evlilikten boşanmaya kadar olan dönemi içeren, tanıklıklara dayandırılan ama içinde ne yazık ki Latife Hanım'la yapılmış bir röportaja yer verilemeyen bir kitap kalacaktı yadigar..
Gazetecinin adı, Mete Akyol'du.. Yıl 1970'ti.. Latife Hanım'ın Ayazpaşa'dan taşınıp yerleştiği Harbiye'deki evinin kapısına dayandı.. Evet Harbiye'de, Safir Apartmanı'nın sekizinci katındaki daire, Latife Hanım'a göre, Gazi'ye en çok benzeyen heykeline bakıyordu ve yakınlarının ifadesiyle Latife Hanım bilinçli olarak seçmişti bu evi. Akyol, "Tanrı misafiri" şansını deneyerek Latife Hanım'ın dairesinin kapısını çaldı. Ancak bu davetsiz misafire sinirlenen Latife Hanım, Akyol'un karşısına dikildi ve oldukça sert bir üslupla, "Sen gazetene beni yazacağına, Taksim Meydanı'na git de Taksim anıtı önünde namaz kılınıyor artık bu ülkede. Git de onları yaz" dedi ve kapıyı, Akyol'un yüzüne kapadı. O, kısacık andan geriye "Latife Hanım'la 30 saniye" başlıklı bir anı-yazı kalmıştı..
SÖZÜNE HEP SADIKTI
Evet... Latife Hanım, işte böylesine hep ketum kalmış ve kendi içine, "Sırlar Odası"na kapanmıştı tam elli yıl boyunca... Ağustos 1925'te boşanmış, Temmuz 1975'te bu dünyadan göçüp gidene değin o 'müşterek alınan söz'ü sahiden hep tutmuştu.
'Hatırat tüccarları'nın bolca olduğu, bir dünyada, o hep kulağını ve ağzını kapamış, nev -i şahsına münhasır bir kişilik olarak yaşayıp gitmişti.
Gazi ile Latife'nin bin günü
Eylül 1922, İzmir.. Bir kadın ve bir erkek, İzmir'in yangın yerine döndüğü günlerde karşılaşır. Kadın, İzmirli tacirlerden Uşakizade Muammer Bey'in Sorbon'da hukuk eğitimi görmüş, pek çok dili çok iyi derecede bilen kızı Latife. 'Erkek'se, ahir ömrü cephelerde geçmiş savaş yorgunu bir başkumandan, Mustafa Kemal. Kadın, üç atım ötesini alevlerin sardığı kumandanlık karargahına varabilmek için kalabalığı yara yara, yaverleri atlata atlata ilerlemektedir. Ve nihayet kapıdan seslenir odaya "Sizi ve karargahınızı Göztepe'deki konağımızda ağırlamaktan şeref duyarım Paşam.."
GÜZEL OLMASIN ZATEN'
Şaşırmıştır Mustafa Kemal. Kısa bir sohbet sonrasında cüretkar, zeki, bilgili ve farklı bulduğu bu genç kadından gelen teklifi kabul edecektir. Artık kumandanlık, İzmir Göztepe'deki Uşaki Köşkü'ndedir. Ailesi yurt dışında bulunduğundan köşkün sahibeliğini Latife yapacaktır. Kısa bir zaman sonra da Mustafa Kemal'in kanının kaynayacağı ve "çocuk", "bizim yaver", "Latif" diye ses vereceği kadındır artık Latife.. Mustafa Kemal'in bir başına kaldığı anlarda, 'bir şeyler var onda, evet evet, farklı bir durum var' dediği, etkilendiği bir kadın.. Güzel mi diye soranlara, "Bakınca bir daha bakmak isteyeceğin kadar çok güzel bir hanım değil, zaten ben kıskanç bir erkeğim, güzel olsa cesaret edemezdim" diye tarif ettiği kadın...Ve 29 Ocak 1925'te, Uşakizade Köşkü'nün bahçesinde, İzmir Müftüsü'nün yarı Avrupai, yarı İslami kıydığı bir nikâhla evlendiği gelin... Ve Çankaya'nın resmi ilk sahibesi, yurt gezilerinde, meclis açılışlarında, cumhuriyetin geleceğine ilişkin kararların verildiği toplantılarda, dost ve kurmay sofralarında, yabancı misyona verilen resmi yemeklerde hep yanıbaşında duran bir first leydi...
Ama daha evliliğinin ilk günlerinde "paşa"sını kimseyle, hatta memleket meselelerinin tartışıldığı toplantılarla dahi paylaşmayan, Köşk'e geç gelmelere, yalnız bırakılmış zamanlara, kendisinin dahil olmadığı tempolu toplantılara öfkesini en sert biçimde dile getirmekten çekinmeyen, bazen de kalabalıklar önünde "Kemal" diye yüksek sesle haykırıp öfkesini açığa vuran kızgın bir eş. Ve "Gazi'nin Fikriye"sine, yıllar yılı kendisine tutkuyla sevdalı, annesi Zübeyde Hanım'ın evlatlığı da olan Fikriye'sine.. Köşk'te kaldıkları birkaç gün boyunca kıskançlığını dibine kadar gösteren bir Çankaya sahibesi.. O Fikriye ki, yine bir başka zaman, bir fayton kiralayıp, Köşk'e girmek istediğinde içeri alınmayan ve o hüzün ve kırıklıkla kapıda kendisini bekleyen faytona yeniden binip, bir el silah sesi sonrasında kanlar içinde yığılan... Ertesi günse, "Ankara'da bir intihar" başlıklı bir gazete haberine konu olan kurban ya da maktül.. Evet, Latife Hanım'ın, Mustafa Kemal'le, 1000 gün süren ve gelgitleri, coşkuları, ayrılıklarıyla gelip geçen izdivacı, Ağustos 1925'te son bulur...
TEK TARAFLI BOŞANMA
Yine sert geçen bir çatışmanın sonrasında, Mustafa Kemal yaverlerine emreder "Hanımefendi'nin kendine yakışır biçimde İzmir'e gönderilmesini sağlayın!" Ve Latife Uşaki, bu emirle birlikte, Çankaya Köşkü'nden, Beyaz Köşk'e, yani çocukluğunun ve ilk gençlik zamanlarının geçtiği İzmir'deki Uşakizade Köşkü'ne gönderilir. Ve o zor, kritik günlerde oldukça saygı gösterdiği Yaver Salih Bozok'a bir mektup yazar..
"Salih Bey, Artık bir teessür yığını gibi, her tesadüf ettiği koltuğa çöken bir annem ve ihtiyar halinde benim yüzümden fena bir muameleye duçar olmuş olan bir büyükannem var.. Öksüzüm, kimsem yok.. Git Paşa'yla görüş, ben kocamdan eminim, çünkü kadirşinastır, yüksek ruhludur. İnsandır. Aramızdaki gerginliğe nihayet vermesini kuvvetle rica et. Bir haftadır uykusuz, gıdasız, idama mahkumum.. Sebebi çocukluk! Halbuki çocuklar ağır cezadan muaftır.. Salihsin, sâlâh ve sulh getireceğine eminim.. Latife Gazi Mustafa Kemal." Ama sulh olmaz ne yazık ki... Birkaç gün sonra Anadolu Ajansı'ndan, resmen boşandıklarına dair bir haber geçilir.. Latife Hanım, artık Paşa'sıyla hiçbir zaman görüşemeyecektir..
YARIN
Gazi'den boşandıktan sonra neler yaşadı?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|