kapat
26.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

Türk Konsolosluğu: Naum da kim

Avustralya'da Türk Konsolosluğu'na sığınmak isteyen Naim binadan içeri bile alınmaz Gerekçe Naum Şalamanov diye Türk adı olmaz. Ancak birileri olayı Özal'a fısıldar...

Ve 9 Aralık 1986.. Melbourne...Avustralya... 19 yaşında genç bir adam!. O günkü adıyla Naum Şalamanov...Bulgaristan Milli Takımı adına Dünya Halter Şampiyonası için oradadır.. Takım arkadaşlarıyla birlikte müthiş bir başarıya imza atmıştır.. Ekip, birinci geldiği gibi, Naum Şalamanov da kendi sikletinde bir kez daha dünya şampiyonu olmuştur..

Görünürde her şey, hoş ve keyiflidir.. Şampiyonluk kutlanmalıdır.. Kadehler kalkmalıdır.. Ama Naum, o şampiyonluk gecesinde bir başka hayalin peşindedir... Tam bir yıldır adım adım; planladığı bir kaçış hayalinin. Evet, o gece onun gecesidir; ekibi terkedecek ve ne olursa olsun "yeni bir dünya"ya ya da nereye olursa olsun yelken açacaktır..

HER ŞEYİ GÖZE ALMIŞTI...
Çünkü onun da adı değiştirilmiştir... Naim, Naum, Süleyman, Şalamanov olmuştur...

Ne olursa olsun tüm risklerine rağmen kaçıp kurtulmalıdır..Özellikle de gönlünde Türkiye vardır!

Kaçışın başarısızlığı halinde Belene kampına gönderilecek olsa da.. Ailesine yönelik baskılar artacak olsa da

Hatta, bir daha ailesini hiç göremeyecek olsa da...Kararlıdır, kaçacaktır.!. Ve işte o gece örneğine ancak filmlerde rastlanabilen bir operasyon başlar....

Melbourne'deki Bulgar Milli Takımı kampı zaten Bulgar gizli servisi elemanlarının ve Jivkov yönetimine sıkı sıkıya bağlı takım yöneticilerinin kontrolü altındadır..

Bütün gözler de "olağan şüpheli" Naum'un üzerinde! Ama 19 yaşındaki genç sporcu, o "müthiş gece"nin ortasında, bir sigara ve tuvalet bahanesiyle kutlamanın yapıldığı salonu terk eder!

Plan uygulamaya konmuştur..

Bağlantılar kurulmuş, kendisini oradan uzaklaştıracak araç hazırlanmıştır bile...

Kaşla göz arasında bindiği otomobil, yıldırım hızıyla gözden kaybolur

Melbourne caddelerinde !

Evet, operasyonun ilk ayağı, sonunda, Melbourne'de yaşayan birkaç Türk ve daha önce iltica etmiş Kırcaalili Mehmet Bahar'ın yardımıyla başarıyla gerçekleşmiştir..

Ama ortada henüz ne diplomatik görüşmeler, ne de genç adamı Türkiye'ye ulaştıracak plan vardır..

Şimdi, serüvenin ikinci etabı devreye girer... Ama ortada hala, plan milan yoktur!.. Birkaç gün boyunca kaçma kovalamaca sürer, Naum ve arkadaşları ne yapacaklarını şaşırmış vaziyettedirler, hem de korku halinde, hem de casuslar savaşı kıvamında!

Ancak sonraki yıllarda "cep herkülü ya da küçük dev adam ünvanını alacak olan Naim, sahiden de sanki cebe girmiş, bir an da görünmez adam olmuş, izbe köşelerde kaybolup gitmiştir!

Ve..

Dördüncü günün sonunda, kaçıranlar ve kaçan, Türk Konsolosluğu'na başvurur..

VATANSIZ KALMIŞTI!..
Genç halterci, Türkiye'ye iltica için çırpınmaktadır! Fakat fazlasıyla garip bir durum meydana gelir o gün Türk büyükelçilik yetkilileri, Naim'i binadan içeri almaz bile! Çünkü onlara göre, adı, Naum Şalamonov'dur, böyle bir Türk adı yoktur, kimin nesi, kimin fesidir ve Türk olup olmadığı meçhuldür!..

Oysa, daha birkaç gün önce Naum'un şampiyonluğu tescil edilmiş hatta Türk asıllı olduğu Avustralya basınında dahi yer almıştır!

Büyükelçiliğin bu ilk şaşkınlığı "diplomasi hazretlerinin mevzuatı gereği ya da bir cilvesi" olarak anılacaktır sonraki yıllarda! İlginçtir, Naim, iki gün boyunca "Hayamtlos" yani "vatansız olarak" dolaşır Melbourne köşelerinde..

Bir ara Amerikan Büyükelçiliği'ne yani deyim yerindeyse "Batı"ya iltica etmeye dahi girişir.. Amerikan yetkililerince tam kabul edilecekken; Türk büyükelçiliğinden çağrılır..

Çünkü herşeye karşın bu süre içinde Ankara'ya sorulmuş ve dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın kulağına fısıldanmıştır! Ve.....

TÜRKİYE YÜZ VERMEYİNCE ORTADA KALAN NAİM ŞAŞKINDI

Az daha ABD'ye iltica ediyordum
* Koruma vermediler yani?

Koruma vermediler. Ben de bu fırsatı kaçırmadım tabii... Müsabakadan iki saat sonra hemen iltica ettim.

* Şampiyonadan iki saat sonra'... Nasıl oldu olay? Önce keyifle halterini kaldırdın.

Kaldırdım. Şampiyon olduk orda. Sonra arkadaşlar müsabakadan önce gelmişler otele. Bir arkadaş "Sen bir buçuk, iki seneden beri iltica etmiyorsun. Ne olduğun belli değil, senin" dedi. "Sen kim oluyorsun ki..." dedim. "İstersem iltica ederim, İstersem etmem." "Ya tamam.." dedi. Bana yardım etmeye gelmiş de. Ben öyle cevap verince, seninle uğraşacak vaktim yok, tamam deyip dönüp gidiyordu, "Dur bakayım" dedim, "Nereye gidiyorsun? Müsabakadan sonra beni burda bekle, müsabakadan sonra iltica ediyorum." "Tamam." dedi bu. Çekti gitti. Böyle durumlarda şampiyonluk kokteyli verilir. Kokteyle gideceğiz, baktım arkadaş yok. Oraya gittim, baktım ki orda. Restorantta...Öğrenmişler, nerede verileceğini. Baktım yardım edecek arkadaş oturuyor o bar kısmında. Bir abimiz daha var, o da sol tarafta oturuyor...Hocaların yanında sigara içmediğimiz için sigara içmeyi bahane ederek kalktım. Barda oturan arkadaşın yanına gittim, "hadi "dedim. "Ne zaman..." "Her şey hazır, otelde" dediler. "Otel motel bekleyemem... Burada" dedim. Ben arabaya binince anonslar birbirine karışmış. Biz oradan aynen kaybolduk. Sonra otelin oraya gittik, arabaları hazırlamışlar. Beni birilerine emanet ettiler. Ben onları tanımıyorum, kimle olduğunu bilmiyorum. Dediler ki "Ajanlar evimizi, barkımızı biliyorlar, bizde kalamazsın." Ben öbür arabaya bindim, oradan da arkadaşın evine gittim. Orada kaldık birkaç gün. Zaten bütün televizyonlar ertesi gün başladı. "İltica, kayboldu... Kaçırıldı mı, teröristler mi kaçırdı?" diyorlar. Korkuyorum. Çünkü o zamanlar Allah korusun her şey olabilir. Büyükelçi ve Astorya'nın yabancılardan sorumlu polisi devreye girdi. Benimle konuşma yaptılar. "Kendin mi iltica ediyorsun" diye sordular. Gazete falan yok, sadece büyükelçi ve polisler.

* Elçiliğe girmiş oldun yani.

Girdim ama kalamazdım orada, tekrar geri çıktım sonra.

* Yanlışlık mı yaptılar?

Yanlışlık yaptılar ama neyse.

* Türk devletinin haberi yok değil mi bunlardan?

Türk devletinin haberi yok.

* Çocuklar kendi başlarına mı senin iltica etmen için heyecanlanmışlar?

Bunu elçiliğe bildiriyorlar. Elçilikte korkuyor. "Bunun ismi Bulgar ismi" diyorlar. "Nereden bilelim bunun Türk olduğunu" diyorlar. Rahmetli Özal duymuş. Özal "Dışişleri Bakanlığı bilmiyor mu isimlerin değiştirildiğini? Çocuk gelmek istiyorsa, hemen işlemlere başlayın" demiş. Türk Elçiliği beni kabul etmediğinden Amerika'ya gidiyordum... Son anda döndüm.

* Amerikan elçiliğine mi gidiyordun?

Amerikan elçiliğinde vize doldurdum, Bulgaristan'da da doldurmuştum. Amerika'ya gitmek istiyordum aslında. Pasaport verildi, önce Londra'ya sonra da rahmetli Özal'ın uçağıyla Türkiye'ye geldim.

* Turgut Bey, her türlü olanağı seferber etti yani..

Evet tabi.

* Kampta Bulgar gizli servisi devreye girdi herhalde...

Evet, düşünebiliyor musunuz, yakalansaydım kamplara gönderilecektim.. Ama boşverin, ben en doğrusu yaptım.. Zaten Bulgarlar bile, 11 yıl sonra oraya gittiğimde "Sen en doğrusu yaptın" demişlerdi..

Nebi ÖZGENTÜRK


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır