
YAVUZ DONAT VİTRİN Anadolu hazinesi Ankara-Yeniçağa-Mengen-Devrek-Çaycuma-Bartın ve Amasra... Geze, geze gittik.
"Ahçılar diyarı" Mengen'de ahçıları dinledik. Devrek'te "bastoncuları."
Amasra'da "turizmcileri."
Tabii bu arada "sokaktaki vatandaşı."
Gidişte ve dönüşte dikkatimizi en çok çeken "yolların boşluğu" oldu. Trafik "rahat mı, rahat." Kamyon "oldukça az."
Akaryakıt istasyonları "çok tenha."
Bu manzara "ekonomik durgunluk" manzarası. Bırakınız ili, ilçeyi, beldeyi...
Köylerde bile "savaş karşıtlığı" var.
Herkes "savaştan şikayetçi." Herkes "savaşın biran önce bitmesini" istiyor.
***
Ankara'da "varsa siyaset, yoksa siyaset." Ankara dışına çıkınca ise...
"Gündem" bir anda değişiyor.
Halkın birinci gündemi "aş... İş."
Ayrıca halk hükümetin "biraz gaza basmasını" istiyor. "Ekonomiyi canlandırmasını... İşsizliği azaltmasını." Anadolu "hala ucuz." Ve Anadolu "fedakar... Yardımsever." Devrek'te herkes "ihtiyacı olmayan ilacı" bir başkasına veriyor. "Ben iyileştim, başkası da iyileşsin" diyor. "Devrek Geliştirme Derneği"nin ilaç toplama kampanyası büyük ilgi görüyor.
***
Anadolu insanı bir "hazine."
Çoğunun ne "devletle" işi var, ne de "bankayla." Onlar "kendi yağıyla" kavruluyor. Kiminin sülalesinde bir Çanakkale şehidi var. Kiminde, Kurtuluş Savaşı şehidi. Kiminde, Güneydoğu şehidi. Ve hepsinin söylediği şu:
- Birlik olsun, dirlik olsun... Bir lokma ekmek nasıl olsa bulunur. Çeşm-i cihan Fatih Sultan Mehmet, uzaktan, Amasra'yı görmüş ve "Lala" demiş:
- Lala... Çeşm-i Cihan (dünyanın gözü) denilen yer burası mı ola?
Amasra gerçekten Fatih'in hayran kaldığı kadar güzel. Ama bir de şu "plansız, gelişigüzel yapılaşma" olmasaymış.
***
Çeşm-i Cihan şimdi Amasra'da bir lokantanın adı. Sahibi, 1994'te Türkiye Taşkömür Kurumu'ndan Emekli Yakup Tuş.
- Yakup bey, işler nasıl?
- Burada esnaf cumartesiyi bekler.
- Neden?
- İstanbul'dan, Ankara'dan gruplar gelir.
- Siyaset nasıl?
- Siyaset kalmadı ki... Bitti.
- AKP nasıl?
- Tek başına iktidar olmasına hepimiz sevindik... Çok şey bekliyoruz... Ama şu ana kadar beklediğimizi bulamadık.
***
Yakup bey, eski Belediye Başkan Yardımcısı. En büyük şikayeti işsizlik:
- Yavuz bey, çok şükür, bizim lokantamız var... Ama sokaklar işsiz kaynıyor... Ben emekli olmadan önce, Amasra'dan belki 5-6 bin kişi, kömürde çalışırdı... Şimdi binin altına düştü... İnsanlar işsiz... Neyse, Gönderilmemiş Mektuplar filmi Amasra'da çekildi de... Amasra tanındı... Gelen, giden arttı... İşler biraz açıldı.
***
- Yakup bey... Filmin ekibi ne yedi, ne içti?
- Türkan Şoray rejimde... Ispanak yiyor... Veya balık... Barbunya, mezgit, kalkan... Ama çok az.
- Ne içiyor?
- Balığın yanında bir duble rakı.
- Ya Kadir İnanır?
- Kadir İnanır, şanına yakışır şekilde içiyor... Kidar İnanır gibi... Rakının hakkını veriyor.
***
Yemekten ayrılırken Yakup bey kulağımıza eğildi:
- Ankara'dakilere söyleyin... Eğitime önem versinler... Büyük Atatürk ne diyor?.. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. KARAELMASLAR "Karaelmaslar Pastanesi" Devrek'in en eski pastanesi. Sahibi, Hüseyin Karaelmaslar.
Hüseyin beyi seneler önce ANAP'lı Ulaştırma Bakanı Veysel Atasöy'un yanında tanımıştık.
- Hüseyin bey... Siyaset ne alemde?
- Yavuz bey, nerede eski siyaset?.. Nerede bizim o eski ANAP?.. Temelinde harcımız var, inşallah toparlanır... Siz ne görüyorsunuz Yavuz bey, ANAP ayağa kalkabilecek mi?
Karaelmaslar Pastanesi'nin önünde, Devrekliler'le sohbet ettik, resim çektirdik. Avukat Halil bey (Kodaman) karşımızdaki Atatürk heykelini gösterdi:
- Yavuz bey... Heykele bak... Atatürk bir eliyle nereyi gösteriyor?
Ata'nın bir eli "ileriyi" gösteriyor. "Gösterdiği yere" baktık.
"CHP İlçe Başkanlığı" tabelası var. Ama bu sırada bazı Devrekliler laf attılar:
- İyi de... AKP'nin Devrek'te CHP'yi ikiye katladığını da unutmayın.
Zonguldak'ın iki CHP milletvekilinden biri Devrekli... Üç dönemdir Devrek Belediye Başkanlığını yapan Nadir Saraç.
Ama buna rağmen AKP'nin aldığı oy, CHP'nin iki katı. Avukat Halil bey gülerek "bak... Ata'nın ikinci eline bak" dedi.
Baktık, Ata'nın ikinci eli de Halil beyin yazıhanesini gösteriyordu. KADINLAR PAZARI
"Teyze" dedik: - Burası neresi? Yüzü buruşmuş, beli bükülmüş, yaşlı teyze dedi ki:
- Buraya, garılar bazarı dirler yavrum.
- Teyze, kadınlar pazarında neler var?
Emine hanım başladı saymaya:
- Yeşillik var, turşu var, reçel, erişte, salça var... Tarhana var, ıhlamur var, manda yoğurdu var... Peynir, tereyağı, kestane balı var... Böğürtlen reçeli var.
- Emine teyze... Nerelisin?
- Gömü köyünden.
- Buraya kaç kilometre?
- Üç mü desem... Beş mi... O kadar işte.
- Hergün buraya gelir misin?
- Hee ya... Al sana bir köy ekmeği verem. İçine peynir koyam.
Amasra'nın Kadınlar Pazarı'nda Emine Kocabıyık, Yaşar Yıldız ve Emir Sarıman "bacılarla" sohbet ettik. Sattıkları hep "kendi ürünleri." Ve "birşeyler" satın aldık.
Vedalaşırken dediler ki:
- Hepsi şifalıdır... Bunları ye hastalığın, neyin kalmaz.
"Yani" dedik:
- İçlerinde hormon falan yok.
Birbirlerine bakıp, fıkırdaştılar:
- Gııız... Hormon da ne ola ki? Gönderilmemiş Mektuplar Gönderilmemiş Mektuplar filminde, Türkan Şoray'ın şarkı söylediği "Musiki Cemiyeti" var ya... Aslında orası, Amasra'nın Kum Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi'ndeki "Cafe Kumsal."
"İkinci adı" ise:
"Almina Çay Bahçesi."
***
Şükrü Danabaş "bu mekanın" sahibi.
- Şükrü bey... Almina adı nereden aklınıza geldi?
- Almina, Orhan abimizin şarkısıdır... Orhan Gencebay'ın... Biz de o şarkıyı kafemize isim yaptık.
***
- Şükrü bey... Türkan hanım, senin mekanda şarkı söylerken, sen ne yapıyordun?
- Yavuz abi... Filmi seyretmedin galiba.
- Fırsat olmadı.
- Abi, ben figürandım.
- Rolün neydi?
- Türkan abla şarkı söylerken, ben ilk sırada, sol başta, dinleyici rolündeydim... Hayran, hayran dinleyip, alkışlıyordum... Zaten Amasra'da çok kişi, benim gibi figürandı.
***
- Şükrü bey... İşler nasıl?
- Piyasa daraldı... Savaş, insanları ürküttü... Zaten Türkan Şoray'la Kadir İnanır kendi aralarında, savaş bu filmi etkileyecek diye konuşuyorlardı... Bu filmin bize faydası dokundu.
- Nasıl?
- Birkaç müşteri geldi... Cuma günü Ankara'da filmi seyretmişler... Cumartesi, Amasra'yı görmeye gelmişler.
Gerçekten de Amasra'da nereye gittiysek "filmden bir sahne" gördük. Ve Gönderilmemiş Mektuplar'ı izleyip, Amasra'yı görmeye gelenlerle karşılaştık.
Türkan Şoray, Cafe Kumsal'ın sahibi Şükrü Danabaş'ın dokuz yaşındaki kızı Yonca'yı çok sevmiş. İstanbul'a götürmek istemiş. Yonca da Türkan ablasını çok sevmiş. Onunla gitmek istemiş.
Ama baba "olmaz" demiş:
- Gidemezsin... Önce dersine çalış... Okulunu bitir.
***
Cafe Kumsal'da "Türkan Şoray'ın şarkı söylediği köşe" aynen muhafaza ediliyor.
"Dekora" hiç dokunulmamış. Ve Cafe Kumsal "filmin fotoğraflarıyla" dolu.
Şükrü Danabaş:
- Bu film sayesinde çok kişiyle tanıştık.
- Mesela?
- Mehmet abimiz geldi... Kadir İnanır'ı çok seviyor... Onunla tanıştık.
- Mehmet abi kim?
- Mehmet Ağar abimiz... Ayrıca Haluk abimizle de tanıştık.
- Hangi Haluk abi?
- Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy abimiz.
***
Sohbet sırasında Şükrü Danabaş "ne içersiniz" diye sordu.
Biz de ona sorduk:
- Ne içelim?
- Türkan abla ıhlamur içerdi... Kadir İnanır sade kahve... Size de okkalı bir sade kahve pişireyim Yavuz abi.
***
Vedalaşırken takıldık:
- Şükrü bey... Şimdi sen aktör oldun... Filmde oynamak nasıl bir duygu?
- Yavuz abi be... Türkan abla çok iyi bir kadın... Allahıma, kitabıma çok güzel... Sesi de güzel ha... Zaten kaset çıkaracak... Kasetin ilk müşterisi ben olacağım... Abi, Türkan ablamızı bir dinlemelisin... Aaah, ah. Galeri Hikmet, halka hizmet Hikmet Bağdat 49 yaşında. 38 yıl öne Amasra'da "Tom Miks... Teksas" gibi kitapları satarak işe başlamış. Şimdi 25 bin kitap. Üçbin kaset. Onun sloganı:
"Galeri Hikmet, halka hizmet."
Türkiye'nin her yerinden "sipariş" alıyor. Onda "olmayan kitap" yok.
"Olmayan kaset" de.
Karı (Zeynep Bağdat) - koca ellerinde, avuçlarında ne varsa kitaba bağlıyorlar. Ve "bu iş bizim için para kazanma konusu olmaktan çıktı" diyorlar:
- Bir üniversiteden, bir profesör telefon ediyor... İstanbul'da bulamadığı kitabı, bizden istiyor... İşte o an zevkten ölüyoruz... Ve hemen kitabı gönderiyoruz.
"Galeri Hikmet"te kazık yok.
"Şu kitap sadece bizde var... Öyleyse fazla para alayım" diye bir düşünce yok. Bilakis "ödeme gücü olmayana" kolaylık var. Ayrıca...
"110 milyonluk" kitap mı aldınız?
Hikmet "yüz milyon yeter" diyor.
Ve bu arada da anlatıyor:
- Kadir İnanır geldi... Yanında Aytaç Arman ile Melike Demirağ da vardı... 107 milyonluk kitap aldı... Ben yüz milyon kafi dedim... Kadir bey olmaz dedi... 110 milyon verdi... Üstünü almadı... Yavuz abi, biz Amasralılar Kadir İnanır'ı sevdik... Sanıldığı gibi kasıntı değil. Bastoncular Çarşısı Devrek'te "Bastoncular Çarşısı"nı gezdik. Otuzdan fazla bastoncu var.
Ve çeşit çeşit de baston.
"Işık Bastonculuk"a girdik.
Fehmi ustanın oğlu Tansel Işık "ikinci kuşak" bastoncu.
İşçiler arasında hanımlar da var.
22 yaşındaki Kadriye Cicibaş, yetenekli bir bastoncu. Baston "kızılcık ağacından" yapılıyor. Ve "yüz ayrı çeşit" baston yapılıyor.
"Yılanlı baston."
"Baklavalı baston."
"Çoban çentikli baston."
"Kemikli baston."
Sekiz milyon liraya da baston var. Bir milyar liraya da. Eğer altın veya gümüş işlemeli, taşlı baston isterseniz, fiyat artıyor.
Yurt içinden ve dışından gelip "pahalı baston isteyenler" oluyor.
- Tansel usta... İşler nasıl?
- Yavuz abi... Babam rahmetli, ayakkabıya meraklıydı... Klasik bir baston satar, gider Togo'dan ayakkabı alırdı... Klasik baston şimdi 20-25 milyon... Ama bu parayla Togo'nun yanına yaklaşamazsın... Senin anlayacağın nerede o eski günler? İş yok, aş yok Devrek'te, "Zonguldak Caddesi"nde iskemleleri çektik, kaldırıma oturduk. Avukat Halil Kodaman "SHP'nin ve CHP'nin" eski ilçe başkanı. Önce o konuştu:
r İcra davalarında patlama var... Adam elektrik veya su borcunu bile ödeyemiyor... İcralık oluyor.
r Boşanma davaları arttı... Bir kısmı, anlaşmalı boşanma.
- Halil bey... Anlaşmalı boşanma nasıl oluyor?
Dört çocuklu kadın annesinden veya babasından kalan emekli maaşını alabilmek için, otuz yıllık kocasından ayrılıyor... Tabii, göstermelik ayrılık.
***
Mehmet Özdemir "Devrek Sürücü Kursu"nun sahibi. AKP'li. İşte söyledikleri:
- Halk AKP'ye oy verdi... İstiyor ki, işler hemen düzelsin... Herkes 4-5 ayda herşeyin iyiye gitmesinin imkansız olduğunu biliyor... Ama hasta çok ağır... Halk bekliyor ki, hasta hemen ayağa kalkıversin.
***
Bayram Çınar "Çınar Halı"nın sahibi. Dört mağazası var.
Kendi sektöründe "rakipsiz."
- Bayram bey, Devrek esnafı ne durumda:
- Siftahsız dükkan kapatan var... Bir yanda ekonomik kriz... Bir yanda savaş... Ve bir yanda da Almanyacılar'ın bitişi.
- O ne demek?
- Almanya'ya çok giden oldu... Birinci kuşak, yatırımı Devrek'te yaptı... Yazları geldi... İkinci kuşak Kuşadası'nı, Antalya'yı öğrendi... Oralara gitti... Üçüncü kuşak ise parasını Alman bankasına yatırıyor, Almanya'da mülk alıyor.
***
Sonra hep birlikte Devrek'te dolaştık.
Kimi dedi ki "Devrek, emekliler kenti oldu." Kimi dedi ki "TTK (Türkiye Taşkömür Kurumu) küçüldü... İş sahası daraldı."
Kimi dedi ki "çocuğu yetiştirdik, üniversitede okuttuk, askerlik yaptırdık... Ama aylardır işsiz."
Ve "herkes" dedi ki:
- Ankara, halktan kopmasın... Ekonomi canlansın... İşsizlik önlensin. |