| Sabah Gazetesi 21.03.2003 |
![]() HINCAL ULUÇ Hıncal'ın yeriTelefon: (212) 354 48 13 Faks: (212) 354 48 91 İnternet: http://www.sabah.com.tr e-mail: uluch@sabah.com.trKaybettiğimiz savaş başladı.. Aslında savaş yazısı yazmak dahi istemiyorum. Kendi kendime bir karar da verdim. Başarabildiğim ölçüde savaşa aldırmadan, onu yok farz ederek yaşamaya çalışacağım. Neden?.. Bu benim savaşım değil.. Bir.. Ben bu savaşı zaten kaybettim.. İki.. Irak'la benim sorunum var mı?.. Yok.. Tersine, Kuzey Irak endişelerim yüzünden, güçlü ve üniter bir Irak istemiyor muyum?.. Evet.. Petrol kuyularında gözüm var mı?.. Yok.. Petrol borusunu açık tutmak benim fevkalade lehime mi?.. Evet.. Sınır kapılarını açık tutmak, geçimini nerdeyse yüzde 80 sınır ticaretine bağlamış, büyük ekonomik sıkıntılar içindeki Güneydoğu halkının karnının doyması için şart mı?.. Evet.. Savaştan uzak kalmak, en büyük girdilerinden biri Turizm olan Türkiye için nerdeyse "Şart" değil mi?.. Evet.. İçine girmek için çırpındığımız Avrupa Birliğinin liderleri Almanya ve Fransa savaşa şiddetle karşı değiller mi?.. Evet.. Daha işin başında, onların yanında kesin şekilde yer alsak, AB yolunda çok önemli adımlar atar, bize en şüphe ile bakan ülkelerin sempatisi ve güvenini kazanır mıydık?.. Evet.. "Savaşa hayır" deseydik, bugün scutlardan korkup kiralık patriotlara sığınır mıydık?. Halkımızın büyük bölümü zehirli gaz ve ölümcül mikrop savaşları korkusu içinde yaşar mıydı?. Hayır.. O zaman niye bu savaşı bana kabul ettirmeye çalışıyorlar?. Şundan.. Biz batıyoruz. Amerika para vermezse kurtuluşumuz yok.. O zaman bu savaşı paraya çevirmemiz gerek.. Peki.. Zül ama kabul diyelim.. Çevirebildik mi?.. Hayır.. Yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Pazarlığı 100 milyar dolardan açıp, 8.5 milyara indik.. Onu dahi beceremedik. Çarşafa dolaştık.. Amerika savaşı başlatırken "6 milyar" diye haber yolladık. Yanıt verdi: "Hadi ordan.. İş işten geçti.. Ben artık sana güvenmediğim için, sensiz planları devreye soktum bile.." Bu mu benim savaşım?.. Bu mu benim diplomasim.. Bu mu benim ulusal itibarım, gururum?.. Bu mu benim ülkemin bağımsızlığı. AKP iktidarı bu işi yüzüne gözüne bulaştırmıştır. AKP iktidarı bizi, içte dışta küçük düşürmüştür. AKP iktidarı, savaşın yeri dikkate alındığında en stratejik konumda olan Türkiye'yi sıfırlamıştır. *** Haber.. Savaşın nerdeyse içindeki Türkiye'den.. Amerikan saldırısının başlaması üzerine Bakanlar Kurulu'nun 11.00'de toplanmasına karar verildi. Haber.. Avrupa'nın öbür ucunda, savaşla coğrafi ilgisi olmayan İspanya'dan.. Amerikan saldırısının başlaması üzerine, Bakanlar Kurulunun 8.30 da toplanmasına karar verildi. Farkın sebebi.. Bizimkiler biraz daha uyusun diye.. *** AKP ve hükumeti geçiyorum.. Muhalefet nerde?.. Bugün Meclis'te bir Ana muhalefet, bir Deniz Baykal varlığını, gören, duyan, bilen var mı?. Dün sabah 7'den bu yana tüm kanalları taradım.. Kimler canlı yayına geldi, kimler bağlandı, kimlere kamera yollandı gördüm. Sokak aralarında kapıcılarla dahi konuştular.. Bir tek tanesinde Baykal'ı görmedim.. Ya uyuyordu, ya da bunca TV kanalı için Ana Muhalefet lideri, itibar edilecek bir konuşmacı değildi. Ya Kemal Derviş.. Hani Amerika'nın "Kurtarıcı" diye yolladığı büyük ekonomist Kemal Derviş.. Tüm kanallar bir yandan canlı bağlantılarla savaş haberleri ve yorumları veriyor, bir yandan da az sonra açılacak Borsa'yı ve ekonominin yakın ve uzak geleceğini konuşurken, Derviş, büyük bilgin, büyük uzman, büyük kurtarıcı, muhalefetin Ekonomik Sesi nerdeydi?.. Ya uyuyordu.. Ya da hiçbir kanal artık onun söyleyeceklerine itibar etmiyordu.. Bu mu muhalefet?.. Bu mu bu ülke Meclis'inde 170 sandalyesi olan Ana muhalefet.. İsmet Paşa'nın 30 kişi ile koca Meclis'i salladığı günleri hatırlıyorum.. "Sizi ben de kurtaramam" demişti.. Kalk İsmet Paşa mezarından da, kalk da partinin hal-i pür melalini gör.. Savaş başlamış, muhalefet sığınakta, toz olmuş.. *** Bu ülkede bir sivil lider var.. Meclis Başkanı Bülent Arınç.. AKP'nin lideri o olsaydı, bugün Türkiye belki de dünyanın en saygın ülkelerinden biriydi. Tek kararlı lider o.. Aslında güç de onda.. Önce Gül'ün, sonra RTE'nin hesaplarını, planlarını yok eden o.. AKP'nin lideri o değil, ama onun istemediği hiçbir karar alınamıyor. RTE'ye "Evin haşarı küçük çocuğu" muamelesi yapıyor.. Onu koruyor, himaye ediyor, ama yaramazlık etmesini engelliyor. *** "Geliyorum" diye bağıran savaş için dersini en iyi çalışmış, bu savaşa hazırlanmış kanal TRT.. "Savaş İzleme Merkezi" kurmuşlar.. Bu merkez 280 dünya televizyonu ve bir o kadar internet sitesi ile haber ağını örmüş.. 150 dünya gazetesi internet aracılığı ile anında izleniyor. Savaşı her yönü ile yorumlayacak uzmanlar hazır bekliyor. TRT'nin tek kusuru vardı. Zaman zaman, konuşmalara çok ağırlık ve kesiksiz süre vererek, sabah uykudan kalkıp "Ne oluyor" diye merak edenleri yanıtlamakta gecikti. Önce haber TRT.. Önce haber.. Anında haber.. Canlı haber.. Yorum için zaman nasılsa çok. *** Biz bu savaşa Borsa için giriyoruz.. Parayı para ile kazanmak isteyen kumarbazlar için.. Dolar spekülatörleri için.. Çankaya zirveleri Borsa, dolar panikleri için yapılıyor. Biz bu savaşa büyük sanayiciler ve tüccarları tatmin için giriyoruz. Gelecek dolarlara en çok onların ihtiyacı var. Peki, savaştan (o da gelirse) 6 milyar dolar gelecek de, bu yıl enaz 15 milyar dolar beklenen turizm ne olacak?.. Bu sektörden beslenen binlerce küçük kuruluş, on binlerce aile, milyonlarca insan ne olacak?.. Geçimini sınır ticaretine bağlamış Güney illeri gibi, turizm bölgeleri de çökmeyecek mi?.. Çöksün.. Orada batanlar, sıradan insanlarımız.. Oysa savaş dolarları TÜSİAD Başkan ve üyelerini kurtaracak. Halkın cebinden alınıp, zenginin cüzdanına konacak dolarların savaşı niye benim olsun ki.. Bir Tavsiye Bunalımlı kadınların Saatler'i.. Virginia Woolf'u boş veriyorum.. O eleştirmenlerin işi benim değil.. Bir zamanlar Amerika'yı hayli etkileyen bir eleştirmen ve yazardı.. Bizde bilinmez.. Bilinmesine gerek de yok.. O zaman filme bakmak gerek, Woolf'a değil.. Saatler üç kadının bir gününü anlatıyor.. Paralel kurgu ile, aralarında nerdeyse yarımşar asır olan üç Amerikan kadını.. Üçü de kişilikli.. Üçü de mutsuz.. Üçünün de en azından başında bastırılmış eşcinsel yapıları var.. Üçü de, bu bastırılmış arzuların da katkısı ile bunalımlı.. İntihara yönelik.. En eskisi, 1900'lerin başında yaşayanı yazar.. 1900'lerin ortalarında yaşayanı, yazarın bir romanının okuru.. 1900'lerin sonunda yaşayanı ise, adeta romanın kahramanı.. Aslında o da.. Roman yazıldığında AİDS yok.. Ed Harris tipini yerli yerine oturtmak için, romanın kendisi değil, onun gibi bir şey var ekranda.. Özet.. Roman.. Yazarı.. Okuyanı bir arada.. İlginç değil mi?. Aynen öyle.. Anlatım da fevkalade başarılı.. Bir yüzyılın başı, ortası ve sonunu böylesine akıcı içiçe koymak kolay iş değil.. Asıl harika da oyuncular.. Yazar'da Cyrano'nun dişisi makyajı dünyalar çirkini yapılmış Nicole Kidman.. Şöyle bir yarım saat "Yahu Nicole Kidman ne zaman çıkacak" diye bekleyenlerden olursanız kendinize kızmayın.. Okur da Julianne Moore olağanüstü.. Bu kadın muhteşem.. Ne oynasa altından kalkıyor. Meryl Streep, ne zaman oynasa Oscar adayı oluyor zaten.. Kadın oyuncu doğmuş.. Ve tabii Ed Harris.. Gene müthiş bir tipleme yapıyor.. Vallahi film ağır.. Film durağan.. Ama ben nefes almadan seyrettim ve bayıldım.. Saatler aslında bir "Kadın" filmi.. Ve gariptir benimle birlikte izleyen karşı cinsin hiçbiri benim yarım kadar hoşlanmadı filmden.. Neden?.. Kadın okurlarım filmi izler ve görüşlerini bana ulaştırırlarsa, görelim bakalım ne çıkacak?.. Sansür ve Aydınlarımız.. Bedri Baykam sansüre karşı tek başına savaşıyor, aslında bu ülkenin tüm aydınlarını arkasına alması gerekirken.. Arkadaşı Erje Ayden, Amerika'da "Best Seller" olan kitaplar yazıyor. Bedri de bunları Türkçe basıyor.. Bastıklarını da devlet toplatıyor. Efendim müstehcen neşriyat.. Erje aslında Henry Miller'in 60 yıl önce yazdıklarını yazıyor.. 60 yıl önce Miller'in başına Amerika'da gelenler, bugün Türkiye'de Erje'nin başına geliyor.. Aydınların "Ne ayıp" diye ayağa kalkması gerekmez mi?.. Kalkıyorlar.. "Ne ayıp" diye bağırıyorlar.. "Bu kitap ne ayıp.." Ayağa kalkmakla kalmıyor, Can Yayınları'nı bir de tehdit ediyorlar.. "Bu kitabın satışını durdurmazsan, biz de bir daha senin yayınevine kitap vermez, olanları da çekeriz." Can Yayınları korkuyor, Hüseyin Öztoprak'ın "İmkansız Aşk" adlı romanı, bizzat yayınevi tarafından toplatılıyor.. Şimdi devlet sansürüne, devletin kitap toplatmasına ne diyebilirler ki.. Bizim aydınlarımızı en azından "İki yüzlü olmadıkları" için kutlamak mı gerekir acaba?.. Zaman diye bir gazete.. "Dinci gazeteleri okumuyorum, Yeni Şafak hariç" diye yazdığımda bir iki e-mail aldım.. "Hıncal ağbi Zaman'ı gördünüz mü" diye.. Gençler bana gazete tavsiye ediyorlardı. Merak ettim.. İstettim.. Önüme gelen gazeteyi görünce gözlerime inanamadım.. Türkiye'nin en çağdaş, en ileri görünümlü gazetesiydi bana bakan.. Benim bu işe başladığım günden beri özlemini çektiğim sayfa düzeni ile.. Bakılmak değil, okunmak için yapılmış, ama az resim bol yazıya rağmen olağanüstü güzel ve çarpıcı bir sayfa düzeni ile hazırlanmıştı. Geçen gün Ahmet Tezcan'ı okurken işin iç yüzünü öğrendim. Ekrem Dumanlı iki yıl önce Amerika'dan gelip işin başına geçmiş. Adı bile duyulmayan Zaman'da devrim yapmak için önce kadrosunu içerde eğitmiş. Sonra kolları sıvamış.. Zaman'ın görünümünde devrim yapmış. Gazete tam çağdaş görünüme bürünmüş. Sonra içerik devrimine girişmiş. Haberler ve yorumlar ayrılmış. Başlık ve spotlarda yorumu yasaklamış. Haber başlıkları sadece haberi veriyor. Aslında bu ülkemizde hiç uygulanmayan en büyük gazetecilik ilkesi.. Ve en güzeli.. Dünyanın 1 numaralı gazete ve dergi dizaynı derneği Society for News Design ile Syracuse Üniversitesi'nin ortak düzenlediği yarışmada 37 ülkeden 351 gazete arasında "Mükemmellik Ödülü" kazanmış, geçen ay. "En Mükemmel Sayfa Düzeni.." Bu arada Spor eki dahil, üç ayrı ödül daha çıkarmış yarışmadan.. Spor sayfaları hem de nasıl doyurucu inanmazsınız.. London Times'da rastladığım türde uzun analizler sadece Zaman'da var. Zaman "Aman uzun yazma" diye yazarı ezen editörlerin değil, yazıya inananların yönettiği bir gazete.. İçeriği mi?.. Orası için yorum yapmak için erken.. Ben görünüş nasıl olağanüstü onu anlattım. Cumhuriyet'in 40 yıldır cesaret edemediği devrimleri, aslında "Tutucu" olması gereken bir gazetenin başardığını söyledim. Dilerim Ekrem'in cesareti ve devrimciliği hepimize cesaret verir. SEVDİĞİM LAFLAR Başarı ile özür arasında ortak ne vardır?.. Hiçbirşey. Başarıya ulaşanlar, asla özüre baş vurmayanlardır. Özüre yaslananlar da asla başarıya ulaşamayanlar. W. Robert Collier BİZİMDUVAR En çok fakirler cinnet geçiriyor. Yoksulluk siniri (Ünal Turgut) TEBESSÜM Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Las Vegas'ta harika otellerden birinin gece kulübünde sihirbaz nefis bir gösteri yapmış.. Arka sırada oturan bir bey bağırarak sihirbaza o numarayı nasıl yaptığını sormuş.. "Söyleyemem!" demiş sihirbaz, "Öğrenirseniz sizi öldürmek zorunda kalırım!".. Kısa bir duraklamadan sonra "Tamam.." demiş adam, "O zaman karıma söyleyin!" |