kapat
Sabah Gazetesi 27.12.2002

Fıkra Yıldırım Tuna'dan

- "Navarro'nun topları" geldi mi?

- Burada olmaz efendim.. Burası balıkçı dükkanı!

- Peki ya "Yüzüklerin Efendisi?"

- Söyledik ya burası balıkçı!..Burada sadece balık olur.. Tövbe tövbe..!

- Peki o zaman.. "Wanda adında bir balık" lütfen!

TEBESSÜM

MCDONALD'S Çocuk Vakfı; Merter McDonalds'da düzenlediği "Yılbaşı Partisi"nde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü'nde tedavi gören kanser hastası çocukları ağırladı. Partinin sürpriz konuğu ünlü karikatürist Salih Memecan'dı. Memecan, parti boyunca miniklerle karikatürün büyülü dünyasını paylaştı; onları "Sizinkiler" ailesinin sevimli karakterleri ile tanıştırdı. "Limon" ve "Zeytin"in maceralarından oluşan cep kitaplarını imzalayarak çocuklara hediye eden Salih Memecan, onlara en güzel yılbaşı armağanını da vermiş oldu.

HEYECANLANDILAR

Hasta çocukların yüzlerindeki gülümsemeyi artırmak amacıyla düzenlenen partide çocukların heyecanı; Salih Memecan ile yaşadıkları neşe dolu anlar ile pekişti. Partide çocuklar, çok severek okudukları Salih Memecan ile tanışma fırsatı bulurken, karikatürün inceliklerini de öğrendiler. Salih Memecan'dan karikatür yapmayı öğrenen çocuklar, bol neşeli ve sevgi dolu bir gün geçirdiler.

Salih Memecan bu hafta sonu da kitaplarını imzalayacak. 28 Aralık Cumartesi günü 14.00-16.00 saatleri arasında Nişantaşı Rumeli Kitabevi'nde, 29 Aralık Pazar günü 14.00-16.00 saatleri arasında ise Tepe Nautilus Alışveriş Merkezi Megavizyon'da.

Güngör KARAKUŞ/SHA

Kanser hastası

çocuklara yeni yıl hediyesi

Benim Sevgili Mudom!..

Mudo'da mangal yürek vardır. Herkes küçülürken büyümeye cesaret eder. Herkes her kuruşu hesaplarken o "Asıl reklam, kriz dönemlerinde yapılmalı" bilincine sahiptir, muazzam kampanyalar düzenler.

Gene İstanbul'u donatmış.. Her yolda yan yana bilboardlar.. Yani dev afişler..

Amma velakin.. Taviloğlu'na kırk yıldır anlatamadım ki, bu reklamcıları onun parasını bol keseden harcıyorlar..

Billboard kimin için.. Yoldan geçen vatandaş okusun diye.. Yani tam anlamı ile halka, sokaktaki adama hitap eden bir reklam şeklidir..

Peki benim Sevgili Mudom, yoldan geçen kaç kişi "Mudo City.. Mudo Collection.. Mudo Concept" laflarını anlar, Allah için söyle.. Ya bu halkı iten, korkutan, "Bunlar gavur işi, pahalıdır" dedirten isimleri değiştireceksin, ya da böyle halka dönük ortamlara tonla para ödeyip, City, Concept, Collection satmayacaksın..

Müslüman mahallesinde Concept satılır mı, Mudo?..

Vallahi, Mudo'nun 40 yıllık dostuyum, bu mağazalar arasındaki farkı ben biliyorsam ne olayım..

Bir de bizim işe gelirken koca binaya boydan boya Mudo reklamı konmuş.. Dev..

"Farkı yaşayın" diyor, sloganda.. Resimde ne var?.. Dünyanın en klasik erkeği. Takım elbise ve kravatla bana bakıyor.. Yahu Mudo, birgün beraber dursak da şu reklamın karşısında, benim dangalak kafama, farkı nasıl yaşayacağımı, resme bakıp anlatsan.. Ne farkı diye her sabah bakıyorum. Farkedemiyor, çıldırıyorum..

Bu reklamın ve kirasının sana yılda kaça mal olduğunu söylesene bana..

Kaldı ki, slogan da kulağımda var.. "Farkı farkedin"den apartma sanki..

Şimdi bunun adı yaratıcılıksa Mudo, eğer sen bunlara "Yaratıcı" diye para ödüyorsan, vah ki, vah!..

Bu nasıl adalet!..

Adalet bakanına mı sorsam, maliye bakanına mı?.. Ya da başbakana mı?.. Ya da ne bileyim asıl başbakana mı?..

Harun Kolçak'ın 10 milyar lira kredi kartı borcu varmış.. İki yılda 90 milyar olmuş.. Dokuz misli yani.. 10 milyarı ödeyemeyen 90'ı nasıl öder?.. Ödemezse atarlar içeri.. Başına geleni biliyorsunuz..

Şimdi vatandaşın borcu böyle demek bu ülkede..

Peki ya alacağı..

Hani şu vatandaştan kesilip devlette biriken Zorunlu Tasarruf var ya..

Diyelim Harun Kolçak'ın da iki yıl önce birikmiş 10 milyarı olsaydı, hazinede ve deseydi ki, gene mesela bugün.. "Benim 2000 yılında devletten 10 milyar alacağım vardı. Ayni yıl devlete (Olsun Ziraat Bankası) 10 milyar borcum.. Bu ikisi karşılasın birbirini.. Ben aradan çıkayım, devlet ödeşsin."

O zaman çok ayıp işaret yaparlardı Harun'a, "Nah" diye..

Hani borcu 9 misli artıyor ya.. Alacağı sadece 2 misli.. 2000'deki 10 milyarlık tasarrufa devlet 20 milyar veriyor bugün..

Zorunlu tasarrufun başladığı 1988'den 2002'ye kadar kesilen ve biriken 1 katrilyon 693 trilyon lira, bugün, o da ödenirse 11 katrilyon 127 trilyon lira olmuş, 14 senede.. Yani, böl.. 6.5 misli..

Devletin borcu, 14 yılda 6.5 misli.. Senin borcun iki yılda 9 misli..

Biri bizi fena halde soyuyor dostlar.. Fena halde soyuyor, yetmiyor, bir de soyulanı tutup hapse tıkıyor..

Bu banka kredi kartı faizleri işine devlet el koyacak mı, koymayacak mı bir bilelim artık..

Son kitabımız "Best of Hıncal'ın Yeri-10"u imzalamak için kitap fuarına gittik ya geçen hafta.. Sattığımız kitap üç beş.. Dedik ya, modamız geçti artık diye.. Ama fuarda yarım saatlik dolaşma sırasında aldığımız kitaplar koliler dolusu..

Eşek yükü ile para harcadık, dünyanın kitabına..

Bize zaten yığınla kitap yollanıyor.. Evde, ofiste dağlar gibi birikti, büyük bir bölümünü İzmir'e, ağabeyim Öcal'a anında transfer etmeme rağmen.. Ne zaman bakacağız, ne zaman okuyacağız düşünmeden aldım..

Kitap görünce dayanamıyorum.. Bir de bizde kitapçılık öyle ilerledi ki.. Öyle güzel kapaklar yapıyor, basıyorlar ki.. Gelinlik kız gibi duruyorlar, raflarda, masalarda.. "Gel beni al" diye bağırarak.. Gel de alma..

Hüsnü de, kitabın parasını zarfla teslim etmiş az önce nasılsa.. Kitaptan gelen kitaba gitti bu defa yani..

Neler mi aldım..

Bazılarını yazayım..

Bir defa bizim Altın Kitaplar iki seri çıkarmış..

Birisi "Düşüncenin Ustaları.."

Bugüne dek çıkanlar Platon.. Descartes.. Aristoteles.. Leibnitz, Sokrates.. Machiavelli.. Hume.. Spinoza.. Erasmus.. Çıkacakları da hemen sipariş ettim, peşin peşin..

Okunması kolay ve zaman almayan kitaplar bunlar.. Bir lise öğrencisi kafası yeter özümlemek için.. İster oku öğren.. İster oku oku, ukalalık et.. "Vay be" desinler sana.. Okumanın başkaca itici gücü var mı zaten, bu ikisinden gayri..

Öteki dizi bizim edebiyatçılar.. Ben şairleri seçtim..

Tevfik Fikret.. Abdülhak Hamit.. Cahit Külebi.. Fuzuli.. Orhan Veli.. Karacaoğlan..

Yaşamı, çağı, kişiliği, sanatı, seçme şiirleri var. Al başucuna koy, efkarlandıkça oku, mutlu ol..

Ben çıkanların hepsini aldım. Siz sevdiklerinizi seçebilirsiniz.. Bunlar ucuz kitaplar..

Asıl canıma okuyanlar, ressamlar dizisi ile başladı..

Remzi Kitapevi'nden seçtim bunları.. Taschen diye bir uluslararası yayıncılık.. Kitaplar nasıl pırıl pırıl.. Türkçe değil yalnız yazılar.. İngilizce.. Ressamları anlatıyor, resimleri anlatıyor, resmi anlatıyor.. En güzel resimlerinin de pırıl baskıları..

Ben Van Gogh delisiyim ya.. Onu almak istedim.. Aldım.. Yanında Dali, Leonardo, Duchamp, Lautrec, Kandinsky, Gauguin, Caravaggio, Michelangelo, Picasso'yu da alınca..

Bunlar da öyle.. Keyif kitabı.. Canın sıkılınca al, önce bak.. Sonra oku.. Oh.. Keka..

"Yeter" deyip kaçarken, gözüm az ötedeki ciltlere takıldı..

Orhan Hançerlioğlu.. Felsefe Ansiklopedisi.. Yedi cilt kavramlar, akımlar, iki cilt de düşünürler. Tümü 9 cilt.. "Al.. Alma.. Al.. Alma.." Aldık sonunda..

Sonra dev bir muhteşem kitap.. Koç Tanıtım mı nedir.. Ne zaman önlerinden geçsem batarım zaten.. "Tesavir-i Al-i Osman/ Padişahın Portresi.." İş Bankası Kültür Yayınları basmış bu devasa kitabı.. Ne kadar Osmanlı padişahı varsa hepsinin yapılmış tüm tabloları.. Hikayeleri.. Kitap değil hazine..

Gene bir devasa kitap.. Stefanos Yerasimos.. İmparatorluklar Başkenti İstanbul.. Nasıl muhteşem fotoğraflar.. Planlar.. Enfes bir anlatımla, başlangıcından bugüne dünyanın en güzel kenti..

..Ve de sevgili dostlarım Suay ve Atila Aksoy'un editörlük yaptığı Unutulmayanlar.. 20. Yüzyılın portreleri.. Geçen yüzyılın en ünlü kişilerinin en ünlü fotoğraflarından oluşan harika bir albüm..

Efendim evde koşu bandım var.. Adı koşu.. Ben yürüyorum.. Yürürken de hafif şeyler okuyorum.. Bir Stephen King seçtim.. Adam o kadar kalın yazıyor ki, bugüne dek hiçbir kitabına başlayamadım. Vakit bulamam diye.. Karanlık Öyküler adı üstünde, öyküler.. 450 sayfada 14 öykü var.. Koşu bandında beni titretirse okurken, yandık..

Bir de "Sıkıysa Yakala" diye bir belgesel roman seçtim gene koşu bandına.. Dünyanın en genç üç kağıtçısının akıllara durgunluk veren öyküsüymüş.. Amerika'nın bu ünlü dolandırıcısı kendi hayatını yazmış.. Bakalım ne çıkacak?..

Şimdi orda otururken bir de bana gelenler var..

Onları da Salı günü yazarım söz..

Ne kitaplar var bu ülkede, ne kitaplar..

Yerel yönetimin başkentteki köstekleri..

Türkiye'nin bütün yerel yönetimleri başkent kapılarında "Para" diye ağlarken, dünya en karanlık ekonomik krizden geçerken, Türkiye'ye nerdeyse "Battı" denmiş, kurtarıcı diye dışardan Kemal Derviş ithal edilmişken, Güney Doğu'da bir belediye başkanının yarattığı mucizelerden söz etmiştim, Çarşamba günü..

Güney Doğu'da, Antep'te, Kilis'te çocukluğum geçti, bilirim.. Oralar çoraktır, çıplaktır. Birkaç verimli tarla, bahçe, sınır düzenlemesi sırasında Suriye'de kalmıştır. Babam orada gümrük komutanı iken pasavan adlı günlük geçiş kağıdı ile sınırı geçer orda kalan tarlalarını işlerlerdi. Sınır kapanınca o araziler de elden çıktı.. Oralarda geçimin kaçakçılığa yönelmesi nedendir sanırsınız?..

İşte o Antep'te harikalar yaratmış Celal Doğan.. 68'in devrimci lideri, Antep'te devrim yapmış..

Antep bugün bir sanayi kenti. 380 fabrika.. 73 bin işçi.. Ama insana kabus gibi basan sanayi kentlerinden değil.. Yemyeşil.. Parklar şehri olmuş Antep.. Etrafı da çember çember ormanlar.. Hepsi dikme orman.. Elle dikilmiş ve bakılmış..

Baştan aşağı halka dönük, sosyal bir kent..

Antep, vaktini ağlaşmak, felaket haberleri üretmek, özürler sıralamakla geçirenlerin çoğunlukta olduğu ülkede "Biz yaparız" diye ortaya çıkanların nasıl başardıklarının örneği, kanıtı..

Nasıl başarmış Doğan?..

Yanlış soru.. Nelere rağmen başarmış?..

Antep mucizesini yaratan adamın günlük işleri iki.. Bir Antep'e yeni birşeyler eklemek.. İki, eklediği her yeni şey için Ankara'dan gelen müfettişlere hesap vermek..

Yanlış okumadınız.. Doğan'a alkış yok.. "Gölge etmesinler başka ihsan istemez.." bile çok görülmüş.. Durmadan teftiş, sorgu, sual?..

Neden yaptın?..

Antep Antep olalı 150 kilometre köy yolu yapılmış.. Celal Doğan bu 150'ye 1150 kilometre eklemiş.. Yolsuz köy bırakmamış.. Yetmemiş, Kilis köylerine yol yapmış.. Yetmemiş.. Öteki büyük şehirlere öneri yapmış.. "Herbirimiz Doğu'dan bir ili, kardeş il seçelim. Ona destek olalım" demiş.. Kendisi Tunceli'yi seçmiş.. Oraya yollar yapmış..

"Vay efendim nasıl yaparsın, Tunceli'ye sana ne?.." Hadi soruşturma..

Antep büyük şehir.. Geniş yollar açmış.. Kavşakları düzenlemiş.. Geceleri hem kazalara engel olsun, hem güvenlik sağlasın, hem de kenti güzelleştirsin diye ışıklandırmış..

"Vay efendim, nasıl ışıklandırırsın?." Hadi soruşturma..

Yeni Antep pırıl pırıl yapılar.. Eski Antep, boyasız sıvasız.. Bir kampanya.. "Boya benden, çalışma sizden.." Eski Antep evleri de pırıl pırıl olacak.

"Vay efendim, nasıl bedava boya verirsin.." Hadi soruşturma..

Sen yap, onlar soruştursun Türkiyesi'nde iş yapıyoruz, ağalar, paşalar..

Bunca soruşturma yığılınca, partisine çamur atarlar diye Genel Merkez'e baş vurmuş.. "Benim CHP üyeliğimi askıya alın, aklanana kadar" diye.. Arkasında duracaklarına, hemen almışlar, bir daha da yüzüne bakmamışlar.. Bakarlar mı?.. Adam lider vasıflı.. İş başarıcı.. Koltuklarını sallar Alimallah..

Sorun sadece soruşturmalar değil..

Tiyatro salonu yapmış.. Ummuş ki, devlet tiyatrosu artık bu milyonluk kente gelir.. Gelmemiş..

Belediye tiyatrosu kurmak için Ankara'dan kadro istemiş.. Yerel yönetime bakar mısınız?.. Salon var, adam var, para var, ama o parayı vermek için Ankara'nın, merkezin kadro vermesi gerek..

"Vermezük.."

Çocukları sokaktan toplamış. Onlara barınak yapmış.. Başlarına iki sosyal hizmetler uzmanı koymuş, maaş verecek.. Yerel yönetim.. Püh.. Yetki Ankara'da.. Başkent Antep'e iki sosyal hizmetler kadrosu vermemiş..

Celal Doğan AKP'den değil, Recep Tayyip Erdoğan'dan umutlu.. "İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı yaptı.. Yani damdan düştü, halden bilir.. Yerel yönetimlerin tüm sıkıntılarını, sorunlarını bilir.. Yerelin merkezden yönetilemeyeceğini bilir.. Sanırım, merkeziyetçi sistemden, gerçek yerel yönetim, ademi merkeziyetçi sisteme geçiş yolunda önemli adımlar atacaktır. Elimiz kolumuz bağlanmadığı gün daha neler yapacağımızı tahmin edebilirsin" dedi..

Ederim.. Bu yokluk, bu imkansızlık bu "Sana ne, niye yapıyorsun" sorgulamalarına rağmen bu Antep'i yaratan adam serbest bırakılırsa, bakın iddia ediyorum, öyle örnek olur ki, Güney Doğu sorunu çözülür.

ooo

En büyük merakım "Halk bu yapılanların farkında mı" sorusunun yanıtı idi.. İstanbul halkı Dalan'ın yaptıklarının farkında değildi. Bu yüzden kaybetti. Partisi ve liderleri desteğini çekince Dalan İstanbul'a çok şeyler ekleyeceği ikinci döneme geçemedi. Yerine gelen Sözen, tüm projelerini yok etti.

Antep'te durum öyle değil.. Çok kişiyle konuştum. Hepsi Celal Doğan'ın hakkını veriyor.. Sandıkta da vermiş zaten..

Son seçimde Celal Doğan'ın başkan oyu, nerdeyse yüzde 50 ve CHP'nin parti oyunun iki katı..

Gaziantep'e ilk fırsatta, en az dört beş gün kalmak için gideceğim..

Bir gazeteci için mutlak gezilmesi, görülmesi, araştırılması gereken bir yer, Gaziantep!.. Şehir..

Ve de Kurtuluş Savaşı'nın mucize adamı Şahin'den sonra, kenti yeniden kurtaran Celal Doğan.. Adam..

Şehir ve Adam!.

Mucize!..

Telefon: (212) 354 48 13 Faks: (212) 354 48 91

İnternet:

http://www.sabah.com.tr

e-mail:

uluch@sabah.com.tr

Hıncal'ın yeri


HINCAL ULUÇ

Kolay Para için karizma delinirse ne olur? Gaymen ağa!

Ünal Turgut

BİZİMDUVAR

Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer. Ama nehir asla durmaz.

Anonim (Teşekkürler Hilal)

SEVDİĞİM LAFLAR