kapat
Sabah Gazetesi 16.12.2002

MEHMET ALTAN

Prizma

AKP'ye dersler...

AKP Hükümeti, Kopenhag Zirvesi için canla başla çalışmasına rağmen, acemiliklerinin, üslubunun ve henüz AB'yi yeterince içselleştirememiş olmasının sıkıntısını yaşadı. Hatta başarısını bile yeterince algılayamadı. Bu çok hızlı süreç, bundan sonra nelerin yapılması ve yapılmaması gerektiği konusunda çok ciddi derslerle dolu gözükmekte...

***

AKP, sadece "hükümet" olmak ile yetinmeyip gerçek bir "iktidar" olacaksa, bunun olmazsa olmaz koşulu Kıbrıs'tan geçiyor. KKTC halkının özgürlük, zenginlik ve mutluluk arzusunu duymazdan gelerek, orayı şaibeli bir "Korsan Ada" halinde tutmak isteyen derebeylerine teslim olduğu an, AKP geleceğini tümden yokedecek.

Annan Planı, Türkiye'nin ve KKTC'nin tüm çıkarlarını garanti altına alıyor. Bunu reddetmek hem KKTC halkının hem de Türk halkının geleceğini çok uzunca bir zaman için karartmaktan başka bir işe yaramayacak.

AKP, Denktaş'ın ayak oyunlarına gelmeden, Kopenhag'a Annan Planı'nı kabul ederek gitseydi, hem Rum kesimini duvara sıkıştıracak, hem de çok daha olumlu bir hava ile müzakerelere devam edecekti. Amerikan şahinlerinin bile güvercinleri tercih ettiği bir noktada, AKP çekimser davrandı ve henüz iktidar olamadığını gösterdi.

***

Bunun bir diğer örneğini, 2. Uyum Paketi'nin anlaşılmaz ve kabul edilemez bir biçimde Kopenhag Zirvesi ertesine atılmasında gördük.

Türk halkının çıkarları ve hukukun üstünlüğü için yapılacak değişimlerde ne bürokrasiden korkmaya, ne de dış dünyadan medet ummaya gerek var. Bu tereddütler AKP'nin samimiyetini ve iktidar olma şansını azaltır. Bu bağlamda, AKP, AB'nin 2003 yılı başında vereceği yeni "Katılım Ortaklığı Belgesi"ni olduğu gibi "Ulusal Rapor" haline getirebilir. Katılım Ortaklık Belgesi, AB'nin aday üyelere sunduğu sağlıklı yaşam reçetesidir. Bunu Macaristan olduğu gibi "ulusal rapor"a çevirerek, kendi halkına hizmet etmiş, hem de Avrupalı olma yolunu çok kısaltmıştır.

Yeni "Katılım Ortaklığı Belgesi"ni, 2003 yılında tamamlamak hedefi, AKP'nin iktidar olmasını sağlayacağı gibi, Türkiye'yi de rahatlatır. Ayrıca, 2007'de tam üye olacak Bulgaristan ve Romanya'ya yetişme arzusunu da ateşler. Unutmayalım ki, Türkiye müzakereler sırasında, Gümrük Birliği'nden gelen önemli avantajlara sahip. Bu radikal adımlar AKP'nin AB'yi içselleştirmesini de sağlayacak, AB ile henüz çok yeni olan ilişkilerini de derinleştirecek.

***

AKP'nin, 2. Uyum Paketi'ni ertelemesi türünden garip bir tavra, "ekonomik akıl" konusunda da rastlar gibi oluyoruz. Türkiye'de, "devlet müteahhitliğini" sona erdirecek, temiz bir siyaset yolunu açacak olan "İhale Yasası" konusunda tedirgin edici gelişmeler var. AKP gerçekten "demokrasi, insan hakları ve piyasa ekonomisine" sahip çıkmazsa sonunda kendi kurnazlığının kurbanı olur. Çünkü iç dengelerde ayakta kalabilmesinin en sağlam yolu, bu ilkelere inanmak ve bunları içselleştirerek evrenselliğin bir parçası haline gelebilmek. AB'ye kızınca, 2. Uyum Yasası'nı ertelemek, Türkiye'nin siyaset kurumunun finansmanını zehirleyen yolu kapatacak İhale Yasası'nı geciktirmek, o bildik puslu havayı sürdürmek anlamına gelir ki bu, AKP'nin kurtlara yem olmasına da olanak sağlar.

***

Türkiye, AKP Hükümeti sayesinde, AB sürecinde çok önemli bir virajı katetti. AKP, hükümet programını sektirmeden uygular. Ankara'nın siyasal rantına kapılmaz ve iktidar olamadan sadece hükümet olmak ile yetinmek gibi bir kolaycılığa gitmezse, çok büyük başarılara imza atar. Türkiye'nin müslüman aleminde örnek olmasını gerçekleştirmekle yetinmez, ülkeyi AB üyesi de yapar, ama bunlardan çok daha önemlisi Türk halkının bir türlü ulaşamadığı özgürlüğün, zenginliğin ve mutluluğun kalıcılığını sağlar.

Şimdi Amerika ve AB bunların gerçekleşmesi için yeşil ışık yakmış durumda. Yeter ki, AKP kendi silahıyla kendini vurmasın, kendi korkularıyla kendi iktidarını yaralamasın.