kapat
29.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Ne münasebet!

Yıllar öncesi...

İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti dönemi...

Kamran İnan, o zaman AP'deydi.

Süleyman Demirel'in yerine, partinin başkanlığına oynuyordu.

Demirel'i eleştirmek, gücünü zayıflatmak için elindeki tüm malzemelerini kullanıyordu...

Kendisini destekleyen bir hanım meslektaşımıza, epey telkinlerde bulunmuş, şöyle demişti:

"Bu Demirel'in dış politikası yanlış, hep korkak güvercin politikası güdüyor. Oysa, şahin politikası gütmeli. Vermesin Irak'a suyu. Kessin Dicle'nin suyunu... Bak, kuzu kuzu petrolü veriyor mu Irak, vermiyor mu?"

ŞAHİN & GÜVERCİN

O meslektaşımız, daha sonra Demireller'in Tuzla'daki evlerinde, bir bayram günü Süleyman Bey'e, "Ama siz de fazlasıyla güvercin politikası güdüyorsunuz, şahin olun biraz. Kesin suyu, vermeyin.

Bakın nasıl kuzu kuzu petrol vermeye yanaşacaklar" demiş...

Demirel de bunun üzerine, burnundan soluyarak bastırmış yanıtı:

"Senin birileri kafanı çelmiş. Ama bu işleri hiç bilmeyen biri o.

Kimse, o zat'a sor bakayım, ben şahin olmayı kabul ettim de, suyun debisi şu kadar milyar metreküp, onu keseyim de nereye koyayım?

Cebime mi koyayım?"

Son haftalarda, Kıbrıs merkezli olarak ortaya atılan Türkiye'nin dış politikasıyla ilgili argümanları izlerken, yukarıya aldığım o sözleri anımsadım...

İçimizdeki "Jön Türkler" bir yana, hamasetle sarmalanmış tamamen trübünlere oynayan dış politika anlayışı sırıtıyor...

Aynı zamanda da gerçeklerden çok uzak!

Oysa...

Dış politika, günlük kısır siyasi çekişmelerin ötesinde, bir derinlik, uluslararası diplomasi dilini ve rüzgarın yönünü iyi takip etmeyi gerektirir. Aklına her estiğinizi söyleyebildiğiniz bir yer değildir orası... İçe değil, dışa dönüktür...

Ağzınızdan çıkan her söz, temsil ettiğiniz ülkeyi bağlar...

Yoksa...

Kamran İnan iyi bir politikacıdır...

İyi anladığı, iyi bildiği çok şeylerin yanı sıra, elektrikten, sudan, barajdan anlamaz. Bu da O'nun böylesi gaflar yapmasına, olmayacak şeylerden medet ummasına yol açmıştır.

Bu anektodu TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan gibi "Kıbrıs'ın stratejik önemi bir yana" deyip, sanki sorunun temelinde Türkiye varmış gibi göstermeye çalışanların sözleri bağlamında yansıttım...

KARŞILIKLI BAĞIMLILIK

Bir başka açıdan...

Batılı başkentlerle ilgili uluslararası realiteyi yansıtan, 11 Eylül öncesine dair birkaç satır daha...

Batı bloğunun liderleri yılda en az iki kez, ABD Başkanları ile yüzyüze gelip görüşürler. Bir ya da iki kez Washington'da toplanıp yeni stratejiler saptarlar...

Kongre diye bilinen Meclis'in önde gelenleriyle, Dış İlişkiler Komiteleri Başkanları'yla dirsek temaslarını sürdürürler...

Bilinen bir gerçek vardır ki...

O da Başkan'a rağmen Kongre'den sonuç alınamayacağı... Kongre'ye rağmen de sadece Beyaz Saray'a dayanarak ilişkilerin sağlıklı sürdürülmesinin mümkün olmadığıdır...

Her ikisinin müşterek desteği aranmalıdır. Yani, Batı bloğundaki bir yönetim, ABD'nin hem Kongresi'nde, hem de Başkan düzeyinde lobi faaliyetlerini sürdürmelidir. Çünkü çağımızda katıksız bağımsızlığın yerini, bir başka kavram almaktadır... Bu da "interdepence" denilen "karşılıklı bağımlılık" dengesidir...

Ekonomide, dış siyasette, savunmada, Batı toplumlarını oluşturan devletler, birbirleriyle belirli bir ölçüde, ABD ile de büyük ölçüde karşılıklı bağımlıdırlar... İç içe geçmiştirler...

Özellikle son yıllarda gittikçe hızlanan kutuplaşma süreci de bunun en belirgin örneğidir...

AFFET AMA UNUTMA

Ama...

Bu gerçeklerin hiçbiri, Kıbrıs'ın Türkiye için varolan stratejik önemini değiştirmez... Çünkü karşılıklı kurulan devletlerarası bu hassas dengeler, birbirlerinin nasırlarına basmama nezaketi üzerine kuruludur...

Ki...

Hiçbir kutsal kitapta da "Gün gelecek Avrupa diye bir birlik oluşacak. O birlik çatısı altındaki ülkelerin hepsi ortak amaç uğruna birbirine kazık atmadan yaşayacak" diye bir ifade de yer almıyor...

Yani yeni kurulmakta olan birlik, kesinlikle geri dönülmez bir süreçtir diye de bir şey yok...

Birilerinin artık bunu bizim "Jön Türk" kafalı aydınlarımıza anlatması gerekiyor...

"Ver kurtul!" çözüm değil...

Hele 11 Eylül sonrasında oluşmakta olan yeni yapı, Türkiye'yi onca borç yüküne rağmen bölgenin vazgeçilmez oyuncusu yaptı...

Onun için PKK terörünü başımıza bela edip, bizi onca borç yükünün altına sokan Batı'dan zararımızı tahsil etmenin tam zamanı...

Türkiye eline geçen fırsatı, bu defa iyi değerlendirmeli!

Son olarak...

Batı'da Kiliseler'de tekrarlanan değişmez ilkedir:

"For give, but never for get!"

Yani, "Affet ama asla unutma!"

Bu değişmez kural, Türkiye için de geçerli!

Hele Kıbrıs için iki defa geçerli...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Superbahis
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır