  
Enteller bu uzay işine karışmasın..
Uşak'ta görülen türde uzaylı varsa taşlanmaya layıktır.. Çünkü sahtesidir.. Ben boyu beş metre olan gerçek uzaylıların temsili resimlerini birinci sayfaya koyduğumu hatırlarım.. Tarifini de haberi getiren Sedat Sertoğlu yapmıştı..
PeŞİn peşin rica ediyorum..
Sanatçı tayfası bu uzaylı ziyareti işine karışmasın..
Onlar karıştı mı entel taifesi arkalarından gelir, sosyal demokratlar başka türlü konuşur.. TÜSİAD rahat durmaz.. Ardından herkes Diyanet'ten görüş alma ihtiyacı ortaya çıkar..
Çarşı karışır..
Sonunda meydan Medyum Memiş ile Keto'ya kalır..
***
Telaşımın sebebi Haluk Levent'in halleri yüzünden..
Tutmuş, sahnesine bir uzaylı çıkarmış.. Sahneye çıkardığı aslında uzaylı değil tabii.. Uzaylı fistanı giymiş dünyalı ama olsun! Ahalimiz saftır, bir gördüğüne bir de dinlediğine inanır..
Sahnede gördüğü şey; buzdolabına konan yemek artığı gibi folyoya sarılmış bir adam.. Kafası sürpriz yumurta gibi duruyor.. Eh! Haluk Levent'in müziği de işin içine karışınca olay tamamlanıyor..
Uzaydan geldin haa!
Haluk Levent'in rakçı olduğunu bilmeyen kendi halinde bir vatandaş, gitarından çıkan elektronik tıngırtıya baktığında;
- "Şu arkada duran uzaylı.. Öndeki de uzay gemisiyle bağlantı kurmaya çalışan telsizcisi.." deyip;
- "Taş yok mu taş!" diye aranmaya başlar.. Ondan sonra sen istediğin kadar şarkı aralarında mikrofonu alıp dinleyiciye;
- "Uzaylı gördüğünüzde taşlamayalım.." mesajı gönder.. Taşı kafana yedin mi nasıl bir yanlış yol tuttuğunu o zaman anlarsın..
Ayrıca tecrübeyle sabittir..
Entel dantel kısmının karıştığı olayın ardı gelmez.. Caretta tosbağalarının başına gelenleri görüyorsunuz..
Entel kısmı bu meseleye karışmadan önce Caretta tosbağaları kıyılarımıza gelip yumurtalarını bırakıyorlardı.. Ahalimiz, bunların geliş gidişinden haberdar olmadığı için rahatlardı..
Gerçi arada sırada hayvanların huzurunu kaçıran bir iki muzırat vatandaş çıkmıyor değildi ama kimsenin de aklına "Sucuğun üzerine kırarız.." diye Caretta yumurtası toplamak gelmiyordu..
Ne zaman ki Carettalar'ın fotoğrafları gazetelerde çıkmaya başladı, vatandaşın iştahı o zaman açıldı..
***
Nasıl açılmasın? Kumsalın üzerinde yatan Caretta'nın görüntüsü, plaja güneşlenmek için inmiş üç aylık tosun kıvamında.. İki üç ayda bir kasaba uğrayan fukara kısmı "Şu Caretta tosbağasından acaba ne kadar et çıkar?" diye hesap yapmaz mı?
Gazete haberlerine kulak asmayın.. O deniz tosbağalarının kirli atıklar yüzünden telef olduğuna inanmıyorum.. Olay dediğim gibi gelişiyordur..
Bizim ahalimiz her türlü mahlukatın irisine meraklıdır..
Bırakın yemesini, fırsat bulduğunda hissi ilişki bile kurmaya çalışır.. Ben 1950'li yıllarda Eyüp ahalisini dehşete düşüren olayın kahramanını, yani Topal Leylek'e tecavüz eden adamı tanımışım..
Gerisine kulak asmam..
Leylek vak'ası..
Olay şu.. Garip bir leylek sakatlandığından, diğerleri ile birlikte güneye göç edememiş.. Eyüp'te bir cami avlusuna sığınmış.. Merhametli insanlarımız sakat kuşa gözü gibi bakıyor..
O da insana alışmış.. Çarşıda pazarda bile dolaşıyor.. Ama o kadar iyinin bir de kötüsü olacak elbet..
Cibiliyetsizin biri hayvanın hallerinden tahriklenmiş mi ne? Fırsatını bulup, zavallı azman kuşu kaçırmış, tenhalarda yapacağını yapmış..
Beş altı yıl önceydi.. Cağaloğlu'ndaki meşhur Talat'ın Kahvesi'nde bir gece kağıt oynuyorduk..
Ahmet Vardar ağabeyimiz de acıkmış, dışarıya sandviç türünden birşeyler aramaya çıkmış.. Geri geldiğinde orta yaşlı, bir elli boyunda bir adamı kulağından sürüyordu..
Eski haberci olduğundan yolda görüp tanımış, kulağına yapışmış..
- "Eyüp'teki topal leyleğe tecavüz eden işte bu.." diye bize gösterdi.. Adamın utanacağını sandım, gülüyordu.. Üstelik de yakalanıp hapis cezası yemiş..
Halleri o kadar rahattı ki.. "Evet, bu iş gönül rızası ile olmadı ama şimdi birbirimizi seviyoruz.." dercesine sırıtıyordu..
Adamın seyrine durup merakımızı giderdikten sonra defettik gitti..
Bunları bildiğimden ne zaman gazetelerde bir Caretta fotoğrafı görsem yüreğim ağzıma gelir..
***
Korkum o ki entel kısmı işin içine karışınca, benzer bir iş de uzaylı ziyaretlerinden birinde yaşanacak..
Entel kadın yazarlar "Uzaylıları rahat bırakalııım lütfeeeen!" diye yazdıkça, okuyanı kıllanacak.. Bunlar işe karışıtığına göre işin içinde iş var, diyecekler..
Ayrıca entellerin bu işe karışmasına bir sebepten daha itirazım var..
Tamam! Caretta tosbağası meselesinde hükümetimiz gafil avlanmış olabilir ancak uzaylı ziyaretini bu yerlere çekmek haksızlık olur.. Dışarıya karşı "Türkiye'nin bir uzay programı yok!" havasını verir..
Belki okurların yaşça küçük olanları bilmez ama ben bilirim..
Bizim hükümetlerimizin her zaman bir uzay programı olmuştur.. Atatürk "İstikbal göklerdedir.." dediğinden beri bu böyledir..
Temsil Amerikalılar ilk kez aya gittiğinde o zamanki hükümet bunun insanlık için önemli bir gelişme olduğunu açıkladı.. Hazırlanan ilk bütçeye de "Uzay çalışmalarında harcamak üzere 15 liralık bir fon" koyuldu..
Gerçi o zamanın onbeş lirası ile Ay'a değil, ancak Ankara'dan Şereflikoçhisar'a gitmek mümkündü ama olsun.. Bütçeye konan o sembolik para kararlılığımızı ifade ediyordu..
Neil Amstrong ayda zıplarken, bizim köylünün teneke çalıp aya av tüfeği ile ateş etmesi ise olayın başka bir boyutudur.. Hükümetimizin kararlılığına verilen folklorik bir destek diye görmek lazım..
Uşak'ta görülen uzaylılara gelince.. Uşak Valili'ği durumu NASA'ya bildirip ne yapılması gerektiğini sormuş, NASA'dan;
- "Taşlamaya devam edin.." cevabını almıştır..
O sebepten "Uzaylılara çiçek verelim.." gibi çağrılarla mevcut programı battal etmenin alemi yok..
|