kapat

17.02.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Dersimiz adab-ı muaşeret
Şehre göç eden ailelerin çocukları ile sokak çocuklarına şehir hayatına uyum sağlamak için 'adab-ı muaşeret' kuralları öğretiliyor. Taksim'deki 75. Yıl Çocuk Koruma Merkezi'ndeki kurslarda 'yemek nasıl yenir, nasıl giyinilir'den konuşmaya kadar her detay var

Eskiden adab-ı muaşeret kuralları denirdi, şimdilerde ise görgü kuralları deniyor. Hepimizin çok küçük yaşlarımızdan itibaren duyduğu bazı sözler vardır. "Bir şey isteyeceksen 'lütfen' de, burnunu karıştırma, yemek yerken ağzını şapırdatma" gibi. Peki bu tip nasihatları hiç duyamayanlar? Örneğin sekiz çocuklu bir ailede dünyaya gelip, zamanının çoğunu sokaklarda geçirenleri düşünün. Aileleriyle doğudan büyükşehirlere göçüp, kent yaşamına tam olarak uyum sağlayamayanları...

Sokak çocukları ile şehre göç eden çocukların yuvası haline gelen Beyoğlu 75. Yıl Çocuk Koruma Merkezi, bu konuda ilginç bir uygulama başlatmış. Zümrüt Erdur da burada her perşembe 6-14 yaş arası çocuklara adab-ı muhaşeret kurallarını öğretiyor. Nasıl oturulur, nasıl kalkılır, nasıl izin istenir, hatta nasıl yemek yenir?

KENT İNSANI OLACAKLAR
Erdur iki aydır süren programda çok yol katedildiğini söylüyor: "Kursun ilk günlerinde çocuklar sıkılıp, oda içinde sürekli yer değiştiriyorlardı. Şimdi ise sabırla dinliyorlar."

Vakfın diğer gönüllüsü Nazire Öztunalı'nın amacı da farklı değil: "Bu çocuklar başka şehirlerden gelmiş olabilir ancak artık İstanbul'da yaşıyorlar. Artık giyimlerine, kuşamlarına, konuşmalarına da dikkat etmeliler." Bu merkeze gelen çoğu kişinin çok daha farklı, örneğin sağlık ve yemek konularında yardıma ihtiyacı var. Ancak bu konuda da kurum elinden geleni ardına koymuyor.

Erdur'a göre ise kişilerin kendisini farketmesini sağlamak en az maddi yardımlar kadar elzem: "Diğer çocuklardan hiçbir farkı olmayan bu çocuklarla birlikte yapmaya çalıştığım şey, sınırlı olan hayat yolculuğumuzu en iyi nasıl yapacağımızı öğrenmektir. Ezberci olmayan, düşünen ve araştıran, kendini iyi ifade edebilen insanlar yetiştirmek gerek." Kısacası çocuklar bir yandan oyunlar oynar, bir yandan sandviçlerini yerken bir yandan da kent insanı olmayı öğreniyor. Örneğin Öztunalı saçları dağınık, bakımsız bir kız görürse, hemen çantasından tarağını çıkartıp veriyor. Bütün kızlar ardı ardına saçlarını taramak isteyince de hepsine tarak hediye etmeye başlamış.

ANNELER DE EĞİTİLİYOR
Adab-ı muaşeret nasihatleri üç beş kereden sonra en büyük görgü düşkünlerini bile sıkar. Dolayısıyla çocukların bir zaman sonra yılması da çok doğal. Ama Erdur buna da bir çözüm bulmuş. Dersleri eğlenceli hale getirmek için küçük küçük müzik ya da hikaye araları veriyor. Herkes bir ağızdan şarkılar söylüyor. Ya da pür dikkat Erdur'un anlattığı hikayeleri dinliyor. Bütün bunların yanı sıra zannetmeyin ki, çocuklar büyüklerinin yanında mum gibiler. Her ne kadar büyüklerine saygıyı öğrenseler de onlar kurumun gönüllüleri ve diğer personeli yanında bir hayli rahat davranıyor. Yani evde gibi...

Bu arada çocuklarını her gün bu kuruma getiren annelerle de ilgileniyor gönüllüler. 75. Yıl Çocuk Koruma Merkezi her ne kadar sadece çocuklara kapılarını açmış olsa da annelere de tavsiyelerde bulunulabiliyor. Erdur'un adab-ı muaşeret dersleri tabii burada da devreye giriyor. Ne de olsa onların da çocuklarına iyi birer örnek olmaları lazım. Kuruma uğrayan anneler de yavaş yavaş giyimlerine, kuşamlarına, konuşmalarına dikkat etmeye başlamışlar.

BU SÖZLEŞME HERKESE LAZIM
Buluşmalarda ilk önce Erdur'un çocuklarla birlikte hazırladığı bir sözleşme okunuyor. Bu sözleşmenin bazı maddeleri şöyle:

*Yalan söylemeyeceğiz, kavga etmeyeceğiz, bağırarak konuşmayacağız

*Bize bir şey verilmeden elimizi uzatmayacağız. Ben, bana diye hiçbir konuda öne fırlamayacağız.

*Konuşanın sözünü kesmeden dinleyeceğiz

*Sabah güler yüzle kalkacağız, ev halkına günaydın diyeceğiz, elimizi yüzümüzü yıkayıp dişlerimizi fırçalayacağız

*Birbirimizi ve tanıdıklarımızı gördüğümüzde selamlaşacağız, hal hatır soracağız.

ASLI E. PERKER


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır