kapat

03.02.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Superkupon
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
"Oyuncu" olarak bir Genco Erkal portresi
Salon, zifiri bir karanlığın tutsağı... Ne bir "ses"in gölgesi dolaşıyor bu karanlığın üzerinde, ne bir "ışık" huzmesi...

Önce bir ayak sesiyle yırtılıyor karanlığın bedeni, hemen ardından da "Oyuncu"nun "Işık, ışık" sözcükleriyle bürünmüş haykırışıyla...

Bir süre sonra da "Oyuncu"nun sesi ve bedeniyle aydınlanıyor sahne...

Bu, dokusu yalın görünmesine rağmen özü oldukça karmaşık "oyun"u birkaç sözcükle şöylece özetlemek mümkün:

Tiyatroya yedi yıl ara vermiş bir "oyuncu", yeni bir oyunda rol almak için yönetmeni görmeye gelmiştir. Oysa tiyatroda yönetmen yerine asistanı bulunmaktadır. "Oyuncu" bu sıkıntılı bekleyiş anında, "oyun"a kendisini ve asistanı da katarak hem kendisi, hem de seyircisiyle bir "yüzleşme"ye girişir.

Genco Erkal'ın deyişiyle "Oyuncu, başka bir oyuncuyu en iyi oynayarak anlar ve anlatır."

Ve bu "yüzleşme" hiç ara vermeksizin, yaklaşık bir saat kırk dakika kadar sürecektir.

Oyun "Ben, Feuerbach", Türkçesiyle "Oyuncu" başlığıyla Dostlar Tiyatrosu tarafından Karaca Tiyatrosu'nda sahnelenmekte...

Yazarı, "Günümüz Şizofrenisi Üzerine Çeşitlemeler" oyunlarıyla bilinen Tankred Dorst...

"Oyuncu"yu Genco Erkal canlandırıyor, "asistan"ı Erdem Akakçe, kadını ise sesiyle değil ama, yüzüyle Zeynep Irgat...

Fakat o ne müthiş performanstır ki, oyunun yönetmeni de olan Genco Erkal, tek başına, yüz dakika süreyle hem bir "oyuncu" olarak kendisiyle yüzleşebilmekte, hem de seyircisiyle... Tabii, seyirci de kendisiyle...

Çünkü sahne, üzerinde yaşadığımız dünya...

"Oyuncu" ise bu sahnede "dehanın hayalci istekleriyle gerçeğin gerekleri arasındaki çelişkiyi yaşayan" insan...

Peki, "insan" olarak bu oyunda rolüm ne benim, kimim ben?

Dorst, bir söyleşisinde "Tiyatro, kendisiyle yüzleşebilenler üzerinde etkili olabilir" diyor. "Oyuncu" da işte bu sözlerinin kanıtı niteliğinde bir tiyatro yapıtı...

Perde indiğinde bir eski tiyatrocu, şöyle değerlendiriyordu Genco Erkal'ın oyununu: "Bunu ancak bir dinozor yapabilir."

Gerçekten Dorst'un "Oyuncu"su kimliği üzerine tiyatro hayatının bütün birikimini bina eden olağanüstü bir Genco Erkal portresi izlemek istiyorsanız, ama bunun da ötesinde hayalgücünüzün sınırlarını zorlayarak kendinizle yüzleşmeye cesaretiniz varsa "Oyuncu"yu seyredin...

Ama, mutlaka seyredin...

Assisili Aziz Francesco'nun "kuş"larından biri de neden siz olmayasanız?

Avlu

Ana ölünce her şey ölüyor; avlularda şakıyan seslerle, badem çiçeklerinin ak kokularıyla...

Adnan Binyazar

(Masalını Yitiren Dev)

HAFTANIN KİTABI: ANADOLU KENTLERİ
Anadolu toplumunun zaman zaman geçirdiği büyük güçlüklere, yağmalara, yangınlara, saldırılara rağmen yine de bu topraklara biçim vermede bir kesinti olmamış mıdır? Bugün özelliklerini yitirmemiş kentlere gidildiğinde, doğal çevreyle, insan emeğinin uyumlu çözümlere ulaştığı örneklerle karşılaşmıyor muyuz?

Peki, bu ortamda Anadolu kenti olarak İstanbul'un konumu nasıl?

Uzun bir geçmişi yaşayan, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının başkenti olan İstanbul'un çelişkili sorunlarla karşılaşması bugün olağan değil midir?

Metin Sözen'in 60'lı yıllardan bu yana yazdığı, bu ve benzeri soruların yanıtlarını aradığı denemelerini bir araya getiren "Anadolu Kentleri-Anadolu'nun Kenti İstanbul" başlıklı çalışması "Turkcell" yayını olarak çıktı.

Çocukluk anıları ve günümüz şairlerinin dizeleriyle bezediği "Anadolu Kentleri"nde Diyarbakır'dan Nevşehir'e, Bursa'dan Kayseri'ye 21 kenti dünü ve bugünüyle anlatan Sözen, "Anadolu'nun Kenti İstanbul"un da anıtlarla örülü tarihinin fotografisini çıkarıyor.

Erzade Ertem'in fotoğraflarıyla ayrı bir değer kazanan, Turkcell Genel Müdürü Cüneyt Türktan'ın da altını çizdiği gibi "yaşadığımız en yakın çevreden başlayarak kente, ülkeye, dünyaya duyarlı ve bilinçli yaklaşımın" öne çıktığı bir çalışma...

Askere gözyaşı yakışmaz

Edebiyat sözcüğü "edep"ten geliyor, bu yüzden yanlış kaldırmaz. Ama şair ve yazarlar üzerine nice başvuru kitabı da yanlışlarla dolu... Mesela "Sarduvan", "Rezil Dünya" romanlarının yazarı Faik Baysal'ın doğum tarihi, Behçet Necatigil'in "Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü"nde 1 Aralık 1922. Baysal'a göre ise 1 Aralık 1921...

Mehmet Nuri Yardım'ın "Romancılar Konuşuyor" başlıklı çalışması Kaknüs Yayınları arasında çıktı.

Baysal 1941'de askerde iken son mısraı "Gözyaşı yasaktır askere" olan bir şiir yazmıştır. Şiir sakıncalı bulunacak ve 27 gün hapse hüküm giyecektir. Asıl sürpriz ise bundan sonradır.

Yedek subay okulunun altındaki bilardo salonu hapishaneye dönüştürülmüştür. Baysal sigarasını yakarak karyolasına uzanır. Yanı başında, gözlerini tavana dikmiş, ince uzun bir adam, durmadan "Bir, iki, üç" diye saymakta... Ve "Bu adam kimdir?" sorusu, "Orhan Veli"dir cevabı ile kendisine dönecektir. Dostlukları işte bu tanışmadan sonra başlayacaktır.

ŞAİR DİYOR Kİ

Kemal Özer

Elin elimde

Elin elimde olacak sevgilim

İlkyaz güneşinde, tomurcukları çatlatan o incecik sızıyla yüreklerimiz sarsıldığı zaman da

Gökyüzünü çınlatarak ilerleyen bir yürüyüş şarkısına göğüs dolusu katıldığımız zaman da

XX. YÜZYILDAN DUVAR KABARTMALARI

(Yordam Kitapları)

HAFTANIN KARE ASI

Masalını Yitiren Dev: Adnan Binyazar (Can Yayınları)

Bütün Eserleri 4: Atatürk (Kaynak Yayınları)

Aile Onuru: Robert B.Parker (Epsilon Yayıncılık)

Kamino: Shirley MacLaine (Dharma Yayınları)

durbas@mynet.com.tr


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır