kapat

20.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Avrupa Birliği'ne karşı çıkmanın yeni yöntemi

Sağlık-İş Başkanı Mustafa Başoğlu "En ayıp plaket" başlıklı yazıma bir açıklama göndermiş. Başoğlu bu açıklamasında DYP milletvekili Ayvaz Gökdemir'e Alman Parlamenter Claudia Roth'u "fahişe" olarak nitelendirdiği için plaket verildiği haberlerinin doğru olmadığını söylüyor.

Başoğlu bu konuyla ilgili olarak bir basın toplantısı yaptığını, sözlerinin hiçbir yerinde "fahişe" kelimesinin geçmediğini, ancak yazılı basının bunu öne çıkardığını ileri sürüyor.

Sağlık-İş Başkanı bu açıklamayla birlikte Avrupa Birliği konusundaki görüşlerini tekrarlıyor.

Biliyorsunuz, Türkiye'de hiç kimse "Ben Avrupa Birliği'ne karşıyım" demiyor. Buna karşın sözünün sonuna hep bir "ama" ekleyerek çekincelerini dile getiriyor. Bu çekinceler biraz incelendiğinde, karşınıza "Avrupa Birliği'ne hayır" sloganı çıkıveriyor.

Mustafa Başoğlu da aynen bunu yapmış. "Avrupa Birliği'ne girelim; ama bu üyeliğin yerlerde sürünerek haysiyetimizi inciterek bize tepeden bakılarak gerçekleşmesine karşıyım" diyor. Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye ikinci sınıf insan gibi baktığını söyleyen Başoğlu "Üyelik eşit şartlarda ve başı dik gerçekleşmeli" diye de ekliyor.

Sağlık-İş Başkanı Alman Claudia Roth'a tepki duyduklarını da belirterek "Bir sömürge valisi gibi dolaşma, herkese tepeden bakma ve Türk polisini azarlama hakkını ona kimse veremez" diyor.

Elbette Başoğlu'nun Avrupa Birliği konusunda duyduğu bazı kaygılara katılmamak mümkün değil. Ancak bazı çevreler özellikle bu tür konuları öne çıkarak Türkiye'nin kasıtlı olarak küçük düşürülmeye çalışıldığını ileri sürüyor ve doğal olarak kamuoyunu etkiliyorlar.

Oysa Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi için bazı koşulları yerine getirmesi gerek. İlk koşullardan biri de demokrasi, hukuk ve insan hakları. Biz bu yolda adım atmadıkça Avrupa'dan heyetler de gelecek, raporlar da hazırlanacak. Biz bunlara kızdıkça, tepki gösterdikçe süreç uzayacak.

"Biz Avrupa'yı istemiyoruz" elbette bir görüş. Ama hem istiyor gözüküp hem de çağdaş hiçbir şartı yerine getirmemek, getirilmesini isteyenleri bu ülkeye hain ilan etmeye kalkmak olmaz.

Mustafa Başoğlu duyarlılık göstererek görüşlerini dile getiren bir açıklama göndermiş. Başoğlu'nun fikirlerinin bir de bu açıdan irdelemesinde yarar var sanıyorum.

Milli Mutabakat Hükümeti artık seslendirildi
Cumartesi günü Ankara'da çok konuşulan "Milli Mutabakat Hükümeti" senaryolarını yazmıştım. Doğaldır ki o satırlar bir isme ya da kuruma dayanmadan yazılmış, kulis ve hatta dedikodu niteliğinde yazıydı.

Ancak İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım, bu konudaki görüşleri önceki gün yaptığı konuşmada dile getirdi. Böylelikle "Milli Mutabakat Hükümeti" konusu resmi bir ağızdan gündeme getirilmiş oldu.

Öyle sanıyorum ki, Mehmet Yıldırım kimi çevrelerde ne kadar eleştirilirse eleştirilsin pekçok kişinin kafasındaki düşünceyi de açıklamış oldu. Bundan sonra ister istemez siyasetçiler de siyasetle yakından ilgisi olanlar da bu konuyu tartışmak zorunda.

Mehmet Yıldırım'ın açıkça seslendirdiği görüş bir süredir zaten başkent kulislerinde ağızdan ağıza dolaşıyordu. Hükümetin başta ekonomi olmak üzere pekçok konuda yetersiz kalması, kendi içinde uyumlu gibi görünmesine rağmen istikrarın sağlanamaması ve üstelik devletin diğer kurumlarıyla sık sık sürtüşmeye girmesi çok dikkat çekiyor.

Aldığım duyumlara göre öncelikle yapılmak istenen hükümette geniş çaplı bir revizyon. En az 10 kişinin değişmesiyle hükümete yeni bir çehre kazandırılmak böylelikle "İşte bu başka bir hükümet" imajının yaratılması isteniyor.

Hatta bu hükümete dışarıdan bazı bakanların da alınabileceği kulaklara fısıldanan konular arasında. Örneğin, Zekeriya Temizel'in bakanlık koltuğuna oturması için çaba harcayanların olduğu belirtiliyor.

Yıldırım'ın MGK'sı
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım, askerin yönetime el koymasını ya da bir ara rejimin yaşanmasını mı istiyor? Yıldırım'ın son çıkışı basında böyle bir imaj yarattı, bu kesin.

Mehmet Yıldırım'ın bu çıkışının bir talihsizlik olduğunu söylemeliyim. Bir işadamının darbe çağrıştıracak sözler söylemesi ya da ara rejim modelini savunması hiç doğru değil. Çünkü işadamları da demokrasinin tüm kurum ve kurullarıyla yerleştiği, hukukun üstünlüğüne inanılan, insan hak ve özgürlüklerine saygı gösterilen, rekabet hakkının çok iyi korunduğu bir ülkede iş yapabilir, başarı kazanabilir.

Ancak, Yıldırım'ın söylediklerine bakıldığında; bunların aynı zamanda çok yürekli sözler olduğu gerçeğini de belirtmeliyim. Bir işadamı olarak sorunu ortaya koyması, lafı evelemeden gevelemeden söylemesi önemli.

Ara rejimi anımsatacak bölümün ise bir öfkenin sonucu olduğunu sanıyorum. Tabii hiçbir şey demokrasi dışı bir çözüm önerilmesini haklı gösterecek bahane olamaz.

Vural Savaş'ın talihsiz sözleri
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş 28 Şubat döneminin ayakta kalan son isimlerinden. Bir savcıdan çok taraf olarak davranmakla suçlandı bugüne kadar. Zaten tuttuğu taraf olarak nitelenen kesimlerden aldığı alkış da bunun göstergesi.

Vural Savaş "Yargıtay'da en çok oyu aldığı halde" kendisinin Başsavcı atanmamasına alınabilir elbette. Ancak göreve geldiği sırada kendisi de en çok oyu alan kişi değildi. Buna rağmen Demirel kendisini tercih etmişti. Demek ki o sırada bir "misyon" üstleneceği biliniyordu.

Vural Savaş Başsavcılık görevini bırakmak zorunda kalmasına kırılabilir, ancak söylediği bazı sözler bana göre çok talihsiz.

Savaş "İrtica ve bölücü yanlılarının, ikinci Cumhuriyetçilerin, çıkar amaçlı suç örgütlerinin sevinç çığlıkları bitinceye kadar bekleyeceğim" diyor.

Böylelikle kendisine eleştiri yönelten herkesi bu ülkenin düşmanı görüyor. Ayrıca buradan çıkan şu sonuç da var "Kim Vural Savaş'ı eleştiriyorsa o ya irticacıdır, ya bölücüdür ya ikinci Cumhuriyetçidir ya da çetecidir." Vural Savaş'ın buna hiç hakkı yok. Böyle bir hak demokraside ve hukuk devletinde de yok. Herhalde Savaş'ın çok savunduğu "Militan demokrasi" bu anlama geliyor.

Bu arada Vural Savaş 21 Ocak'tan sonra çok şey açıklayacağına da ilan ediyor. Bunu söylerken de ortaya çok önemli sırların döküleceğini kastediyor ya da öyle anlaşılıyor. Sözlerinde Cumhurbaşkanı Sezer'i de itham eden bir hava var. Nitekim biliyorsunuz Vural Savaş'ı çok alkışlayan kesimler, Cumhurbaşkanı Sezer'i "PKK'ya, irticaya destek olmakla" suçlayacak kadar ileri gidiyor.

Savaş şu anda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı. Çok güçlü bir konumda. Söyleyecekleri yeri göğü inletecekse, bunu şimdi yapması ve gereğinin de yerine getirilmesini sağlaması daha doğru değil mi?

Hava Trafik Kontrolörleri zam aldı
Çalışma koşullarının zorluğu ve hakettiklerinden çok daha az para kazandıkları gerekçesiyle uzun süre pasif direniş yapan Hava Trafik Kontrolörleri sonunda maaşlarına zam aldılar.

Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürü Mahmut Tekin'in verdiği bilgiye göre, Hava Trafik Kontrolörleri'nin sorunları bakan Enis Öksüz tarafından ele alınmış ve Devlet Personel yasası çerçevesinde iyileştirme yapılmış.

Buna göre 4 yıllık yüksek okul mezunu Hava Trafik Başkontrolörleri'nin maaşına yüzde 10.26 zam yapıldı. Böylelikle maaşlar 591 milyona yükseldi. 4 yıllık yüksek okul mezunu Hava Trafik Kontrolörleri'ne ise yüzde 27.44 zam yapıldı ve maaşları 585 milyona çıkarıldı.

Mesleğe yeni başlayan 4 yıllık yüksek okul mezunlarının maaşları yüzde 23.83 artarak 540 milyon lira oldu.

Mahmut Tekin ayrıca personel sayısındaki yetersizliğin de gözönüne alındığını belirterek "İvedi olarak 351 yeni Hava Trafik Kontrolörünün alınması için son aşamaya gelinmiştir. Böylelikle personel azlığı nedeniyle bir türlü gerçekleştirilemeyen daha iyi şartlarda ve periyodlarda çalışma zemini hususu yerine getirilecektir" dedi.

Hava Trafik Kontrolörleri "insan yaşamını tehlikeye atarak da olsa" seslerini duyurmuş ve durumlarını biraz düzeltmiş oldular. Tabii bu ücretler o işi yapan personel için ne kadar yeterlidir, bunu bilemem. Umarım bundan sonra tehlike sınırının altında hissederiz kendimizi.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır