kapat

08.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )


Olmamış be Fatih!

Yazını okudum Fatih Altaylı!.. Ama tutturamamışsın!.. Müseccel SABAH düşmanı olarak, sadece yıpratmak, bir miktar da kendine paye çıkarmak için her türlü fırsatın üzerine atlamanı anlaşılır buluyorum ama...

Koskoca bir köşeyi doldurmaya çalışman hasebiyle, benle ilgili ifadeni, son günlerin moda deyimiyle çok "talihsiz" bulduğumu söylemeliyim.

Tut ki şu anda, düşman olduğun bir gazetenin yazarı değil de, meslekteki bir ustan, kıdemlin konuşuyor...

Kendini zorla ve beni öyle dinle:

Adımı öyle bir noktadan "eleştirip", yine "imalı" bir biçimde, kendine pay çıkarmaya çalışmışsın ki, sana oradan çıka çıka sadece "gerzeklik" payı çıkıyor.

Halbuki beni, birazcık olsun tanıyanlara sorsaydın...

"Bu arkadaşın Egebank ile bir işi olabilir mi, bir bağı, bir avantası, bilmenneyi olabilir mi", deseydin, sana:

"Her şey olabilir ama bu adam için avanta, zarf, para, pul vesaire suçlaması olamaz, hatta ima bile edilemez" derlerdi.

Bir düşmana en "sağlam" olduğu yerden saldırmak en hafif ifadeyle gerzekliktir Fatihçiğim!

Radikal gazetesinde yayınlanan, benim de ertesi gün bütün tefurratı ile aydınlattığım zavallı bir "bilgi notu"nu kendine dayanak seçmeden önce, mesela Oktay Ekşi'ye veya Ertuğrul Özkök'e, Tufan Türenç'e veya ne bileyim yazıişlerindeki meslektaşlardan birine danışsaydın, ne olurdu, ne kaybederdin?

Ama danışmadın!.. Çünkü ne söyleyeceklerini tahmin edebiliyordun...

Diyeceklerdi ki, "Bir basın danışmanı bütün yazarlarla görüşür, isteklerini iletebilir, bu işlerin normal akışı böyledir, kimi yazar küfür eder, tersler, kimi de daha saygılı ve dostça konuşur ama bildiğini, inandığını yazar..."

Diyeceklerdi ki, "Burada önemli olan, o telefon konuşması neticesinde bir çıkar sağlanıp, sağlanmadığıdır."

Ama sen bunları, zekanla değilse bile içgüdülerinle kestirecek durumda olduğun halde kimseye danışmadın...

Tuttun, en güçlü olduğum noktada bana "ima" yapmaya kalktın...

"Delikanlıyım" diye böbürleniyorsun ama yorumların bir delikanlıya yakışacak gibi değil...

Daha önce de yazmıştım!..

Köşenden "ne zaman adam oluruz" diye millete fetva vermen, seni adam etmeye yetmiyor!

SABAH düşmanlığı gözlerini kör etmiş... Bana da SABAH'ı savunduğum için diş biliyorsun...

Hiç "olmayan" şeylerden kendine pay çıkarmaya çalışman çok ayıp.

Bu paylarla nereye kadar gidilir, bay Fatih Altaylı?

İnsaf yok mu?

Havada şizofreni var!

Saldırı, suçlama ve iftira okları havada uçuşup duruyor...

Bu okların, kaç kişiyi yaralayacağı belli değil...

Şizofrenik atmosfer şuradan doğuyor ki:

Elinde oku olan herkes bu furyaya düşünmeden, dinlemeden, incelemeden katılıyor...

"Suçlama ve iftira"lara katılınca kendilerinin kahraman ve temiz olacağını sanıyorlar.

Bir örnek vereyim:

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, son günlerde insafsızca eleştirilere muhatap oluyor.

Çetelerin kalkıştığı "ayaklanma" sebebiyle bakanın istifası isteniyor...

Halbuki, bir tek olaya değil, genel manzaraya bakmak lazım...

Cezaevleri, şimdiye kadar hiç olmadığı oranda, çeteler ve teröristlerle dolmuş durumda...

Kapasitenin çok üzerinde mahkumla dolu.

Cezaevlerini "zapturapt" altına alabilmek için, yasal düzenlemeler, fiziki yenilikler ve idari kararlar gerekiyor.

Hikmet Sami Türk, aylardır bu konular üzerinde çalışıyor.

Yani cezaevleri, kanayan "sistematiği" bakımından ameliyat masasında ve doktor sıfatıyla Hikmet Sami Türk ameliyata çalışıyor.

Fakat kimse düşünmüyor.

Şimdi kalkıp doktoru değiştermenin bir alemi, bir gereği ve yararı var mı?

Yararı değil tam tersi zararı var ama saldırı okları, serseri mayın gibi bu bakana yöneliyor.

Sanki, Hikmet Bey gidip, Ahmet Bey gelse vaziyet değişecek...

Bu şizofreniye bir son vermek gerekiyor...

Soğukkanlı, sabırlı düşünemeyenlerin yarattığı bir şizofrenik ortamdan geçiyoruz...

Elbet bu dönemde geçecek!..

Ama geçerken, gerçekten çaba sahibi, iyi niyetli, konusunda uzman bir bakanı yemenin alemi yok!..

"İyi kadrolarını" heba eden toplumlar, istedikleri temizliğe ve berraklığa hiçbir zaman kavuşamaz...

Bütçe'deki payı binde 0.94 olan bir bakanlığın, bakanını eleştirirken, "samimi" ve "akılcı" olmak bu kadar zor mu?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır